renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İslamî Düşüncenin Ana-Tommy'sine Kısa Bir Bakış

Eskilerin her işlerine besmeleyle başladıkları gibi ben de yazıma bir besmele ile başlayacak olsam maazallah(!) başkalarının başına gelen benim de başıma geliverir de kimsecikler beni kurtaramaz. Zira, her ne vakit, İslamî (insanî) olan bir şeyden bahsedecek olsak hemen tekmil verecek birilerini bulmamız gerekecek. Aslında bu hiç de zor olmayacak, meraklanmayın. İşte tam da bu sebepten, İslâmi Düşünce diye yazmaya davranacağım bir sırada silkinip kendime geldim ve fark ettim ki, bu yazının gereken tekmilini vermemişim. Sakın ha, yadırgamayın beni, başlıktaki Tommy nereden çıktı, diye. Tommy olmasa İslam dinlenmeyecek de ondandır, tüm bu birliktelik. Fakat buna karşın, Tommy’nin kimseleri bunun farkında olmamış olacak ki buna yol veriyor ve her nedense bundan razı oluyorlar. Neyse, sözü uzatmanın lüzumunda değil de aklım, lazım olanların söz edilmesi ile meşgul şimdi.

Başlıktaki ağır sorumluluğu yüklenmeye gücü yetmeyecek kadar zayıf bu satırların yazarı. Yolumuza gitmeden evvel ikaz edelim ki, anılan başlık sadece ne aradığını bilmeden gezinen bir kaçını yakalar da oracıkta halleşir miyiz diye atılmıştır, yoksa her hangi bir düşünceden bahsedecek de değilim. Zira, düşünceden bahsedebilmek için onun eder-diyeti verilmeli değil mi? Oysa ki ne ben ne de biz(!) diyet ödeyecek lükse sahibiz. Diyet ödemek bile haddi zatında bir delikanlılığı barındırmalı, gözü pekliği bir bakıma.

İşbu üçüncü paragrafa kadar okumak derdine katlanmış okurların anlaşılan o ki, ciddi işleri yok ve dahi ne aradıklarını bilmiyorlar belli ki. Neyse, halleşecek oldukda yolun sonundan değil geçilen yol mevzubahis olunca, ne aradığını bilmek-bilmemek bir anlam ifade etmeyecek.

“Azizim günümüz gençliğinin hali ortada, ne laftan anlarlar, ne sözden. Eskilerde böyle miydi oysa?” diye süregiden sohbetlere çok şahit olmama rağmen nedense hiç üzerime alınmış değilim. Bilmem nedendir, benim zihnimi bunlar pek meşgul etmez. Uzayıp giden sakallarımdan mıdır, yoksa sokaklarda kaygısız çocuklar gibi neşe saçarak yürüyemediğim için midir nedir, kendimi bir türlü o “kategoriye” sıkıştıramadım. Sadece bununla kalsa iyi, bir köşesinden sıvışıp orada bir yer bulamadığım için, onlara bahşedilen(!) bir çok nimetten mahrum kaldım. Bizim Ziya ağabey anlardı da halimden pek ses etmez; ama oncağızın da elinden bir şey gelmezdi. O bana eskileri anlatır, ben de ondan duyarak yaşadığım eskilerimi gençlere aktarır, sorumluluğumu atardım üzerimden. Ben eskileri anlattıkça anladım ki bizim gençler de benim eskilerimi üzerine alınıyor değiller. Neyse, gel zaman git zaman, yat zaman kalk zaman, derken uzayıp giden sakallarım işte o gecede kaybolup gitti. Yüzüme engelleyemediğim bir tebessüm yayıldı ve böyle olduğu halde hoplaya zıplaya geçip gittiğim sokakların ne zaman bitip tükendiğini bile fark edemedim. Sonra Ziya ağabeyimle açıldı aram. Çünkü, artık ben de kimsenin eskilerine kulak vermiyordum. Sonradan Ziya ağabey de ses etmeye başladı bu halime. O ses ettikçe, eskiler anlatılmaz oldu. Anlatılmadıkça da eskiler unutulup gitti böylece.

