renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

hüzün

Annem...

Annem…

İki yıl önceydi. Ağabeyimin telefonu ile sarsılıyorum…”Annem ağırlaştı, gel” diyordu ahizedeki ses… Bir süre sonra acabalarla yola çıkıyorum... Yol boyunca hiçbir şeyin farkına varmıyorum. Ta ki yaşlı bir kadının benden yardım istemesi ile düşüncelerim biraz dağılıyor. Ve yol boyunca bu teyzeye yardım etmem gerekiyor. Ayrılırken teşekkür ediyor ve ben birden ellerinden tutuyorum. “Teyzeciğim dua et annemi bir kez daha göreyim” diyorum. Beni kendine doğru çekiyor ve “görürsün inşallah yavrum” diyor. Bu dua ile gönlüm öyle ferahlıyor ki… Geri kalan yolculuğumda annemin hatıraları bana eşlik ediyor…

Outlook Salâları ve Aşkları..

Cayiminsekeri

- Derviş Ergen'e İthafen, Rahmetle-

Günlerden bir gün öğlene yakın bir saatte oturduğumuz mahallenin camisinden bir sala okunmaya başladı.
- Mahalle kültürü ve kavramının pörsümediği yerlerde sala okunmaya başladığında, bütün mahalle sakinleri balkonlara veya pencerelere çıkar, salanın sonunda ismi geçen Merhum/ merhumenin kim olduğunu öğrenir ona göre erken yada biraz daha geç cenaze evine gidilir. -

Dile Gelmeyen

Anne; güzel sözlerle, ince davranışlarla, bir çiçek sürpriziyle, bir öncelik tanıma nezaketiyle, hasta ya da yorgun olduğunda ufak bir ilgiyle sevgisini göstermesini beklerken; baba, sevgisini, onu olduğu gibi kabul ederek, kızdığında onu kırmamak için öfkesini gizleyerek, kollayarak, koruyarak ve her şeyden sakınarak gösteriyordu. Birçok kez baba, annenin isteklerini üzülerek de olsa yapmıyordu. Bu, annenin iyiliği içindi.

Anne duygusaldı, hisleriyle hareket ediyordu. Bazen akıbeti hayır olmayan bir şeyi, bulunduğu anın koşulları içinde mutlu olmak için istiyordu.

Tanışma

Hava soğuktu. Belki ayazdı demek daha doğru olacak. O ağzımızın burnumuzun donduğu günler…

Babamı özlemiştim. Çoktandır babam sanki kaç diyar ötede gibi olmuştu. Onu düşündüğüm vakit Yemen geliyordu aklıma. Giden gelmiyor gibi uzak ve ulaşılmaz… Sanki ben çocuğum ve o da savaşa gitmiş… Hem öyle bir hava esiyordu ki üstümde, bir daha savaştan gelmeyeceğini biliyormuş gibi…

Onun yanına gitmeye karar verdiğim gün sımsıkı giyinmiştim. Annemin taa gelinliğinden kalma yün şalını da üzerime almıştım. Kısa sürmüştü annemin beni sarmaları; çünkü en küçük çocuktum, gençliği geçmekte olan bir anne ve babanın son çocuğu idim. Tekne kazıntısı…

Bir Eviniz Var mı?

Sizi bilmem ancak benim bir evim yok. İstanbul’da alınmış dört duvarı mamur bir ‘’evimiz’’ olduğu bir gerçek ancak hakikat tılsımı değmemiş bir beden gibi beşer hükmünde yol almakta.

Anlamanın, konuşmanın, sevmenin hükmünü yitirdiği ve boşluğun incelmiş damarından içeriye sinmeye çalışan tüm çirkinliklerin hücum etmeye yeltendiği bir ev sizin eviniz olur mu? Bir evsizin hücresini büyüten açık uçlu dehlizlerde gezinmekten usanmış biri olarak bir evin var mı sorusunu durmadan kendime sormaktayım.

Bol Noktalı Deneme Sandviçleri

// Geceler çoğu kez üstüne üstüne gelir nidası çöllerde yankılananların. Bu yüzden belki de bir kelime aranır yüreklerin yeniden inşasına ceht eden gecelerde.. Kimliği belirsiz bir eşkâl, isim anası olmak ister evrensel iyileşme metotlarının. Değil mi ki tek başına yaşanınca üreyemez güzellikler. Bu yüzden belki, başka yüzlerden de sızmalıdır hüznün rayihâsı.. //

Bir kelime seçmeliyim tüm şiirsel ervaha mevsûf olacak.. Doruklara tâbi olacak bir kelime evet. Ama bak sevgili alfabe!

Birden Fazla Olmanın Derin Anlamı

Kandırdılar beni. Hem de fena halde. Hayatı yüzüne gözüne bulaştırmak olsa olsa böyle bir şeydir. Neden bir takım gerçekleri yaşamadan kabullenmek mümkün olmuyor? Neden acılarla bu denli içli dışlı olmak zorundayız? Hayatın rezilliğine, kaypaklığına gözyummak yakışır mı “insan” olmaya soyunanlara?

Beni kandırdılar!.. Hem de göz göre göre... Her yanım acıyor. Genzimde buruk bir tat var şimdi... Dostluk dediğiniz nedir sizin?

Doğurgan Bir Ölüm...

“sizin hiç babanız öldü mü?

benim öldü

kör oldum.”*

yüzüne odaklanmış, tedirgin bir çift gözün merakını gideren sözler “babası ölmüş” oldu. bu haberi kendisine verenin eşi olması gerektiği kararı verildikten sonra eşiyle yalnız bırakıldı.

Islak ve Gizli Bir Kurşun...!

"Yıldızlarla konuşurum
Susmuşum Meryem gibi”

Zemheriydi;
Mahrem bahçelerde büyüyen tek lalemi boynundan koparıp gitmişti…
ardından yetim bıraktığı kalbimin güvercinlerini, ağlatarak, inleterek…

İçeriği paylaş