renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Mabedin Gizli Bekçisi: Düşünmek İsteyen Adam

Bu yazı hiç Cemil Meriç okumamış birinin, Cündioğlu'nun kaleminden (ki bu kalem : sorumluluk bilinciyle kuşanmış bir zihnin emeğini taşımaktadır bize) tanıştığı mütercim, münekkid ve yer yer düşün adamı / aydın Cemil Meriç ve onu anlama çabası metodolojisini ortaya koymuş bir başka aydın: ustanın yolunda aynı özeni mabede yeniden taşıma gayretindeki Dücane Cündioğlu'na ilişkin ''kaz'' düzeyindeki yorumlarıdır: Tavşanın suyunun suyu.

Eser, edebiyatla çocukluk sayılabilecek yaşlarında tanışmış, bir daha ondan kopamamış, hayatını dünya edebiyatının ustalarıyla (!) yaşamış; ki bu yaşama ''feda olama'' düzeyinde gerçekleşmiş; kimilerine göre ''yerli aydın'', Cemil Meriç'e göre: Fransız edebiyatının duayenleri Balzac ve Hugo tarafından şekillendirilmişi '' yarı Fransız, Türk aydın ''Cemil Meriç'in, düşe kalka azimle verdiği düşün mabedinin korunması'' çabasını anlatır bize.

Neden Mabed?

Cemil Meriç, küçük yaşta muhatap olduğu insanın kimlik sorununu, Fransız edebiyatının ustalarıyla konuşarak cevaplama yolunu seçmiştir. Seçmiştir diyorum: bütün bir hayatını buna adamıştır; kimlik diyorum: Adını kendi koyduğu bu adanmaya sahip çıkmıştır. ''Fikir Mabedi'' nin müridi olarak çıktığı yolculuğunda, mabedin kandillerini gözlerinin nuruyla yakıp, mabedin mihrabında fikir adamı Cemil Meriç olarak ''fildişi kulesine'' oturmuştur.

Cemil Meriç'in yaşadığı dönem Türkiyesi'ni de gözleme imkanı bulduğumuz Dücane Cündioğlu'nun bu ilk kitabı, değinmeden geçemeyeceğim bir özellik daha taşımaktadır. Cemil Meriç'in mücadelesine ilişkin okuduğumuz satırların aralarında, bir başka mabed bekçisi Dücane Cündioğlu'nun benzer olduğunu düşündüğüm mücadelesine de ışık tutmaktadır; ki bu, yazarla okur arasında kaçınılmaz olduğunu sandığım metafizik bağın beni zorladığı içsel ama nedenli bir yorumdur; çünkü ben de hiçbir çabanın ''amaçsız ve ilişkisiz'' olmadığına inananlardanım.

Mabed, bezirganlar tarafından kuşatılmış temizlenmeli, korunmalı ve sorumlu nesillere aktarılmalı. Evet, 40'lı yılların dünyasında ve özelde Türkiyesi'nde böyle bir çıkışın insani zaruretini görmemek için hakikaten art niyetli olmak gerekirdi. Tam da burada Dücane Cündioğlu bunu, Cemil Meriç üzerinden bugünün bezirganları ve bizim gözümüze de sokuyor.

Nasıl mı? Dil ile. Bir milletin yaşam serüvenine yapılabilecek en hunharca kastın farkına varabilenlerden biridir Cemil Meriç. Bir mabedi korumak adına pisleyen kazlardan temizleme ve yeniden asli işlevine döndürebilme gayretiyle adanmayı göze almıştır, dolayısıyla savaşmayı, kavgayı. Batılılaşma felaketini iliklerine kadar kendinde yaşamış, aydın Cemil Meriç olarak toplumunu bu hastalıktan kurtaracak tabip olabilmek için çalışmıştır.

Serüveni Marx ile başlar; ki bu başlangıç pek çok başkalarıyla alakasınıda ''Marx'ın sevdikleriyle tanışmak zaruretinden'' başlatır. Giderek olgunlaşan fikirleri ve kader mi bilmem - orası pek açılmamış kanımca - Türkiye sağının yanına itilmiş olmasının önce burukluğu, sonra kendine kattığı yurdunu ve toplumunu daha yakından tanıma fırsatı ile ufku doğuya da açılmıştır. Bundan böyle Batı üzerinden Doğu'yu tanımlayan mütercim Cemil Meriç yerini, Doğu'dan Batı'ya bakmayı başarabilen aydın Cemil Meriç'e bırakmıştır.

