renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

kültür-sanat

Bir Milletin Destancısı, Bir Kuruluş Romancısı: M. Necati Sepetçioğlu

M.Necati SepetçioğluŞimdilerde kısa kesilmiş, jöleli amerikan traşlı saçlarıyla okul dışındaki meşgalelerine dershane, bilgisayar v.s gibi ek meşgaleler ekleyerek yorgun düşen genç kuşaklar,bir moda gibi kapıldıkları fantastik ve metalik okumalarından fırsat bulup M.Necati Sepetçioğlu’nu okuyorlar mı bilmem…

Eğer okuyanlar var ise; herhangi bir ön okuma düzeyi için oldukça ustaca tasarlanmış bir kurgu eşliğinde ağlayışı ‘Sarı Hoca’ tarafından pepezlenerek engellenen Türk boyunun gözbebeği ‘Alparslan’ın kaba kuvvetle açamadığı paslı ‘kilit’i ‘ Bismillah’ anahtarı ile nasılda açabildiğini görerek düşünmeye başlamışlar demektir.

Diriliş Saatini Muştulamak

En gençlik günlerinden en yaşlılık günlerine dek doğunun yanık sesini ruhlarımıza üfleyip bizi kendimizden geçiren ve hâlâ Fındıkzade’de partisinin merkezinde verdiği konferanslarla yürüyüşünü devam ettiren çileli adam… İşi ciddiye alan adam… Şairliği ve düşünürlüğüyle öncülerin öncüsü… (Öncelikle onunla tanışmak istiyorsanız Cemaat.com’da Şaban Abak’ın Yeni Başlayanlar İçin Sezai Karakoç adlı yazısını okuyabilirsiniz.)

Yakın geçmişimiz onun izleriyle dolu olsa da, yakın geleceğimize onu nasıl ulaştırabiliriz, onu nasıl tanıtabiliriz, bu da düşünülmelidir bu gün bence.

Anka / Niyazi-i Mısri

“Ten gözüyle Mısrî’yi görsem deme kim
Zira biz ol suret içre anka olmuşuz”

Sadık Yalsızuçanlar’dan nefsin katmanlarına hâkim olmayı ders veren bir kitap daha. Niyazi-i Mısri üzerine bir doktora tezi hazırlayan bir çift gözün ve tek ruhun penceresinden baktıran güzel bir eser. Niyazi-i Mısri’nin zor hayat hikayesine okuru çekmeye çalışan yazar, bilinç akışı sayesinde adeta dışardan Mısri ile konuşuyor. Gündelik hayatın karmaşık düzeni içinde bunalan bir ruhun bir nevi kaçtığı mekan oluyor bu tez çalışması.

Meğer

Oyununa geldim sözcüklerin. Oyununa gelmişim.

Meğer ne şımarıklarmış. Meğer ne unutkanmışım. Meğer ne iyi tanırmış beni sözcükler.

Meğer ne kolay bir avmışım.

Meğer ne yaman avcıymış sözcükler. Bilemedim. Hiç ummadım. Hiç kuşku ilişmemiş, hilelerini sezdirecek, onları ele verecek mini minnacık bir kuşku belirmemiş içimde. Ne çorakmış içim. Ne kurakmışım.

Pandora'nın Kutusunu Karıştıranların Hikayesi

"Yığın düşünmez, maruz kalır."
Cemil Meriç

ZeitGeist

Kimin çektiği belli olmayan, uğruna Facebook gibi sitelerde binlerce kişi tarafından fan club kurulan ve internet ortamında sunulduğu 2007 senesinde binlerce kez indirilerek rekor kıran, çarpıcı ve marjinal bir belgesel Zeitgeist.

Gerçekten çok cesur, kimi zaman ürettiği teorilerin akla yatkınlığıyla çıkışa geçen, kimi zaman da yeterli araştırma yapılmadan ortaya atıldığı belli olan birtakım düşüncelerin çarpıcı görsel ve işitsel materyallerle sunulduğu bir belgesel.

Varta

Dokunmaya takatin varsa
Kalbini pörsüten zamana dokun
Bir tekrar üzre her daim korkarak
Anlamak sana ne sunar
Anladığını sanmaktan başka

Soruların kavsinde dönerken cevap
Bozuldukça üşütür seni tılsım
Sorulur elbet soru niyetine hesap

Dursuna

Haftalardır ağlıyordu, ağlıyordu fakat derdini söyleyecek tek kelimesi dahi yoktu. Ona heceler bile ezelden memnuydu. Kim bilir, kelimeleri onun için suskun yaratan, elbette onu en naif kelimelerin deryasında yüzdürecek, en güzel cümleleri ona arkadaş edecek, en onurlu susuşlardan gelin telleri hediye edecekti.

Evde bir hareketlenme vardı. Hummalı bir temizlik sonrası marketten gereğinden fazla alınan çeşit çeşit yiyecek içeceklerle mutfak dolup taşmıştı…

Annesi Dursuna’ya alışmadığı bir ilgiyi gösteriyor, saçlarını tarıyor, kıyafetlerini ütülüyor, dahası aynanın karşısında aldığı kıyafetlerin ona yakışıp yakışmadığına bakıyordu.

İsimle Ateş ya da Sözle Savaş Arasında...

İsimle Ateş Arasında

“sebepleri önce yazan ve sonra yaratan Tanrı, Adem’e önce isimleri ögretmisti de hayatları sonradan vermişti. Ki adem bildiği isimlerle meleklere üstün kılındı, bir sürgünün ardından onlarla tevbe kıldı, onlarla secde kıldı. İsimleri, varlıkları beyanındaydı çünkü. İsim sebepti. İsim her şeydi.”

Böyle başlıyor ismin saltanatı ya da bahtsızlığı Nazan Bekiroğlu’nun kaleminde…

isimle ateş arasında yürüyor bu roman. İsimle başlayan hayat ateşle nihayete eriyor.

Bir Damla Mürekkebe Talip Ol(ama)mak

Ne yazsam diye düşünüyorum önce. Ne karalamalıyım bu beyaz sayfaya diyorum. Sonra da bırak yazma diyorum. Ne kadar yazmaya çalışanda senin bile bilmediğin, dünyada adı konulmamış, hiçbir yazıda okurken o kelimeye rastlamamış, o cümleyi görmemişsin. Evet, bende böyle hissediyorum, o acıyan yanımın acısı işte burada tarif edilmiş diyememişsin.

Boşver yazma zira kalbin dili farklıdır. Sen yazmayı bilmezsin. Sonra dönüp yazdıklarına bakınca, bunlar değil içimde olanlar diye kalbinin ritim tuttuğunu hissedersin. Konuşmaya çalışırsın kalbinle ama nafile onun dili farklıdır, anlamazsın diyorum.

Siret’i Meryem

Türk edebiyatında dinin zenginliğini görmek hayli zor olmasına rağmen son dönemlerde ortaya orijinal eserler çıktığını görmekteyiz. Türk yazarının din ile münasebetinin minimum düzeyde tutulduğu bir dönemden insanların artık dinin sanat ve edebiyat dünyasından çekilmediğini gösterircesine çabaladığı bir döneme giriyoruz belki de.

Dinin edebiyat ve sanat dünyasından çekilemeyeceğini, dinin özünü koruyarak, temalarıyla insanoğlunda bilinç inşa ederken sınırları belirleyerek aslında hayatın her alanına girdiğini gösterebilmek, post-modern dönemde modern düzeyde temellendirilen metafiziğe karşı bir şuur verebilme gayretinden gelir.

İçeriği paylaş