renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Mağlup Kavimlerin İcadı: Koyunluk Dini *

- Eski zamanlarda bir mer'a da otlayan koyunlar, o kadar beslenmişler, o kadar çoğalmışlar ki düşman korkusundan kurtulmuşlar.

Arslanlar çoğalan koyunları görünce doğaları gereği padişahlık davulunu çalmışlar ve ormandan fırlayıp koyunların otlağına baskın vermişler. O yemyeşil çayırlar kuzuların kanıyla kıpkırmızı olmuş.

Akıllı, anlayışlı, yağmur görmüş, kurt gibi tecrübeli bir koyun, kavminin bu kaderinden muzdarip, aslanların zulümlerinden kalbi yaralı, kaderin bu cilvesinden şikayet ederek, bir tedbir düşünmüş ve kavminin işini sağlama almış:

- Bir köle kendisine gelecek zararı savuşturmak için çok keskin tedbirler bulur. İntikam çılgınlığı kıvamına geldiği zaman köle aklı fitneler düşünür.-

Yaşlı koyun der ki: Halledeceğimiz mesele önemli ve zordur, bizim sahip olduğumuz gam ve keder denizinin ise sahili yoktur.

kuzu kuvvet kullanarak aslandan kurtulamaz, biz gümüş kolluyuz aslan ise çelik pençeli.

Ne kadar iyi konuşursam konuşayım koyunun kurt tabiatlı olmasına imkan yoktur ancak, erkek aslanı kuzu yapmak, onu kendi kudretini bilmez, düşünmez hale getirmek mümkündür.

Böylece yaşlı koyun kendine ilham geldiğini söyleyerek kan içen aslanlara vaiz olur.

Yüksekce bir yere çıkarak: -"Ey çok yalancı ve şımarık kavim, Ey uğursuz ve uğursuzluğu devamlı olan kavim, bende ruhani kuvvet vardır.

- Aslanlara tanrı tarafından gönderilmiş peygamberim, şeriat sahibiyim ve bunu öğretmeye geldim.

- Kötü işlerden tövbe edin, ziyanı zararı düşünmeyin, faydayı düşünün, her kim sert olur ve kuvvetine güvenip her işde ona başvurursa o günahkardır.

- Benlik ortadan kalkarsa hayat daha güzel olur. İyilerin ruhu samanla beslenir, et yemeyi terk eden Allah indinde makbuldür.

- Dişinin keskinliği seni rezil eder, akıl gözünü kör eder. Cennet yanlız zayıflara mahsustur. Kuvvet insanı hüsrana uğratan sebeplerden biridir.

- Kudret ve azamet peşinde koşmak kötüdür. Fakirlik beylikten daha iyidir. Akıllı olan zerre olur, sahra olmaz. Zerre olursan güneşin nurundan istifade edersin.

- Ey koyun boğazlamakla övünen, kendini boğazla ki değer kazanasın.
Zorbalık, iktidar, intikam, ebedi hayattan mahrum eder. Sebze ayak altında çiğnendiği için bol yetişir.

- Eğer akıllı isen kendini unut, gözünü kapa, kulağını kapa, ağzını kapa -ki aklın arşa yükselsin."

Bütün bunları dinleyen Aslan sürüsü zaten çok çalışmaktan yorrgun düştüklerinden bu uyutucu nasihati beğendiler, rahatlarına düşkün olduklarından olgunluk göstermeyip koyunun büyüsüne kapıldılar.

"Koyunları avlayıp yiyen aslanlar koyunluk dinini kabul ettiler."

Ot yemek Aslanların işine geldi, ot yiye yiye dişleri kesmez oldu.
kıvılcımlar saçan gözlerinde ki heybet yok oldu.
Göğüslerinde yavaş yavaş yürek denilen şey eridi gitti.

O deli gibi çalışma, koşuşmadan eser kalmadı.
Kudret, Azim, itibar, izzet gitti. Demir pençelerinde kuvvet kalmadı.
Gönülleri öldü ve vücutları o ölüyü saklayan mezara döndü.
Can korkusu arttı, can korkusu gayreti sildi süpürdü.

Bu gayretsizlik yüzlerce sorun çıkardı ortaya. Orman başı boş, mekan ise koyunlara kaldı..

*Muhammed İkbal, -Esrar-ı Hodi, Benliğin sırları-
Çev. Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan (1958)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

şerhi lazım (müphem'in de...)

