
"Toprağı nasıl sıkıyorsa kökler
Öylece sıkıyor beni bu düğüm"
Bomboşum bu karanlıkta. Karanlık kalabalıklaşan bir şey artık, arsızca kabaran ve boğan. Adı konulmamış bir uykudan uyanmak istercesine zorluyorum bulunduğum zamanı, mekanı. Beni ben kılan şeydir atmak istediğim, atıp kurtulmayı ümit ettiğim...
Parçalanmış dünyalar görüyorum, görmekle yetinmeyip o parçalanmışlığı kendime gizlice zerkediyorum. Alınıp satılan ruhlar arasında, bu karanlıkta, boşluğun maskesini takan ben, ürpertici kelimelerin peşinde koşmakla yalnızca kendimi kandırıyorum. Zan... Zan üzre ve zan altında yaşayan, hayatı bir ölümden ibaret sayan bir insandır puslu aynada gördüğüm. O ayna ki nerede olduğu ve pusunu nereden aldığı belli değil, ama biliyorum ki bu pusuya düşmek an meselesi...
Söylenen ve verilen, yani söz denen o muamma, dilimden düşen harf yığınları sadece. Birikiyor, biriktikçe bitiriyor ömrünü anlamların. Bu tüketimin nasıllığını bilmek istiyorum. Ses kesiliyor, birdenbire, herşey gibi kesiliyor, en bilinmez yerinden...
Kendimden kendime kaçtıkça kendimle savaşımda yeniliyorum. Biraz ölmek koysam halimin adını, ölmek adına ne yapmış olurum ki? Tam ölmeye razı olmaklığım vücut bulsa, ama kimse bilmeden olsa bu. Tam ölmek; korku... Korku ki gerilen bir yaydan farksız, gerildikçe geren hayatı...
Artık sadece sevmek geçiyor içimden, sarp yokuşlara inat, içimde kalan ne kadar güç varsa onu bu uğurda kullanarak sevmek... Her zorluğa rağmen, ürkütücü tablosuna bakarak gerçeğin, ama hiçbir bakıştan sakınmayarak, sonuna kadar bakarak, eğilmeden yalnızlığın karşısında, darmadağın ederek "ben"i semirten ne varsa. Sevmek; varolmak namına biçilmiş kaftan. Sevmek; seslerin ve dokunuşların ardında baharsı bir armağan...
Bomboşum bu karanlıkta. Arz ediyorum kendimi kendime, nice arzlarımı kurban ederek; öylece giriyorum huzuruna varlığımın. Arz ediyorum; basılsın toprağıma, arz olduğumu bileyim. Bileyim dışımın sema kılındığını, öteme önce yedi renk sonra yedi kat verildiğini. Duyulur mu sessiz feryadım boşluğunda yokluğun, ben ki varlığım, talibim arz oluşumla semaya, ta ki dar kılsınlar beni, aşayım kendimi...
"Sesler dinmiyor ötelerimde
Hayattan bir beden büyük ölüm"
Yorumlar
'Toprağı nasıl sıkıyorsa kökler'
Cum, 23/02/2007 - 04:05 — zeyneb Ferdaarayistan ziyade bir yazi. kelimeleri bu kadar acik kullanmak yüreklilik ister bana göre.
yazinin kaleme alinis sekli ya da edebi anlamda nasil durdurgunu inceleyecek konumda
olmadigim icin, ilettigi mana acisindan bu yaziyi yazan kalemi cok sansli buldugumu söylemek istiyorum.
dünyadan siyrilip disardan bakacak noktada cünkü. icerde kalmak cok kolaydir lakin icerdekiler bir nevi sarhoslardir da.
tam bir temasa icin bulundugunuz noktayi degerlendirin derim.
'zamana ilistirilmis hikmetler' karsisinda yine sair ruhun inceligi gerekir.
:)
saygilarimla
...
Arayış: Kelimelerin İzinde
Cum, 23/02/2007 - 12:40 — Fatih M. TiyanşanKaranlığın aydınlığa çıkacağını bilmektir ümit, kelimelerin gölgeleri varsa bu, onlara o aydınlığın vurmasıyladır ancak...
Karanlık kendi içinde karmaşayı barındıran, bir bakıma anlamları, güçlü girdabının içine sürükleyen bir boşluk aslında, maksat boşluktan kurtulmaksa sözümüz geçmeli ona...
Elbet içimizde büyüyen bir ağaç var, çoğu zaman başkalarından sakladığımız bir ağaçtır o, dal budak salmasını bizzat arzu ettiğimiz, zamanın karşı koyuculuğuna fazla aldırış etmeden bakıp durduğumuz ağaç, varlığı bizatihi yokluğun üzerine inşa etmek inancı...
İçerde kalarak, ama dışarısını da idrak ederek çıkılan bir yolculuk olmalı hayat, yoksa gidişler noksan, ruhlar yarım, anlamlar yetim kalır yalnızca...
Yorumunuz için teşekkür ediyorum, kelimelerinize minnettarım, selamlarımla...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
çok güzel bir yazı
Çar, 28/02/2007 - 14:01 — fatma tuana karaçok güzel bir yazı olmus..insanın beynindeki, kalbindeki düşünmekten en fazla korktuğu konulardan birisidir ölüm..çok anlamlı bir şekilde değinilmis
emeğinize sağlık...