Bir toplumu, şaka yapar kolaylığında dönüştürebileceğine inanan egemenlere seslenir önce: ''İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mabede bezirgan sokmamış. Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez... Meşaleyi çetin imtihanlardan sonra tutuşturmuşlar eline. Emanetleri ehline tevdi ediniz demiş din.''

''Mabede giremeyen adam, boşuna pencerelerden içeriye bakma! Kalbi var kitapların, mıncıklayınca senin oldular sanıyorsun. Bir genelev sermayesi değil ki onlar. Konuşmaz seninle kitap. Uğrunda kaç gün aç kaldın? Hangi zillete katlandın? Bütün canlı hayaletlerden uzak, bir mağarada yaşayabilir misin onunla?'' Sonra mabedin anlamı genişler, mabed: tarih; mabed bekçisi: tarihe sahip çıkması lazım gelen nesilleri temsil eder. ''Hasbilik düşmana hizmet etmektir, kavgadan kaçıştır, yalanların devamını sağlayıştır. O nesle mabedin bekçisi olmak düşerdi; mabedin yani tarihin. Hangi değerin bekçisi oldu o nesil? Hangi haksızlığa ' dur! ' diye haykırdı? Hiçbir tefekkür hasbi değildir. Hasbi tefekkür, tefekkür için tefekkür, sanat için sanat gibi bir yalan.''

Ve haykırdı :''Bir kütüphane adamıydı o, bir fikir donjuanıydı. Ne bir iddianın, ne bir inkarın temsilcisi. Çeşitli mabedlerin eşiğinde çile doldurmakla geçti ömrü. pencereden seyretti içerisini. Hakimane bir teslimiyetti. En zinde mukavemetleri güve gibi kemiren bir teslimiyet. Racüliyetini kaybeden tefekkürdü. Ne marksizme kur yaparken ciddiydi, ne marksizme reddiye yazdığı zaman. Kütüphane raflarını çökerten eserlerinde, kendisine ait tek kanaat bulamazsınız. Bulamazsınız, çünkü o hergün yeni bir kanaatin taşıyıcısıydı. Her okuduğu kitapla yeni bir hüviyet kazanan seyyal bir şahsiyet (...) Yetmiş yıllık hayatında tek kavga yoktur. hiçbir soyguna katılmadı, doğru. Ama, kırk haramilerin bahşişleriyle yaşamadığını öne sürebilir miyiz?'' ( kişilere seslenmek biçimindeyse de biz bunu bir döneme kabul ediyoruz; egemen bezirganlara! ) ve şöyle bitirelim: '' Zavallı gençliğe, Avrupa'nın köhne ve tatsız yalanlarını tekrarlamak başlıca marifeti oldu. Maziye ihanet etti, istikbali kuramadı. Hilmi Ziya, olayların pek çabuk fosilleştirdiği o zümrenin pek tipik temsilcisidir. ''

Onun dünyasında aydın, despotizmle, faşizmle yan yana kullanılamazdı ve hep bununla mücadele etti. Peki, Doğu'nun avam karşısında kurduğu hisar da bu demek değil midir? Duymayan ( kulaklarını tıkayan ) adamı, duymak istemediği için eleştirmeyip, ''sözler- sesler sarfediyorum, kalk ve davran!'' diye çağıranı mahkum edeceksek; batının, ses vermeden kafasına balyoz indirdiği insanlığı zorladığı zulme ''adalet'' demekte o derece haklıyızdır.


Roman ve Balzac

Bizde roman niçin yoktu? sorusuna şu cevabı verir: '' hasta değildik çünkü ''
'' Biliyorsunuz roman batıda itiraf müessesesinden çıkmıştır. Yatak odalarına sokar okuyucuyu, bak neler yapabiliyorum der''

'' Roman ölmektedir ve ölecektir.'' diyerek büyük tartışmalara sebebiyet verecek bir kehanette bulunur. Buna ilişkin cevaplar ve tezatlar Dücane Cündioğlu tarafından etraflıca ele alınmıştır kitap içinde ve Balzac'a ilişkin etkileyici değerlendirmeler.

