renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Mekke

II

11-2-2002 Mekke
Kısa bir süre sonra Mikat sınırlarındayız, Efendimizin Mekke’ye giderken ihrama girdigi yer. Hafızamdaki başka bir hatırası Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed'in burada doğduğu... İhram için gerekli fıkhi meselelere burada başlıyoruz. Hiç bir heyecan buraya benzemez. Allah'a söz veriyoruz ve O'na gidiyoruz... ”Lebbeyk” nidalari burada daha anlamlı… Hakikete gidiyoruz… Heyecan, sevinç, coşku... Yaşamayan hiç bir duygu yok burada... Kalblerdeki aşk yangının bereketini dışarda hissetmek hiç de zor değil. Beyaz ihramları burada giyiniyoruz. İhrama girmek çok hassas ve dikkatli olunması gereken bir an. Yoksa cezası var. Biraz daha genç, sağlıklı olanlar "hacc-ı kıran"a niyetleniyor, yol boyunca “Lebbeyk” nidalarına tüm yeryüzü eşlik ediyor. Burada sadece hayat ve aşk var.

Mekke’ye yaklaştığımızda (harem bölgesi için) gece vakti ok işaretlerini takip ediyoruz. Bazı yasakların başladığı bölge Harem... Avlamak, incitmek gibi... Etrafı dağlarla çevrili bölgeden geçtikten sonra ışıklar görülüyor ve aniden kendimizi evlerin önünde buluyoruz. Burası Mekke… Vadilere, yamaçlara inip çıkıp otele geliyoruz, kalcağımız yere valizler indiriliyor ve biz abdestleri alıp Mescidi haram’a doğru birbirimizden tutunarak karanlıkta ilerliyoruz. Sadece siyah gece ile beyaz ihramlılar... Aniden “lebbeyk”nidaları kesiliyor ve tekbirler getiriliyor, anlıyoruz ki Kabe karşımızda… Kalbler sanki dışarıya fırlalayacak, Ey kalbim biraz daha gayret! Yavaşça Kabe'ye bakıyoruz. Hayret... Biraz önce duracak olan kalb öyle sükûta eriyorki. Yorgun olan kalbler dinleniyor onu gördüğünde. Hacer-ül Esved'i selamlayarak ve onun bulunduğu noktadan tavafa başlıyoruz... Makam-ı Ibrahim'de kılınan namazdan sonra sayh yapıyoruz anne Hacer’i düşünerek, İsmail susamış çünkü... Say yapılan kısım Mescid-i Haramın içerisinde. Zemzem kuyusunun dışında Safa ile Merve birer tepecik. Arada bir yol. Say'dan sonra tebaruk haccı yapanlar ihramdan çıkıyorlar, Hacc-ı kıran yapanların bayram gününe kadar beklemesi gerekiyor. Eve gidiyoruz, ihramda kalanlara özel muamele yapılıyor, ihrama zarar verilmemesi için, Vakit buldukça onlara haccın fikhî meseleleri ile ilgili kitap okuyorum. İşin içinden çıkamadığımız zaman hocamıza soruyoruz. Akşamları otelin çatısına çıkıp "Cebel-i Nur" Dağını izliyoruz… Tam karşımızda.

18-2-2002
Sabah saat altı Sevr’e çıkmaya gidiyoruz.Sevr'e sığınmak için.Grupta her çeşit insan oldugu icin tam iki saat sürüyor Sevr’e çıkmak. Ara sıra teyzelere “cok az kaldı” diye diye avutuyoruz….Yolda Türkiye’den gelen hacılar da var. Hakkını yememek lazım Sevr’e en güzel tırmananlar karadenizliler. Mübarekler sanki dağ ile savaşıyorlar.Ve espiri yapıyorlar “Of’luyuz direk Allaha bağlıyız” Sevr'e çıkarken hayret ediyorum...Şimdi yol yapılmış olduğu halde insanlar çıkmakta zorluk çekiyor, 50 yaşları geçmiş iki arkadaş develerle nasıl çıkmış? Öğreniyorum ki develerin böyle bir özelliği varmış.Dağa çıkmakta zorlanmıyorlarmış... İki saat sonunda Sevr mağarası önündeyiz, biraz kendi halimize kalıyoruz...Bir yanda Mekke’den arkadan gelenlere, diğer yanda Medine yönüne bakıyoruz. Mağaranın içi küçük aklın hesaplayamayacağı şekilde.

