renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

ruh hali

Çığlık -2-

Ah tahammül! Nereye kadar hırpalayacaksın kalbimi…

Bütün hitap noktalarımda sen olmalıyken,
Olmaklığına kendimi inandırdığım bütün hayallerim henüz diri iken,
Gökteki yıldızlarla birbirimize selam söylediğimiz günleri anarken,
Sokakta yürürken eşlik ettiğin bir sürü acıma atfen,
Hepsi için, içimden büyük bir haykırış isteği uyanmışken,
Çılgınca susup, acılarımı örtbas ederken,
Çöküş seanslarından, kurtuluş travmasına bulanmışken,
Cennet ve cehennem gerçeği ile yüzleşiyorken,
Seni özlediğimi kime söyleyebilirim ki?

Acıyı Efendice Yaşamak

Kainat kurulduğu günden bu yana yaşanan, basma entarili, lastik ayakkabılı kadınların yüzlerinde okuduğum -nedendir bilmem- hep onlara yakıştırıp yafta ettiğim acının modernize olmuş halindeyim. Acı da nasıl modernize oluyorsa ayrıdır gerçi...

Anacığımın 'be çocuk! insan gibi yürüsen olmaz mı?'

ikazlarına rağmen sek sek sekerek dolaştığım, göğün göbeğinden topladığım yıldızları ceplerimde sakladığım, çiçeklere dokunduğum, çimenler de yalnayak dolaştığım, çamurlara bulaştığım o mutlu çocukluk günlerimde, dost, akraba ziyaretlerin de, büyüklerin dizinin dibinde oyun oynamanın ekmel olduğu günlerde -o zamanlar yoktu böyle çocuk odaları ve yoktu 'hadi odanızda oynayın da bizi rahat bırakın diyen anneler-

İETT Otobüsünde İsmet Özel'e Yer Vermek veya Waldo Senin Neden Otomobilin Yok?

Hep söylerim, insanın tadabileceği en lezzetli uyku belediye otobüslerinde yavaş yavaş bastıran uykudur. Evvela otobüsün o ritmik zangırdaması vücudu yumuşak yorgan gibi sarıverir, takiben gözler hafiften kapanmaya başlar ve baş, yandaki cama doğru mütemadiyen değişen salınımlarla gayri ihtiyari yönelmeye başlar. Bu, sermest bünyeye öyle haz verir ki, o anda insanın zihninden geçen son şey "Ah şuracıkta bir yumuşak döşek olsaydı!" cümlesi olur ekseriyetle... Bugün de o tatlı uykuya yakalandığım günlerden biri oldu. Taksim'e gidiyorum Yenibosna'dan kalkan İETT otobüsüyle. Hemen kenar kaportasında yazdığına göre 1985 yılında üretilmiş; tam 23 senedir İstanbul'un yollarında hizmet veren (ne hizmet ama!) ve çoktan ıskartaya çıkması gereken bu çirkin aletin oturduğum koltuğu bana döşek olmak üzere...

Döner + Ayran = 2,5 YTL

Döner

Niye garsonun gösterdiği yere oturdum ki şimdi. Bak gerilerde boş bir masa daha var. Bu “cam kenarı” hassasiyeti de sürekli otobüsle seyahat etmemin, algılarımı çimdiklemesinden kaynaklansa gerek. Of ne çok acıktım. Zaten bu kadar acıkmasam, ne işim var burada değil mi? Açım aç… Şu an içimdeki tüm hislerin dibi tutmuş, beynim sağ ve sol lob diye yumurtaya öykünmüş, ruhumsa bir pilav gibi lapalaşmış. İşte geliyor garson.

—Ne alırsınız efendim?
—Döner alayım, lakin iyi dönmüş olsun.

Sıradaki Denklem

Sıra halinde kapıya yönelmiş bir grup insan... Aralarında ben de varım. Adımlar yavaş, sıra kalabalık, mekân dar. Kapıdan iki kişinin geçme imkânı yok gibi.

Adımlar yavaş; öyle ki, önünüzde ve arkanızda bulunanların hareketlerini not edebilir, konuştuklarını kaydedebilirsiniz.

Ben de yavaş adımlarla ilerliyorum. Belki diğerlerinden daha yavaş… Zihnimin karanlık boşluğunda şekiller, başka zamanlardan kopup gelen görüntüler geziniyor.

Setresiz Güzellik

Ben: “Hayır baba, kapatmayacağım başımı. Lütfen beni zorlama!”
Babam: “Bak ablaların kapattı ama.”
Ben: “Onlar kapattı diye bende mi kapatmalıyım, ben böyle mutluyum. Sen beni böyle sevmiyor musun baba!?”
Babam: “Aa kızım o ne demek! Elbette seviyorum peki sen Allah’ı sevmiyor musun?”
Ben: “Çok seviyorum.”
Babam: “Peki onun seni sevmesini istemez misin?”
Ben: “İsterim de bu illa benim kapanmamla mı olacak? Yapma baba. Lütfen! Bak, hayat çok zor.

Nevruz, Şiir ve İstiklal Marşı

Nevruz

"Aşık olan canlar bugün gelürler
Sultan nevruz günü birlik olurlar
Hallak-ı cihanyan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın"

Pir Sultan Abdal

ŞİİR yeniden doğuştur,kıyamettir, yaşamdır, bir düşüncedir, bir bilgidir, hikmettir, var olmanın sevincidir. Ezber bozmadır şiir...

Şiirdeki imgelem gücü nevruzun gücüyle örtüşür.

Katran Kokularıyla Baharı Beklemek

Kar

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

(Sezai Karakoç)

“Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen soğuk havanın etkisi sürecek.” diyor televizyonlar. Soğuğun şiddetini parmaklarımın ucunda hissediyorum.

Nil Yeşilinde Keşkeler

Şubat ayının yedisi, bir Perşembe sabahı.. Karanlıklara ve sessizliğe sevdalı, suskunluğumu, yalnızlığımı , azlığımı, çokluğumu paylaştığım uzun bir gece sonrası. Yorgun düşüşüm uykusuzluğumdan değil. Yüreğim ile hasbihalimden. Kör bıçakları bileme çabamdan, bilenmemişliklerine aldırmayıp onlarla canımı acıtışımdan!

Şafak sökmüş, kerahat vakti girmiş. Ahşap panjurlardan, çalışma odamın yan duvarına gün ışığı, bir varmış, bir yokmuş gibi çizgiler halinde düşmekte. Bahar renkli; pembeli, yeşilli beyazlı kanepem baharı getirmese de, teselli gibi.

Ölüme Dair Bir İç Hesaplaşma

Bir akşam namazı sonrası… Balkon kapısından esen rüzgar beni karanlığa sürüklüyor. Batıdaki kızıllığı izlerken buluyorum kendimi. İlginç; geceyi sevmeyen ben şükre koyuluyorum hemen. Gündüzü örten Rabbe hamdolsun. Kızıllık azalıyor. Uzun zaman olmuştu güneşin batışını izlemeyeli. Vakitsizlikten şikayetçiyizdir hep. Vakit mi var dedim ben de içimden. Sonra hemen batıdaki o kızıllığın kaybolup içimi doldurduğunu fark ettim. Başımı eğdim. Her nasılsa boş sözlere, boş işlere her daim vaktimiz vardır bizim.

İçeriği paylaş