şerhi olmadan kapalı, yorumu yanlış taraflara çıkacak bir yazı... en kısa zamanda şerhini de bekleriz.

ilâvesi: yorumumun ilk hâlinde kapalı kelimesi yerine müphem vardı. neden çevrildi anlamak mümkün değil. ya da şerh kelimesi nasıl olduğu gibi kaldı.

vakti zamanında laik kemalist yenilikçi bir büyüğümle münazara yapıyorduk, yaşım daha 19 filan... laf arasında "dayı sana bir sualim var" dedim. müdahale etti; "sual deme soru de" diye. o zaman elime kalem alıp dedim ki "peki dayı elimde tuttuğum bu şey nedir" önce ti'ye aldı tabi, cevap vermek istemedi. zar zor ağzından kalem lafı çıktı. "hayır" dedim. "o kalem değil yazgaç! niye dedim tdk'nın bulduğu yazgaçı kullanmıyorsun da kalemi kullanıyorsun"
kem küm...

aynı mantık burada da varsa eyvah ki eyvah!
neden müphem (mübhem) değil de kapalı?
varsa bilen beri gelsin...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Bahsedilen koyun yoksa ben miyim?

Kahramanlarının,hayvan,bir cisim vs gibi çeşitli sembollerle anlatıldığı yazılar,hele ki bir eleştiri yazısıysa okuyanla,yazan arasında bilinen-tabi' olarak sembollerın neye tam olarak karşılık geldiklerini de bilmelerini gerektiren-ortak bir gerçekliğin varolduğu kabulünden hareketle kaleme alınır ve genelde okuyanla yazan arasında aynı şeyi bilmek ve hatta belki aynı duruşa sahip olmaktan doğan,kalabalık içinde birbirlerine göz ucuyla bakıp gülen iki arkadaş samimiyetini de beraberinde getirir.Bu yazılar,anlayan okuyucuda da,anlayanı muhatab alan yazarda da damakta kalan cinsten hoş tad bırakır insanın ağzında.Maalesef ben bu ortak gerçekliğe vakıf olamayan,damakta kalan taddan da mahrum şanssızlardanım.Okurken sembollere çeşitli manalar,kimlikler yüklediysem de yazının sonlarına doğru benim yüklediğim kimliklerin yine benim o kendi kimliklerime de yüklediğim özelliklerle çelişen şeyler olduğundan,yanlış tahminler yaptığımı farkettim. Tam olarak anlamamama rağmen,güzel üslub,tam manasıyla anlayamamanın verdiği hırs:) yazıyı okutuyor.

Yazardan şerhini istemek hele ki sembolik bir yazının şerhini istemek,yazara haksızlık olur,gibi geliyor bana.Bu noktada iş okuyucuya düşüyor.Daha fazla ve daha dikkatli okumak gerekiyor eğer anlamk istiyorsak tabi.

EY CEMAAT;

Yorumdaki mübhem ifadesi yerinde.Müphem değiştirilirse kıyamet mi kopar?Yorum yahut blogda yazı yazan kişilerin kelimeleri tasarruf hakkı,eğer gayr-i ahlaki ve hakaretengiz değilse,tamamen kendilerine aittir.Mübhem'in tükçeleştirilmesini,yazıyı kontrol edip aktaran kişinin yazıda kendi el izlerini,işaretlerini görme zaafı olarak değerlendiriyorum.Mübhem türkçeleştirilmeyi gerektirecek kadar kullanımdan düşmüş bir kelime değil kaldı ki öyle bile olsa mübhem'in ne olduğunu öğrenmek internet kullanıcıları için pek de zor olmasa gerek.Daha iyimser bir nedene bağlamayı arzu ederim ancak Ümit Demir'in şerh talebine cevap verilmemesi bu imkanı ortadan kaldırıyor.

Bu durum cemaat'te oluşan karşılıklı muhabbet,saygı ve güveni zedeliyor.

Bir de tasarruf sınırlarınızı bilmediğimden yakında "MAĞLUB KAVİMLERİN İCADI:KOYUNLUK DİNİ "yazısının açıklamasını da sizin elinizle yapılmış olarak görme endişesi içindeyim.

Tarık Buğra,bir gazetecinin kelimeler konusundaki hassasiyetini eleştiren bir üslubla sorduğu "hakikatin yerine gerçekliği koysak ne kaybederiz"sorusuna verdiği cevap manidardır:"gerçeği kaybederiz evladım".

Koyunluk Dinine Şerh Denemesi ve Mensubiyetler

Merhaba Esmacım.