19-2-2002

Sabah saat 07:00 önceden Mina’ya gidiyoruz Şeytan taşlamanın nasıl olacağını görmek için. İkindi vakti. Tavaf bitmiş bir teyzeyi kaybediyoruz.Tüm aramalar sonunda karşımıza çıkıyor.Bazıları çıkışıyor “nerdeydin, bizi korkuttun?”, “ Ben kaybolmadım, siz beni bulamadınız” diyince herkese bir gülme. Efendimizin evine yöneliyoruz. Askerler nöbet bekliyor yaklaştırmıyor. Beytullah'a gidin diye işaret ediyorlar. Yine muhabbetli bir teyzemiz derdini türkçe anlatıyor, sanki anlıyor gibi ”oğlum yıllardır hasretliğini çektim, az müsade et”. Asker artık fazla diretemiyor, gerçekten anlamış gibi. Evin etrafinda dolaşıyoruz, küçük beyaz badanalı bir ev. Ebu Kubeys dağının eteğinde. Mescid-i Haram'a oldukça yakın.

20-2-2002
Otobüs bekliyoruz arafata çıkmak için.Otelin alt katında telaş, heyecan, kargaşa… İhramdan çıkmış olanlar tekrar ihrama girdiler. Saat gece 1:00 sularında Otobüs geldi. Hareket ediyoruz; her yerde sessizlik, yollarda köprü , altlarında, yerlerde insanlar yatıyor. Arafat'ta ki çadırımıza yerleştik. Dualar zikirler namazlar. Tam bir mahşer provası imiş. Her bir çadırda farklı sesler dualar. “Kudüs” deniliyor hıçkırarak. Her millette, her renkte insanlar beyaz bir örtünün altında. Arafat Haccın en heyecanlı yeri. Telaş, acele, bir şeyler unutmanın korkusu. İnsan sadece kendi derdine düşüyor, vakfeye duruyor mahşer günü gibi… Öğle ve ikindi vakitlerini burada cem ediyoruz.

İkindi sonrası Muzdelife'ye doğru yola çıkıyoruz. Taşları topluyoruz, Arafat'ın tersi çok sakin ve sessiz. Gece örtüyor her yeri. Yamaçların eteklerinde taş toplayanlar beyaz kelebekleri andırıyor. Buradaki I. vazifemizi tamamladıktan sonra gece saat 03:50 gibi Mina’ya doğru yola çıkıyoruz. Son durağımız...”Lebbeyk “ nidaları yankılanıyor Mekke'ye doğru. Yolda sabah namazını kılıp Vakfe'mizi yapıyoruz.

Sabah saat 08:00 Mina'dayız mahşer gününün korku ve heyecanı… Anonslar, yol tarifleri... Bir kargaşalık olmaması için rehberimizi takip ediyoruz, polisler yön gösteriyor; heyecanın dorukta oldugu yer. Küçük, orta ve akabe denilen büyük şeytanın bulunduğu yere gidiyoruz. Hiçbir şey göremiyorum... Uzun boylu iri yarı hacıların arasında kayboluyorum... Eziliyorum koluma basıyorlar. Sonra da eşim buluyor beni “hemen taşı ve vekaleti ver” diyor; çaresiz veriyorum. “Arkadan dönmeden gel” diyorlar ama ben çıkamıyorum, onlar da çekemiyor daha tehlikeli olur diye. Epey bir zaman sonra çıkabiliyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum Halbuki bugüne kadar heyecan ile beklemiştim. Ayakkabım çantam ortada yok, kimse ile konuşmadan gidiyorum. İçimde büyük bir eksiklik... Sonra hocamız ortalığı biraz yumuşatmak için şaka ile "gerçek savaşçı sendin diyor. Diğerleri hiç yara bile almadı savaşta, insan savaşta yara almaz mı?

Kurbanların kesildiği haberi geliyor. Saçlarımızdan bir tutam kesiliyor ve ihramdan çıkıyoruz. Ve bugün bayram günü. Yaşanılabilen en dolu bayram, yıllarca kardeş hasretinden sonra tüm kardeşlerimle bayramda bir aradayım nihayet. Ziyaret tavafı için Beytullah'a gidiyoruz....

Bayramın ikinci ve üçüncü günü tekrar şeytan taşlamaya gidiyoruz. Yollarda herşeyi görmek mümkün; kaybolan, unutulan, bırakılan... Bayram günleri takibinde fırsat buldukça umre yapılıyor.

27-2-2002
Veda tavafı için Beytullaha gidiyoruz.

28-2- 2002
Herşeyin sonu oldugu gibi bizde burada kalıcı olamıyoruz. Mekke’den ayrılıyoruz ama yönümüz Medine değil…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Mükerrem Şehir

Müslümanlar Mekke'ye gittikleri vakit hemen hemen aynı duygularla dolarlar. Bitmeyen, durmadan beslenen bir anılar manzumesidir Mekke...