Roman bahsini, soldan sağa geçişine ait alıntı ile yorumsuz geçiyorum: ''Yazıdan maksat bazı şeyleri telkin etmektir. Anlaşılmak değil, sevilmek için yazıyorum. İnsan sevilir ve öyle kabul edilir. (...) Hiçbir düşünce açık değildir. Dünyanın hiçbir yazarı tam anlaşılmak için yazmamıştır. Anlaşılmazlar. sevsinler, aşık olsunlar istiyorum yazıya.''

'' Hisar, Türk Edebiyatı, Hareket yazılarıma sayfalarını açmak nezaketini gösteren üç dergi. Her üçünde de Fildişi Kulem' deyim. Aramızdaki ortak bağ tahammül ve tesamuh. (..) Sağcı dergi ve yayınevleri ile çalışmama gelince; bu yolu ben seçmedim. Solun kadir na-şinas davranışı beni ister istemez gericilerin kucağına değil, yanına itti. Bu yakınlığın fikri iffetim için bir tehlike teşkil etmediğini kitaplarımı okuyunca görürsün. Yalnızım ve yazdıklarım hiçbir yankı uyandırmıyor, dostlar arasında. Aldanıp aldanmadığımı nasıl anlayabilirim? ''

Şununda altını çizmişim boşa gitmesin: ''Türkiye'de iki entellektüel var: Attila İlhan ve ben. Başka yok.'' ( O zamanlar ben küçüktüm beni yabana atmış; sağlık olsun )

Şiir Uçan Çocuk

Bu konuda yorum yapabilecek selahiyetim olmasa da, Cemil Meriç'i Dücane Cündioğlu'nun kaleminden okuyunca fazlasıyla cüret sardı bedenimi, sormayın. Yinede yorumsuz verelim bir kaç önemli bulduğumuz ifadesini:
''Şiir milletlerin çocukluk dilidir. Olgunlaşan medeniyetlerin ifadesi ise nesirdir. En güç ve en kamil ifade vasıtası nesir. Şiir, el yordamıyla arayan düşüncedir. ''
'' Ne romancıyım, ne şaiir, ne tarihçi. Sadece dürüstüm, çok okudum, çok düşündüm, beşeri ihtiraslardan uzağım. Bütün bu vasıflar bir düşünce adamının hamurunu yapar. Romancı, alışılmış ve bütün zevklere seslenen bir silahla mücehhezdir. Yüzyıldan beri herkes hikaye okur. Şair, ezelden beri aşinası olduğumuz bir dost. Düşünce adamı, mazinin tanımadığı bir mahluk. ''
'' Şiir ne ispatlamadır, ne bir muhakeme. Telkindir, davettir, büyüdür. Vezinle kafiye şairin emrindeki sayısız ahenk vasıtalarından biridir sadece. Toplumlarda kişiler gibi çocukluklarında şairdirler. Nesir, olgun medeniyetlerin meyvesi."
"Müşahadelerin, kıyas ve istidlallerin, ilmin ve tekniğin dili. çıplak kuru ve berrak bir dil. Zekanın son fethi. Şiir müphemin ülkesi, müphemin ve hürriyetin. Nesir demek, aydınlık ve inzibat demek. İnsanlık uzun arayışlarından sonra dilleri ehlileştirebildi. Kelimeler curuflarından sıyrılıp bir elmas pırıltısı kazanabildiler. Ve nesir, şuurun ifadesi olabildi; sadık ve kesin bir ifade. ''

Kitap, Cemil Meriç'i okumak ve anlamak isteyenler için fazlasıyla detaylı veri içeriyor. Objektif bir üslupla subjektif bir niyetin resmini çizebilmiş Dücane Cündioğlu ve aynı biçimde kendini de ele vermiş. Ki bir yazar olarak bundan gocunacak da değildir.

