renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

düş vakitleri

Islak Pabuçlu Kadın

Issız bir sahil kıyısında, hayal kapılarımı hır-gür zorlarken, gözümden düşemeyen,içimden akamayan damlacıkların kelimelerde seyridir bu… Şimdi, kalemi bir ileri bir geri oynatırken, denize yürüyüp gittiğimi düşünüyorum. Ayakkabılarımı çıkartmadan, suya iz düşmekten aciz adımlarımla, bir deniz üzerinde,yürüyüp gittiğimi… Biliyorum, böyle adım adım kıtalar aşsam dahi, içimdeki miadı dolmamış hüzünler, ıslak pabucuma saklanıp, okyanus rengi gün ve geceler boyu benimle yürüyüp gelecekler… Onları dünyanın öbür ucunda, hiçbir şey söylemeden yürürken, bir deniz üzerinde,gemilerin geçip gitmesini beklerken, rotamı kaybettiğim biçareliklerde arayıp bulacağım.Ve gitmemeleri, ıslak pabuçlarım içinde benimle kalmaları için dua edeceğim.

Tedirgin Ruh Halleri

Soğuksa gece eller buz kesiyorsa
kalem titrekse ve kelimeler yayılıyorsa fütursuzca
nereden başlanır ki yazılmaya tedirgin ruh halleri

yürümüştü karanlığın içinden istikamet çizip
bineceği vesait gözünün önünden geçip giderken
neden bu kadar rahattı ki…

Mâvera Yazgı

Damla

Güneş ışıklarını yeryüzünün kalbi olan dağlardan çekerken, kara bulutlar rahmet yağdıracağının müjdesini veriyor kâinata. Kuşlar ağızlarında taşıdıkları yiyeceklerle dönüyor yuvalarına, yavrular ağızları aç bekliyorlar annelerini. Suyun şavkı vuruyor dimağlara, yüreklerde hissediliyor kıyametine yaklaşan kâinatın uğultusu…

Yine güz mevsimi... Yerlerde suya varma sevdası ile gezinen solgun yapraklar, gözlerden süzülen zemherilerdeyse ıslanan ekşi hatıralar…

Üç Günlük Hatırat

Kadın

Bir kadını nasıl sevebilir ki insan? Yoluna düşüp O’nu beklemekten başka…

***

Günün aynı saati Cengiz Çıkmazından sokağa çıkmış, gelişime doğru gidiyordu. İnce topuklu önden bağlamalı siyah ayakkabısı, dizinden biraz uzun mahcupça açılıp kapanarak davetiye çıkran evaze eteğiyle, üzerine eğreti alınmış omuzlarından sarkan siyahça şalını sıkıca tutuyor; randevulaştığımız köşe başına doğru hızlı adımlarla ilerliyordu.

Mağara Gözlü Adam

- Gözlerine mağara oymuş adam, sıra sen de. Haydi, acele et, ölüm mangasındakiler tüfeklerini bilediler, kurşunlar sırasını bekliyor.
Hırçın dalgaların gözbebeklerine vurduğu yerde kuruyan çöller duygularımı geremez, acele et diyorum, daha mangaya dizilecek altı milyar gönüllü var.
Ah, siz gönülsüz gönüllüler, hep böyle yapıyorsunuz. Ruhunuzun bakiyesinde karalanacak yer kalmamışken, nazlanmak neden! Gelin ve ölün... Korkmayın, biz krallara layık ölümler hazırladık gölgelerinize.

Düş Taşı

Düşler… Fecrin onulmaz yaralarına sürülen güneş ışığı merheminin, insanın da düşlerine sürüldüğü vakit başlar fırtına azra sahralarda. Kahramanımız kuyularda arar âzurde yaşları, eleğimsağma hüznün renklerini sunar mehlikaya…

Hayallere gidiş yolunu törpüleyen, zemberek hayat kırıntılarını toplar kanamış avuçlarıyla.

Aksak Zaman Geçitleri

-a/

kızıl bir hançer ilişiyor bedrin on dördüne. kisra’nın on dördüncü sütununun altında cebelleşiyor âfil dimağlar. dördüncü katında nihan bir avaze feleğin. petrus üçüncü inkarında... yuda, yanaklarından öpmeye yelteniyor isa’nın. yılanlar taşıyor kadehlerden. kleopatra sırıtıyor karşısında üryan bir mir’at. henriette ‘’seninle ölmeye varım!’’ diyor kleist’e. İki kere iki küstahlık ediyor dostoyevski’nin kaleminde ve bela-yı aşk ile aşina kılınıyor fuzuli. mihri hatun’un ilenci dönüyor kendine. yusuf’un gömleğinde kan lekesi,kenan’da bekleyiş çilesi... ipince eğiriyor ipliğini meryem. yazgısına al al düşüyor ‘sır’.

Yed-i Beyzâ

Onu Yed-ı Beyzâ'ya benzetirlermiş, gecede parlayan yıldızlara suyun damlasının günlerce bulunmadığı topraklarda Harran'da, halkın gönlüne doğan bereket yağmuruymuş. Sen yıllar önce bu topraklara ayak bastığında, önce Hayat bin Kays 'a koştun belki de, dua ettin, kalbine eğildin, kulak verdin, sadık nefes sahibinden yardım istedin. Belki rüyana geldi, gülümseyen yüzü, yumuşak huyuyla bi kuytuda kendiyle ama en çok yaratanla hasbihaline şahit oldun. Kulağına güzel sözler fısıldadı belki, Harran'da her başı sıkışan oraya gidermiş ya senden yıllar sonra ben de, başım sıkıştığında, yanında buldum kendimi.

Tutsak Fotoğraflı Eller

Tutsak ellerimizin resmini çektirelim bir ara seninle. Şatafatlı olsun, renkli mi bilmem ama çok boyutlu olsun. Çektirelim seninle acılarımızın gülümseyen yüzünü bastırmak için bir çerçevenin tüm dik kenarlarını. Diklikler en yakın mesafelerdir oysa, en çok can acıtan halleridir sevginin. Birbirine tutsak şehirlerden kaçalım biz, kaçış o ki şatafatsız olsun, renksiz olsun, sessiz olsun. Diklense bile hayat adama, yeter ki adam sakin dursun, rahat olsun.

Oldu mu şimdi ? Rahat olsun ama dik olsun biraz da. Acıtsın canını ama kendi canını. Kanatsın geçmişi yüzünde binparça kalıntıların izini sürerken kaşif bakışlar, ama suyla yıkasın yüzünü. Hem en kötü filmimiz de bile demez mi yavuklusu canı acımış ama ne yapacağını hala bilemeyen adamımıza; kan kanla yıkanmaz diye. Oldu mu şimdi? Olur belki, yakın zamanda seyredilmiş en uzun filmi çekelim biz, tutsak!

Kalabalık Dekorlarda, Tek Kişilik Bir Öykü

"Onu ilk gördüğümde üzülmüş müydüm?"

Gün akşama doğru gidiyordu. Ufukataki kızıllık ya aşıkların ya da işi gücü yarıda bırakmışların umurundaydı. Şehrin sokakları dolar-boşalır işlevini tamamlıyordu. Son adımlarını topluyordu caddede koşuşturanlar. Seslerin çokluğu, hızın artışı bu paniktendi. Arzular gidendi, biz peşindeki. Boşa kürek çekmenin yorgunlukarıydı belimizi büken.

Vitrinler albeniliydi, bir gün öncekinden. Bir gün önceki de, bir gün öncekinden. Bu hep böyle sürüyordu. İnsan yetişemeyip iç geçiriyordu.

İçeriği paylaş