Şimdi elimde kalan daha doğrusu yüzümde peyda olan bir tebessüm ile kaybolup giden sakallarımdı. Ve daha doğrusu artık bir kategoriye daha rahat sıkıştırılabiliyordum. Sakallarım yoktu mesela ve neşeliydim. Güler yüzümü saklamıyordum kimseden. Yaşım da müsaitti ve ben artık bir gençtim. Ee biraz geç kalmış sayılsam da akranlarıma göre, gençliğin son baharını yakaladım hiç değilse. Önümde koca bir bahar ve koskoca bir kış var sonra. Nasıl mı biliyorum bunca şeyi, çünkü geçen bahardan sonra da kış, ondan önceki bahardan sonra yine kış gelmişti. Eminim yani, tekrarlanıp duran bir şeyi merak etmeye ve dahi ondan şüphe etmeye ne lüzum ola ki. Güneş her gün doğacak elbet, ve gece olmadan batacak. Gece olmadan batacak; çünkü gece o gökyüzünden kaybolmadan çıkmayacak ortaya.

Kimselerin Tommy’si ile bizim Ziya ağabey nasıl olduysa bir yerlerde karşılaşmış ve tanışmışlar. Epey de hoşlanmışlar bir birlerinden. Beni bir merak aldı ki sormayın. Eskilerin Ziya’sı ile kimselerin Tommy’si nasıl olur da kopamazlar birbirlerinden. Günler geceleri, aylar yılları, yıllar asırları kovaladı. Düşündüm, taşındım, azıcık değil epey epey kaşındım, dedim ya beni bir kıl tuttu. Sonra anladığımı sandım sebebini. Tam anlamıştım ki, eskilerin Ziya’sı ile kimselerin Tommy’sinin arası hafif açılmış. Bir yandan sevindim bir yandan da bir yanım acımadı değil hani. Neyse, bu ayrılık beni geri koymadı merağımdan. Meğerse, eskilerin Ziya’sı eskileri anlata dursun, kimselerin Tommy’si de yenileri dikmekle meşgul olurmuş. İyi tamam da nerede bu birlikteliğin ve sonra ayrılığın sebebi diye soracak olursanız, cevabı basit: Bizim Ziya eskileri anlatırken, Tommy de Tommy olmasına rağmen bizim Ziya’yı epeyce teşvik edermiş. Teşvik edermiş; ama ne vakit eskilerin Ziya, en eskilerden başladı mı anlatmaya, Tommy kaybolur ortadan, yenileri ölçer, biçer, dikermiş. Tabi Tommy’nin yenileri ortaya çıkınca bizim eskilerin Ziya dönmüş biber küpüne. Ona ne şüphe kimselerin Tommy’si bundan da epey memnun olmuş, zira biber küpüne de yeni bir şeyler gerekmiş. Bu sefer başlamış biber küpü için çalışmaya, yenilerini ortaya koymaya. Eskilerin Ziya’sı ile kimselerin Tommy’si bozuşmuşlar mı hepten, diye soracak olsanız. Yok yok hiç bile. Çünkü eskilerin Ziya, Tommy’nin yenilerine içten içe seviniyormuş aslında. Yeni olmadıkça, eskinin anlamı yok ya, tam da bundan dolayı eskilerin Ziya yeniler eskidikçe daha bir coşkuyla anlatıyormuş. Eskilerin Ziya anlattıkça eskileri, gençlerin ilgisi hepten kaybolmuş. Eskilerin Ziya’sı ile kimselerin Tommy’si arasındaki hikaye böylece sürüp gider. Neyse azizim fazlaca yormadan birbirimizi, biz kendimize gelelim.

Hep beraber kabul edelim ki yeni gençliğin selamı besmele olsun ve dahi Ziya’ya da Tommy’ye de Selam olsun…