Daha dün Hacı rafıklarım geldi yanıma... Bu Hacı rafıklığı da apayrı bir şey... Onları gördüğünüz vakit hemen oralara dönüyorsunuz. Misafirlerimizin bir de ırklarından kaynaklanan sevimlilikleri var. Özbek kardeşlerimizin simalarında tekrar gidip geldik sanki...

Orada yaşanan meşakkatin bile hoş bir tadı var.
Bizim gittiğimiz vakitlerde organizasyon şimdikinden çok farklı idi.
Köyünden hiç çıkmamış insanlar bu diyarda yemek yapacağım diye uğraşırlardı. Ve erkekler de onların işi var diye kendileri mübarek yerlere gitmeye kalkmazlar mı?

Hanımları bir üzüntüdür aldı. Taa nerelerden kalk gel.
Hocaya görünmek icap etti tabii. Hoca genç olunca henüz sağır değildi. İşe yaradı. Herkes gitti.

Hele şeytan taşlama esnasında anısı olmayana ratlamadım. Biz izdiham yaşadık. Ezildik epeyce... Can havlini orada gördük. Hacının birisi kalabalığın ve sıcağın etkisiyle bayıldı. Bereket versin mataramda su doluydu. Onun tepesinden aşağı boşalttım. Bizim kafileden bir hanımdı. Hala anlatır.

Susuz kalmadık hamdolsun. Şeytanı taşlayıp dönerken su dağıtanlar doldu etrafımıza... Allah önce gitmeyenlere sonra da gitmiş olanlara tekrarını nasip etsin. Allah yar ve yardımcımız olsun.

Mekke Ahh...

Mekke anılarınızı bizle paylaştığınız için teşekkür ederim...

Eklemek istediğim çok şey var ama bir iki şey diyebileceğim:

Kabeye bakmak yürek işi, kabede olmak aşk...
Ben hayatımda bu kadar derin bir siyah görmedim...göremem de sanırım...Ne zaman kabe ile ilgili birşey görsem/okusam, tepeden tırnağa titriyor benliğim...

Aşkınız mübarek olsun...

"Otuzuncuharf"

Hacc Risalesi

Güzel duygular. Güzel hâller.. İnşaAllah mebrur olmuş bir hac'dır. Hacc Risalesi'nin yazarı da hac'daydı ve değişik bir açıdan ele almış konuyu. Vahyin Penceresinden programında da bu gece Hilal tv'de, 19:20'de çok geniş bir gözlem dinleyeceğiz inşaAllah...

Sakine hanımın yorumunda gördüğüm için konu açma bahanem kalmadığından yazabilirim buraya. Şeytan taşlamak hacc'ın olmazsa olmazı değildir. Nitekim Prof. Bayraktar Bayraklı da şeytan taşlamaya gitmediğini söylemiştir. Bendeniz de birgün gidersem şayet, şeytan taşlamayı düşünmüyorum. Kalbimi taşlamalıyım belki de..

Sizi Mustafa İslamoğlu'nun yazısıyla başbaşa bırakıyorum..
...Buyrun okuyun efendim...
Hacc'ınız mebrur olsun inşaAllah, amin...

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

ne güzel anlatmışsın

ne güzel anlatmışsın sevgili medine... okurken bazen ağladım, bazen gülümsedim...

hayat ve aşk demişsin ya özetlemişsin aslında bu yolculuğu..

eline sağlık... allah cümle isteyen kardeşlerime bu mübarek toprakları görmeyi nasip etsin.

geçenlerde bir komşumuz ağlıyordu.çok önceleri karayoluyla gitmişler hacca ve giderken bağdattan geçmişler. "nic'oldu bağdatımın hali nic'oldu... taş üstünde taş bırakmadılar, bizim ziyaret ettiğimiz camiler şimdi yok" diye ....

"eddai"

Sezai Karakoç'tan Kabe yorumu

"Kabe ,öyle bir ilahi havuz,kevser havuzudur ki, müslümanlar koşuyor, gönüllerini aşkla, heyecanla, inançla, ona atıyorlar, gönüller orada bütün kirlerinden arınıyor, tertemiz hale geliyor, birbiriyle kaynaşıyor, birleşiyor, havuzdan bir parça oluyorlar. O havuzla gönüller arasında akılların ermeyeceği derecede yüksek ve kutlu bir alışveriş var. Kabe ile müminler arasındaki bu bağlanış, kenetleniş, İslam ruhunun temel bir cephesini teşkil eder.
Birlik idealine gönül verme, Hac görevimizde gizlidir. Onun içindedir....."
Bu sözler Sezai Karakoç'un günlük yazılarından alınmıştır.

