
“sebepleri önce yazan ve sonra yaratan Tanrı, Adem’e önce isimleri ögretmisti de hayatları sonradan vermişti. Ki adem bildiği isimlerle meleklere üstün kılındı, bir sürgünün ardından onlarla tevbe kıldı, onlarla secde kıldı. İsimleri, varlıkları beyanındaydı çünkü. İsim sebepti. İsim her şeydi.”
Böyle başlıyor ismin saltanatı ya da bahtsızlığı Nazan Bekiroğlu’nun kaleminde…
isimle ateş arasında yürüyor bu roman. İsimle başlayan hayat ateşle nihayete eriyor.
Sıradan bir zaman mekan delegesinde bir nur, bir de nurun annesine hayat olan adam bir ateşe sevdalanıp elini süremeyince, elini sürdüğü yerde saklananı görüp merak edince, merakı aşkına yenik düşüp fark ettiği karanlığı delmek isteyince ve delemeyince, yüksek surlarla çevrili bir nihade’ye tutulup onun tekinsiz karanlığında tutunacak bir dal bulamayınca ateşe düşüşü, yanıp kül oluşu anlatılıyor bu romanda…
Ama üslup muhteşem olunca, bir kuzey prensesine yar olan kalem, bir kitap tanıtımı yazanın eline yar olmayınca anlatılmazlaşıyor tabir-i caizse bu kitap!
satın aldığı bir esamenin cüzdanına sahip olup varlığına sahip olamayınca numan ve bir gece nihade’nin leblerinden çikan isim, cüzdanın sahibine ait olunca isimle başlayan aşk ateşe düşüyor…
Aşkın mutlak tanımın mümkünler aleminde na-mümkün olduğu gerçeği bizzat yazıcı tarafından fısıldanmakta kulağımıza…
Fakat surlarla çevrili gözbebekleri böyle delici bakarken numan'ın gözlerine, saçlarını örmesine ses etmediğinde keyfi yerindeyken, suyu oturup üç yudumda içince bir de, ses yükseliyor numan’a aşk oluyor çoktan…
Ve defterler boş kalınca, kapanınca aşkın dört büyük kapısı numan’ın yüzüne, artık gidecek yol kalmıyor beşinci büyük kapıdan başka, ne var ki beşinci kapı yalnız ve yalnız ateşe açılıyor…
Yalnız bu değil aynı zamanda bir tarihi anlatışı ve yorumlayışıyla da değer verilmeye layık bir eser oluyor elimizdeki.. "Yeniçeriler, bir ülkenin koruyucusu iken bir ülkenin tehdidi haline nasıl geldiler?" Sorusuna çok özlü bir cevap niteliği de taşıyor…
Çünkü yeniçerilerin de gözünden anlatılan bir hikaye bu…
Yetmeyip, yeniçerileri yok etmek zorunda kalan padişahların gözünden de anlatılan…
Yine de ocağı yakan padişaha, hem de öyle bir yakan ki ocakla yetinmeyip yeniçerilerin kaçtığı ormana varana kadar, yeniçerilerin isimlerinin yazılı olduğu esame defterlerine varana kadar, geriye “ocağı sönmek” ve “esamesi okunmamak” gibi deyimlerin kalmasına sebep olacak kadar yakan padişahlara sitem ediyor yazıcı. Ediyor etmesine ama tesellisi kendinde yine, “varsın yansındı her şey, değil mi ki o büyük günde ben dahi yazdığım her bir harfin hesabını vermek üzere kendi adımla çagrılacağım huzura!”
İşte böyle…
Nihade’nin anlatılamazlığına gelince..
Nihade, yazıcı da diyor, gelmiş geçmiş roman kahramanlarının en tekinsizi…
Ve ben, nihade’yi yazanların en çaresizi belki de…
Çünkü nihade’ye savurduğum öfkem bir beşinci defterle mühürlendi.
Adına ister kader ister keder dendi….
Ve eminim ki, “yine de karanlıksın diye üsteledim ümitsizce!” diyen mansur değildi..
Değildi…
Yorumlar
isimle ateş arasında..
Cum, 26/09/2008 - 23:31 — Elif Nur DiyerGünlerdir bu kitabın izini sürüyorum.Kitapla Cemaat.com'da rastlaşmak da farklı bir tevafuk oldu.
İki kez okusamda aklımın hala takılı kaldığı bir kitap..
İki kez bitirdiysemde açıp okuyacak kadar bitirmemiş gibiyim.