Cemaatte var olduğunu iddia ettiğin samimiyete ve güvene binaen Esmacım diyorum:))

Aksini kabul edersen Esmacım yazısını "Değerli Kardeşim Esma" olarak da okuyabilirsin:))

Aslında siz de yazının şerhini istemiyorsunuz, tıpkı benim gibi. Çünkü bu hali ile muhayyileyi zorlayan bir muzırlığı var. Ve o gıdıklıyor bizi:)

Yukarıda Size hitap etme şekline karar verme konusunu uzatma şeklimden bu yazıya da aslında binlerce sayfalık örneklerle dolu şerh düşebileceğimi sezdirmişimdir umarım:)

Ama ne gerek var.

Zaten herşey hap gibi verilmiş elimize.

Kinaye, ima yolu ile hiciv, müstear manalar, ve akıl zerreleri taşıyan ince sataşmalar ve nezaketli kavgalar yok artık.

Her şey çok somut.. Ve sıkıcı..

Bırakalım isterseniz bu da böyle kalsın..

Miş_Miş..

Koyuna tuz, Bektaşiye şerh, nisa'ya cevap

parçalardır bütünü anlamlı kılan. bektaşi mantığı ile iftitah tekbiri bile getirilemez. şerh derken işte bunu kastediyordum. yoksa la fontaine masallarındaki gibi sembollerle niye uğraşayım. ya da ortada "müphem" bir şeyler varken, yarım kalma olasılığı ile önünde ve ya sonunda sanki tamamlayıcı bilgilerin bulunduğu şüphesi varken "amaaann! Her şey çok somut.. Ve sıkıcı.. Bırakalım isterseniz bu da böyle kalsın.. " deme lüksümüz olur mu sanıyorsunuz!

bir söz gerekirse üç defa söylenir büyüklerin âdetinde; o da kısa ve öz olarak... her sonuca çıkabilecek/yoruma açık sözler ise "şüpheliden kaçın" tavsiyesi üzere gerektiğinde sayfalarca açıklanır ki beyni kemiren nifağın ayrık otu büyümeye fırsat verilmeden yolunup atılsın.

yukarıda anlatılan hikayecikteki koyunun aslanlara ilk hitab tarzı en başından falsodur bir kerre! diğer kısmı ise neredeyse islamî öğretilerdir ve geçmişten bugüne kadar kendini/neslini ateşe karşı muhafaza etmek isteyen hassas insanların yoludur/yaptıklarıdır.

mesela "Beraberinde bulunan (mü’minler) de kafirlere karşı oldukça çetin, kendi aralarında ise merhametlidirler…" (48/Fetih, 29) ayeti ile hikayede akışa göre yerine göre sert davranmak kötüymüş gibi verilen şu cümle nasıl bağdaşır;
"..her kim sert olur ve kuvvetine güvenip her işde ona başvurursa o günahkardır."

ya da "Ölmeden evvel ölünüz" Hadis-i Şerifi ile sanki tersini yapmalıyız anlamını çıkarmamızı isteyen şu sözler nerede kesişir;
"Benlik ortadan kalkarsa hayat daha güzel olur."
"Ey koyun boğazlamakla övünen, kendini boğazla ki değer kazanasın."

ya da âşık Emre'nin (mekanı cennet olsun) şu dizeleri ile;
"Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın.. "
hikayede şom bir şeymiş takdim edilen şun ölçüler nasıl da uyuşuyor;
"Eğer akıllı isen kendini unut, gözünü kapa, kulağını kapa, ağzını kapa -ki aklın arşa yükselsin."

yahut Mevlana hazretlerinin (mekanı cennet olsun) herkesçe bilinen ve islamın güzellikleri olan bu nasihatleri ile;
"Cömertlikte akarsu gibi ol. Şefkatte güneş gibi ol. Kusur örtmekte gece gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Müsamahada deniz gibi ol"
hikayede yine tu kaka edilen şu ifadeler hiç örtüşmez mi;
"Kudret ve azamet peşinde koşmak kötüdür. Fakirlik beylikten daha iyidir. Akıllı olan zerre olur, sahra olmaz. Zerre olursan güneşin nurundan istifade edersin."

ve ilâahir... daha pek çok örnek verilebilir.

her zaman dediğim gibi benim kıt aklım hemen herşeyi kavrayamaz. takıntılarım var. bu hâl sebebi ile benim buradan anladığım şu oldu; islam dini ve onun öğretileri insanı pasifize eder, silikleştirir, aslanken koyun eyler.

halbuki islam dini bağımsız halleriyle anlaşılmayacak kadar birbirine bağlı parçalarla kemale ermiş bir dindir. öfkeni yut derken, kime karşı şedid (şiddetli) olacağı açıklanmıştır. bunu gözardı edip sanki öfkeyi yutmak -ki oradaki kardeşe karşı olan öfkedir- kötüymüş duygusunu aşılamakta neyin nesi?