Dücane Cündioğlu bu çalışması ve ardı gelmekte olanlarla ( 2. kitap çıktı ) bir Cemil Meriç mistifikasyonunu efsanelerden çıkarıp insanlaştırmak, buna bağlı olarak gündemleştirmek suretiyle; çalışmasının titizliği ve zerafeti bakımından bir Dücane cündioğlu efsanesininde kapısını aralamıştır kanımca. Yani, Türk entelejiyansiyasının onu görmezden gelme lüksü kalmamıştır artık bu çalışmalar zinciriyle; hatta bir niyet okuyucu olarak diyebilirim ki: Orhan Pamuk bile bir Dücane Cündioğlu konusu olmayı ve kendini yaşarken Dücane Cündioğlu'nun gözlüğüyle görmeyi arzu edecek kadar hayranlık duyacaktır bu çalışma karşısında. Yalnızca Orhan Pamuk mu?

Bu eserler, kısa zamanda, en azından İ.Ü Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin başat kaynakları arasına katılacaklardır diye umuyorum; çünkü, İ.Ü Sosyoloji'den mezun kimi tanıdıysam, Cemil Meriç hayranlığını da beraberinde taşımıştır, böylece kendileri de hayranlıktan ileri bir tanıma kavuşmuş oldular.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Cemil Meriç ve Şiir Çevirileri

Es-Selam

Sayın Dücane Cündioğlu'nun 4 Kasım tarihli yazısını burdan okuyabilirsiniz.

Bir Mabed Bekçisi bu serinin ilk kitabı olup;

ikincisi Bir Mabed İşçisi olarak yayınlanmıştır. Hayırlı olsun...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Tekkeyi Bekleyen Çorbayı İçer

Hacı Abi dağıtmışsın. Cemaat'e Dücane'yi sonra oturup kitap günü yapmışsınız. İmremdim şimdi. Hani bize de göndereydin Bir Mabed Bekçisi, biz de çiziktirirdik bir kaç satır.

"Dervişlik olsa idi cübbe ile takke
biz dahi alırdık otuza kırka"

İmza: Cemaat iftarında çorbayı içemeyen derviş :)

''Nereye Yakışır?''

Yaklaşık iki yıl önce Cemil Meriç ile ilgili küçük bir araştırma yapmıştım. Bundan haberdar olan bir arkadaşım bana bir de Mustafa İslamoğlu'nun BAHTIMCA adlı kitabının son bölümüne bakmamı istedi. Dücane Cündioğlu'nun kitabını almama rağmen henüz okuma fırsatı bulamadım. Kitap üzerine şu an bir yorum yapamıyorum, fakat size Mustafa İslamoğlu'nun görüşlerinden bir kısmını aktarmak isterim.

''Nereye Yakışır?''

''Geneli kucakladığı için şöyle klasik bir başlıkta atılabilirdi: Meriç'in yeri neresi? fakat bu soruya karşılık aramak bir kürenin köşelerini bulmaya çalışmaktan farksız... Atıldığı düşünsel serüvende seyyaliyeti zamanla yarışan birine nasıl yer beğeneceksiniz? Aralıksız hareket halindeki bu düşünceyi bir karede dondurup görüntülüyebilmek oldukça güç. Güç çünkü serazat ,'dizginlenmez bir idrak' ve biraz da hercai. Ama 'seyip' değil, başıboş izlenimini bırakmıyor insanda. Kendi diliyle 'alacağı içinde mütecanis'. Bir halk şairinin dizesi onu tanımlamakta başarılı: 'Ne desem yakışır kınalar gibi.'

''Meriç'e yer beğenmeye çalışanları o hep yanıltmıştır. Kendisi bir taraf değil 'her taraf' olmak için can atmış. Olmuş mu? 'Evet' demek biraz zor; 'her taraf' mı olmuş, 'bertaraf' mı olmuş pek bilinmez. Kendisi de bilmiyor bunu, '' mahşerde belli olacak'' diyor. Tek taraftarlığı, tek taassubu var Meriç'in: Hakikat. Bir defineci heyecanı içinde onu bulacağını sandığı her izbeye kazma vurmuş, her kazıda bulduğu hakikat kırıntılarını, sahteleri de içinde olmak üzere, düşünce koleksiyonuna katmıştır. Bu yüzden eserleri 'Binbirçeşit Mağazası'dır. Vitrinini seyredenlerde düşüncenin pek zengin olduğu kanaatini uyandırır. Kitaplarının adına bakınız: BU ÜLKE, KIRKAMBAR, KÜLTÜRDEN İRFANA, UMRANDAN UYGARLIĞA, BİR DÜNYANIN EŞİĞİNDE ve BİR FACİANIN HİKAYESİ. Bu kitapların iki özelliği vardır.Bu, isimlerinde bile kendini belli eder:

