renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kırk Dört Mülteci

Amacı ‘yaşamak’ olan bir yolculuğa çıkmışlardı…

Para kazanmak; önce kendi karınlarını doyurmak, sonra bakmakla yükümlü oldukları insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak _karşılayabilmek_ için çıkıvermişlerdi ansızın yola… Sonradan başına ‘yaşamak’ yazılan bu sebepsiz yolculuğa…

Kırk dört mülteciydi onlar… Kırk dört kişiydiler. Kaderinde aynı anda ve aynı yerde Azrail’le buluşmak yazılı kırk dört genç adam, kırk dört kadın ya da kırk dört çocuktu onlar…

Mekân bir ‘tır’ arkasıydı. Nefes alacak yer yoktu, insanlar bir et yığını gibi doldurulmuştu ve üstelik isimlendirilmemişti yolculukları… Bir kamyon geldi; tır’ a çarptı… Çığlıklar duyuldu bir anda. Kırk dört çığlık vardı, kırk dört haykırış, kırk dört şahadet… Sonradan numaralandırılacak ve adları bilinmediği için on beş gün morgda bekleyecek kırk dört cansız bedendi onlar… Numara sırasına göre defnedilecek, numara sırasına göre kayıtları düşülecekti… Geriye kalanlar tam kırk dört kez ağıt yakarken, giden kırk dört mültecinin kaydı düşülecekti yaşananlar hanesine… Gördüğü rüyaların ardından gitmiş birer garip yolcuydu onlar. Onlar kırk dört sayısını hayatın orta yerine bırakıp gidenlerdi…

Kırk dört sayısı hiç bu kadar büyük gelmemişti bana. Bu kadar korkutucu, bu kadar gaddar, bu kadar acı… Ölümü kırk dört yazan harfler hiç getirmemişti bana…

Dünyanın dört bir yanına dağılmış yüz binlerce mülteci vardı.

Başka ülkelerde para kazanıyordu ‘birileri’. Gidenler parlak ışıklarla dolu bir dünyanın resmini çizerken; kalanlara gitmenin gölgesinde kurulmuş hayaller düşüyordu. Hayaller çoğu kez kaderimiz oluyordu ve garip ki gidenler gönlünü de gittiği yere taşıyordu. Gönlünü de beraberinde götürünce mekânların tümü birbirine benziyordu… Galiba en acısı “nereye gidersen git kaderini değiştiremezsin” sözleriydi…

Mültecilik yazılmıştı bir kez alınlarına… Mutluluk, huzur ve biraz yaşama umudunu kendi ülkelerinde çok görmüştü ‘birileri’ onlara. Belli ki her yol gitmeyi gösteriyordu ve gitmek bir tır arkasında düşlerle gerçek arasında bir yer buluyordu kendine.

Alınlarına yazılmıştı mülteci… Kır dört mülteci yola çıktı; kendileri için, sevdiklerini için ve her şeyden önce yaşamak için!

Kısa bir film gibiydi her şey…

Çabuk başladı ve çabuk bitti. Kendi seslerinin yankısıyla kapattılar gözlerini dünyaya. Kırk dört yaşam aynı tır’ ın arkasında, aynı kamyonun çarpmasıyla son buldu. Mülteci değil, birden kırk dörde kadar olan cansız bedenlerin sahibiydi onlar. Onlar kendi ülkelerinde üstlerine serpilecek bir avuç toprak bulamayan kırk dört garip çocuktu.

Günlerdir cümleler geçiyor aklımdan… Kelimeler, ünlemler talan ediyor ruhumu. Ama kalemimden akmıyor hiç bir şey, Boş kâğıtlar beni bekliyor. Her akşam kırk dört ve mülteci kelimeleri geliyor aklıma. Kırk dört mülteci…
Dünyanın tüm mültecileri… Sessizce seyredilmiş bir dram… Ölüm ve kırk dört mülteci!

Gidenlerin ardından yas tutmaya alışmıştı yüreğim. Alışmıştım terk edilmelere, geride kalanlar hanesine adımın yazılmasına… Alışmıştım gidenlerin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışırken sabahları akşam, akşamları sabah yapmaya. Yalnız ölüm ve mülteci hiç bu kadar dokunmamıştı yüreğime. Ruhum hiç bu kadar sıkmamış, geride kalmak beni hiç bu kadar yormamıştı…

Kırk dört mülteci son nefesini verdi. Tam kırk dört eve kor düştü… Erkekler tam kırk dört kez ah etti… Kadınların dili kırk dördüncü ağıtın sonunda lâl oldu. İçime akan gözyaşları tam kırk dört damladan oluştu…

Tarihe not düşülmeliydi dünyanın tüm mültecileri.

Kırk dört mülteci yazılmalı, anlatılmalıydı. Kır dört sayısı mülteciler için ölümün kartviziti miydi bilemem… Bilemem, kırk dört sayısı size de soğuk geldi mi?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Umutlarımıza ulaşmak dileğiyle...

Çok etkileyici bir şekilde açıklamışsın yaşanan dramı. Bu dram, mültecilikten öte, başkasının sıradan gerçeklerinin bir başkası için sonu ölüme çıkan hayallerinden ibaret olmasıdır. Onlar için umutlanmak, hayal kurmak ölümle cezalandırılması gereken bir suçtu. Karanlık bir tünelde yürürken trenin ışığını güneş sanarak treni kucaklamak gibi bir şeydir ölüm bazıları için...