Seytan taslama...

Musab kardesim, bildigim kadari ile seytan taslama vaciptir.Zaruri durumlarda vekalet verilebiliyor.Bence seytan taslamaya gitmeyecegim demek dogru degil. Fikihcilar elbette daha iyi bilir...tabiki semboliktir.Zaten Muzdelifedeki hal de insani tefekkur edip kendine ceki duzen vermesi icindir.Yoksa gece vakti bos bir alanda oturmakla farki kalmaz.Dualariniz icin tesekkurler, Insaallah Allah sizede mebrur hacclar nasip eder.sami hocaoglunun hacc ile ilgili tum yazilari okudum.Hacc da en titiz milleti Endonezyalilar olarak gordum....Gitmeden once cok iyi hazirlanmak gerekiyor.cunku hayatimizin baslangic noktasidir.Tekrar gozden gecirmektir.

Sakine, Ayse ve munime kardeslerede katkilardan dolayi tesekkurler.
Aysegül benim dedem de Sam yolu ile gitmisti.O yuzden Sam in yanindaki yeri farklidir.

InsaAlah hepimiz birlikte tekrar takrar gideriz.
Selam ve dua ile....

Haccın Vacibleri

"Mina denilen yerde küçük taş yığınlarına (cemrelere) ufacık taşları atmak. Buna "Remy-i Cemerat = Taşlari atmak" denir. Şöyle ki:

Mekke şehrine iki saatlik mesafede bulunan Mina kasabasında birbirine bir ok atımı kadar uzak üç yerde üç taş yığını vardır. Bunlara Mina'dan Mekke'ye doğru sırası ile: "Cemre-i Ula, Cemre-i vusta, Cemre-i Akabe" adı verilmiştir. Bu taş yığınlarının her birine Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde: "Bismillâhi Allahu Ekber" denilerek yedişer taş atılır. Bu yedi taş birden atılsa, yeterli olmaz, bir taş yerine geçer.

Bu taşlar üç metre uzaklıktan atılır. Taşların cemre yakınlarına düşmesi de yeterli olur. Iki metre kadar uzağa düşenler yeterli olmaz. Yeniden atılmaları gerekir.

Taşları atacak olan şahıs hasta olsa, eline konulacak taşları atar veya bu taşları onun adına başkası atar. Baygın düşen kimse adına da taşları başkası atar. Hac işlerinde böyle başkası yerine görev yapmak, zaruret sebebiyle caizdir.

(...)

Bu taşların atılmalarındaki hikmet, Yüce Allah'ın ilminde saklıdır. Bu, bizim için gerekli olan bir ibadet emridir. Biz bunu yapmakla Yüce Allah'ın emirlerine kayıtsız şartsız itaat ve bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bir de kötü ruhlara ve şeytan vesvesesine karşı olan nefretimizin bir işareti ve belirtisidir. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'ın sünnetine bağlılığın da ince bir anlamını taşır."

Ömer Nasuhi Bilmen/Büyük İslam İlmihali

Aşk, sırmalı kaftanla sokakta ciğer satmaktır...

2 Dilim & Yazacağız

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

''Allah (c.c.) yeri ve gökleri yarattığı günden itibaren Mekke’yi saygın ve muhterem kılmıştır. (Burası) Allah’ın saygın kılmasından ötürü kıyamete kadar da saygın kalacaktır.'' (Buhari, Müslim)

A. İbni Ebi Rabia (ra) Peygamber’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim dedi:

''Bu ümmet bu hürmete (Mekke’nin ta’zimine) gerektiği gibi devam ettikçe hayırdadır, bunu terkederse ve kaybederse helak olur.'' (İmam-ı Ahmed ve İbn-i Mace rivayet edip, Hafız İbn-i Hacer de hasendir demiştir.)

Kaynak:Kırk Mekki Hadis/Hazırlayan: Dr. Talal ibnni Muhammed Ebunnur.

_________________________________________________________________

Mekke'ye gideceğiz. Mekke'yi göreceğiz. Dağına, taşına, toprağına, kumuna karışacağız. Zemzem olup damarlarda dolaşacağız. Develerdeki tebessümün sırrını çözeceğiz. Ve, yazacağız... Mekke'yi yazacağız. Herbir harf ile kalbimizdeki Ka'be için bir tuğla koyacağız.