1.Çeşitlilik
2.Hareket

Çeşitlidir; hepsi bir 'Kırk ambar'dır eserlerinin. Okurken bir koleksiyonlar koleksiyoncusunun vitrinini seyreder gibi olursunuz. Ansiklopedik bilgi deposudur kitapları. Belli çerçeve içinde atlanmayacak dal, değinilmeyecek konu, söz edilmeyecek isim yoktur.

Hareketlidir dedik. Kültürden irfana, umrandan uygarlığa... Bir göçü bir yolculuğu çağrıştırmıyor mu? Yazılar herkesin göze alamayacağı bu oldukça tehlikeli ve yorucu yolculuğun kayda geçirilmesinden başka birşey değil.''

''Peki yukarıdan beri anlamaya ve açıklamaya çalıştığımız bu özelliğin temelinde yatan şey ne? Galiba bu sorunun cevabını bulabilirim. Bunun için de önce Meriçin 'düşünceye' ne anlam yüklediğini bilmemiz gerekiyor. Tılsım şu tanım ile çözülüyor:''Düşünce heyecandır evvela, bulanıktır coşkundur, serseridir. ''Sanırım 'tefekkür'ün onu cezbeden yanıda sözkonusu bulanıklığı, coşkunluğu ve serseriliğidir. Tanımın doğruluğu tartışılır, ancak bu tanım 'tefekkürün nesnel bir karşılığı olmaktan çok düşünce dünyasının sinbad'ı olmayı kafasına koyan birininyapacağı işe bulduğu sanatkarana bir kılıftır. Meriç kimi tavırlarının mizacından kaynaklandığını farkettirmemek için çarpıcı üslubunu bir 'peçe' olarak kullanır ve topu 'tefekkür' vs. gibi soyut kavramlara atarak işin içinden çıkar.''

Üstadı düşünürler arasında hangi sıraya koyacağımıza geçmeden onu disiplinler içerisinde nereye yerleştireceğimizi, daha doğrusu bir yere yerleşmeyeceğini bile bile tartışalım.

Düşünür mü? Teorisyen mi? Edebiyat tarihçisi mi? Düpedüz tarihçi mi? Şair mi? Denemeci mi? Eleştirmen mi? Sosyolog mu? Filolog mu? Hangisi? Belki hepsi belki hiçbiri. En iyisi bu konuda kendini konuşturmak. Mağaradakiler yazarının gönlünde yatan arslanı merak etmez misiniz? O halde okuyun:

''Yapraklar/Bir''den:
''Herhangi bir batı ülkesinde büyül bir fikir adamı,bir teorisyen olabilirdi. Ezdiler.''

''Meriçi Meriç yapan şeyin ne olduğu sorusuna çeşitli cevaplar verilebilir. Bizce onun en özgün yanı terimler ve kavramlar karşısında gösterdiği duyarlılıktır. Kılı kırk yaran bir titizlikle ele aldığı her terim ve kavramın 'kimlik kartını'çıkarır. Üşenmeden yapar bunu. Bir kelime cerrahıdır onları bitimsiz bir tecessüsle ameliyat masasına yatırır, keser biçer ve yeniden inşa eder. O artık sizin tanıdığınız eski terim ve kavram değildir; yepyeni biri olup çıkmıştır. Kültür ,irfan, hürriyet, ihtilal, uygarlık, çağdaşlık, aydın, ideoloji vd. gibi terim ve kavramların soyağacını öğrenmek isteyenonun kitaplarına başvurmalı. Onlarca ansiklopedi, sözlük ve kitap karıştırarak elde edemeyeceğiniz bilgiyi sizin için seçip tasnif edip albenili bir ambalajla (üslup) sunmuştur Meriç.''