şerh derken bunun açıklamasını istemiştim. bizdeki asıl sorun islamı yaşamak değil, islamdan uzak kalmak olmuştur. aslanlığımız koyunluğa indi ise bu islamî tavsiyeleri dinlemediğimizdendir. ve yazıda anlaşılan gibi "din(im) afyon" değildir.

hem çok mu zordu yani yukarıda edilen iki çift kelamı bizim yorumumuza binaen eylemek.

ha'miş miş: kâle alınmak için esma'nın(isimlerin) illa nisa taifesinden(kadınlar sınıfından) olması elzem midir! bakın şu garabete! iyi ki yazmışsın esmacıımm...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

?!

:)
"müphem" "ifade"lerin "tabii" ki "şerh" i gerekir,ben gibi anlamakta zorluk çekenler için.Cemaat ı renklendıren de serhlerdır kanaatımce,tum kıymetı harbıyesı sembollere yuklenmemısse,mesajın payı buyukse serh edılmesınde ne gıbı bır sakınca olabılır metnın?
Asıl gaye mesajın dogru sekılde okuyucu tarafından alınmasıdır bence,
Uslub, sembol,anlasılması her yıgıdın harcı olmayan ıfadeler tabıı kı onemlıdır ama asıl amac verılmek ıstenen mesajı verebılmek ..ha su da olabılır,bazen verılmek ıstenen net bır mesaj yoktur ,sırf o bahsettıgım renklılıgı saglamak ıcın ama dın mevzuu her yoruma acık olabılecek bır konu degıldır.
bır de koyuncuk katıldı suruye:)

Artık geceleri koyun sayıyorum

"Bilindiği gibi, tasavvufî gelenek benliğin imhasını, Yunus’un ifadesiyle “aradan tarh” edilmesini emreder; bu düşünce “Ben demek şeytana mahsustur.” şeklinde halk diline de tercüme edilmiştir. Eskiler mümkün olduğu kadar “ben” kelimesini kullanmaz, “hakîr”, “fakîr”, “kulunuz”, “bendeniz” gibi küçültücü sıfatlar kullanırlardı. İkbal’in, şahsiyet felsefesini anlattığı Benliğin Sırları’nı sırf bu anlayışı yıkmak amacıyla yazdığı söylenebilir.
İkbal’in Vahdet–i Vücud’çu tasavvuf akımlarına yönelttiği eleştiriler, bu düşüncelerinin tabii bir sonucudur. Düşmanla mücadele etmek yerine “dostun yolunda şehid olma”yı, hareketsizliği ve meskeneti telkin eden edebiyatı “yok etmeye çağıran Siren’in sesi” ve inkırazın meyvesi olarak gören İkbal, bir şiirinde arzuların yok olmasını hayatın sona ermesi olarak değerlendirmiş, hayat cevherine ancak hareketle varılabileceğini ifade etmiştir.
Razı olmak bu bahtsız dünyaya
Kalkansız kalmaktır savaş alanında.
İkbal’in hür insanı, ferdiyetini keşfeden ve onu inkişaf ettirebilen, en azından bunun için mücadele eden insandır. Liderine, şeyhine, parti başkanına vb. körü körüne itaat eden, iradesiz, uysal, yüklendiği sorumlulukların farkında olmayan “köle”, gizli ve açık bütün diktatörlüklerin en sevdiği insan tipidir. İslam dünyasında, Türkiye dahil, en istenmeyen insanın İkbal’in özlediği, kendi ferdiyetinin idrakine sahip, devamlı faaliyet halindeki “hür insan” olduğu rahatlıkla söylenebilir. " *
Bu da Beşir Ayvazoğlu'nun şerh denemesi :).Buraya kadar İkbal'in tasavvufa getirdiği çeşitli eleştirilerden söz edildiğini anlıyoruz.Ümit Bey'in cevabını da okuyunca İkbal'in tasavvufu eleştirirken koyunun ağzıyla aktardığı "benlik ortadan kalkarsa hayat daha güzel olur. İyilerin ruhu samanla beslenir, et yemeyi terk eden Allah indinde makbuldür"gibi cümlelerinin,"ölmeden önce ölünüz" hadisiyle çeliştiğini söylemiş .Bu anlayışa göre yine Yunus'un