"Cümle cümle yazılan bir romanın paragraf paragraf okunmasını istemeye hakkı olmasın mı yazarın?"diyor ya Nazan Bekiroğlu belki de onu doğrular tarzda bir okuyucuyum.Anlamadığım tek satır kalmasın dercesine iz sürüyorum ,cümleler çok yoğun,duygular çok ağır.
Bazen bu duygu yoğunluğunu kaldıramayıp bir kenara koyduğum,beklettiğim oldu kitabı.
Okuyucuyken taşıyamadığımız duygular var kitapta:"dur" diyor insan bu duygu çok fazla..
Yazar ne yaptı acaba..?
Kitapta anlatılan aşka bakınca belki asabileşiyor insan ,böylesinin yaşanma olasılığı azalmış şu yüzyılda yaşadığına hrçınlaşıyor ruh : bu kadar da aşk olsun?insanın aklı almıyor..
Eninde sonunda aşkın kusurlu olduğunu kalbime kabulettiriyor Nazan Bekiroğlu,"aşkın kusursuzu bir başka dünyada durduğundan her halde" deyip yürekleri feralatıyor.
Divan şiiri tadında bir roman..Divan şiiri diyorum çünkü her satırda farklı bir mana bulmak mümkün.
Su gibi okuyup bitirdiğim bir roman olmadı benim için daha çok civa kıvamında,sıvı ama ağır.Masum bir gümişilik içinde fakat zehir..
Nazan Bekiroğlu okumak bir tutku.
Farkettim de en güzel devrik cümleleri Nazan Bekiroğlu kuruyor.Bir kitapta bu kadar çok devrik cümle bulunsun ve anlatım o kadar güzel olsun.. bu o kadar kolay değil.Nazan Bekiroğlu'nun şiir yazar gibi düzyazı yazması çok güzel bir uslup.
Osmanlı temalı ,yeniçeri gerçeğine edebi bir bakış taşıyan,çaresiz aşk üçgeninde bir kitap.
Nazan Bekiroğlu'na Sizce bu romanın asıl kahramanı kim?dendiğinde bana çok ilginç gelen cevabı veriyor.
-Kanuni. Hiç görünmese de varlığı daima hissedilen Süleyman.
Bu kitapta tarihi bilgilerin yanında buhur baharat bilgileriylede tanışmak çok hoştu.Neredeyse yapılan tasvir sonucunda çiçeklerin nasıl koktuğunu duymama ramak kalmıştı.Rayihalarla dolu bir kitap..
Bilmediğim pek çok çiceğin ismini öğrendim.En çokta Filbahri çiçeğini merak ettim,olay örgüsünden olsa gerek en çok bu çiçeği önemsedim.Tıpkı Yusuf ve Züleyha kitabındaki lotus çiçeğini merak edişim gibi.
Çok naif bir resim oluşuyor insanın zihninde,tasvirler o kadar güzel ki..Mekan eski İstanbul olunca,kurulan cümlelerde bi o kadar naif,güzel geliyor okuyucuya..
kitabın birde tamamlanmamış,kitaptan taşmış bir zeyl'i var.Cam Irmağı Taş Gemi kitabında Nihade'nin defteri..
Onu da okuyunca insanın kalbi ancak feraha ulaşıyor.İsimle ateş arasında ketum bir sır olan Nihade zeylinde şükür ki susmuyor.
İsimle ateş arasında'yı cemaat.comda gördüğüme sevindim.
Bu yazıyı paylaştığınız için Teşekürler..
sevgili elif nur
Pzt, 29/09/2008 - 00:54 — leyla marankozsevgili elif nur, basit bir yorumdan ziyade yazımı besleyen bu bilgiler için şahsım adına teşekkürü borç biliyorum sana.
isimle ateş arasında benim için çok özel bir kitap. her harfine bir ruh üfleenmiş her cümlesine mana nakşedilmiş. ve okuyup geçilecek gibi değil. kaçıncı okuyuşum bilmiyorum. dönüp dönüp okuduğum ve her okuyuşta farklı lezzetler ve acıları sarmaladığım bir kitap.
yazan razı okuyan razı..
ne diyelim..
nazan bekiroğlu '' hala bir muamma''
Per, 02/10/2008 - 23:02 — hüsnü güzelnasıl bir hikaye..
nasıl bir uslup..
ve nasıl bir aşk...
hala çözebilmiş değilim..
kitab hakkında uzun yorumlar yapabilmek için en 10 defa daha okumak gerek sanırım..
ve ben henüz 2. okumaya başlamak konusunda kararsızım..
kafamda hiç kimseyle kıyaslayamadığım bir yerde duruyor şimdi...
ve çözemediğim...
nazan bekiroğlu...
kitabında ki süleyman gibi...
muhteşem...