"Dövene elsiz gerek

Sövene dilsiz gerek

Derviş gönülsüz gerek

Sen derviş olamazsın.. "

sözleri, İkbal tarafından yanlış anlaşılmıştır.İkbal tasavvufu eleştiriyor,-tasavvufu bütünüyle eleştirmiyor,ifade ettiği yaklaşım şeklini eleştiriyor,öyle olsaydı Mevlana'ya olan hayranlığını nasıl açıklayabiliriz,konuyla ilgili eserleri de cabası-,ÜMİT BEY DE TASAVVUFUN SÖYLEDİĞİ ŞEYLE SİZİN KOYUNUN AĞZIYLA İFADE ETTİĞİNİZ TASAVVUF ARASINDA FARK VAR, diyor.İkbal tasavvufun farklı ve yanlış algılandığı ve bu yanlış algılama neticesinde İslam'ı referans göstererek insanları pasifize ettiği,tasavvufi anlayışın islam tarafından tamamen kuşatıldığı yanılgısının varlığından söz ediyor.Herşey makul ta ki Ümit Bey'in "bu hâl sebebi ile benim buradan anladığım şu oldu; islam dini ve onun öğretileri insanı pasifize eder, silikleştirir, aslanken koyun eyler"cümlesine gelinceye kadar.Burada bir tenakuz var.Çünkü bu cümleye kadar gelen yorumunuz ,sadece İkbal'in tasavvufu yalnızca tek boyutuyla ele aldığına dairdir.Ama sonra İkbal'le aynı şeyi söylüyorsunuz;islam dini ve öğretileri onu pasifize etmez diyor,İkbal yazının başından sonuna kadar.İslam'ı yanlış ve tek boyutuyla-tam da sizin dediğiniz gibi" halbuki islam dini bağımsız halleriyle anlaşılmayacak kadar birbirine bağlı parçalarla kemale ermiş bir dindir "diyerek-algılamak ve algılatmanın yanlışlığından söz ediyor.Ama siz İkbal'in yazısı 'İslam ve öğretileri insanı pasifize eder,şeklinde algılanıyor'derseniz bütün yazdıklarınızı alaşağı etmiş olursunuz.Çünkü siz İkbal'le aynı şeyi farklı referanslar göstererek söylüyorsunuz.Bu yüzden fikrini değil çıkış yolunu eleştirmeniz icab eder.Sanırım sizin yazınızın da bir şerhe ihtiyacı var.

*Beşir AYVAZOĞLU-Kölelik bitti mi?-bu ve konuyla ilgili benzeri yazılar okumak,Koyunluk Dini yazısını doğru anlamak için "okuyucuya düşen gerekli çaba " derken kastetdiğim kısma giriyor.Yazardan şerh taleb edilmesini hala doğru bulmuyorum fakat bunu "herşey yeterince açık ve sıkıcı" olduğu için değil,okuyucunun hazırcılığına muhalif olduğum için yapıyorum.Bu arada samimi üslubuna teşekkür ederim Beyhancım.selamlar

marx'ın eline koyun vermeyelim

hikayenin altındaki İkbal (mekanı cennet olsun) imzasını atalım yerine marx'ın ya da turan dursun'un adını koyalım ve kimler nasıl anlar görelim.

cevabımda hiç tasavvuf kelimesini kullanmadım. ayet, hadis ve dünyada hüsnükabul gören islam âlimlerinin sözlerinden örnekler vererek ne anladığımı söylemeye gayret ettim. çünkü tasavvufa girersem işin içinden çıkılamaz duruma geleceğini tahmin ediyorum.

şerh istemekle sadece ikbal'i bilmeyen birisi bu yazıyı yanlış anlar demek istedim. genelde ilahi dinlerin özelde de islamın ne olduğunu bilmeyen birisinin bu yazıyı görünce "marx doğru söylemiş, din afyonmuş" deme ihtimalinin bulunduğunu ikaz etmeye çalıştım.

eğer bu yazı verildiyse Esma Güneş'in yaptığı gibi Muhammed İkbal'i, fikirlerini biraz tanıtmanın gereği vardı.

hikaye bu hâliyle hakikaten çok gıdıklıyor. gıdıklamak yerine göre işkence yerine göre zevk ise ben bu gıdıklamadan oldukça acı duydum.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...