renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Günahlar ve Erdemler

 Johann pinto Copyright ©2005"Kıyamete andolsun...Ve çelişkiler içinde bocalayıp duran nefse andolsun..." (Kıyame 1-2 )

İnsan ömrü, günahların ve erdemlerin sınırları içinde kendini arar ve/veya bulur. Erdemlilik günahsızlık demek olmadığı gibi, günah da erdemsizlik demek değildir.

İnsanı günah ve erdemle yüzleştirmek, dinlerin, kültürlerin, ideolojilerin ve bunların etkileşiminden doğmuş herşeyin etrafındaki tartışmaları "susturur" ve İnsan içre bir "sınır" tartışması ile başbaşa bırakır.

İnsan "müslüman" olunca zaafları, hayat içindeki hesapları, kendi dışındakilere ilişkin planları değişmez. Sadece tüm bunları "günah" ve "erdemler" mıknatıslığında sınır/daire içinde tutmaya çalışır.

İnsan / Kişi, para-iş-ekonomik bağımsızlık peşinde ise ; "müslüman" olunca bunları dini çevresinde oluşturur.

İnsan / Kişi, güç-şehvet-seçkinlik peşinde ise "müslüman" olunca bunları dini kavramlarla meşrulaştırır.

İnsan/ Kişi, şöhret-yönetme hırsı-kutsanma arayışında ise "müslüman" olunca din ile dindar arasında "aracı" olmanın binbir rolünü keser...

Kısacası müslüman olmak "insan"ı diplere itse de ve/veya diplerdeki insanı örtse de kendine her zaman yol bulan fıtrat varlığını müslüman denizine akar gösterse de sonuçta kendi yolu üzere akar.

Onun içindir ki müslüman olmak günahsız ve erdemler idealinde insanlık için kurtuluşun adı değildir!...

Müslüman ve/veya Mümin olmak günahlar ve erdemler tartışmasında ömründe sadece "sınırlar" içre kalmak çabasıyla son bulan bir "süreç"tir her zaman.

Zirveye çıkmış ve içinde "çelişki/vesvese" barındırmayan hayatlar dindarların en büyük hurafesidir. Mükemmellik ve bunun ödülü olan "olağan üstülük" dindar kültürün mitolojisidir. Peygamberler bile bu mitolojide kimlik ve kişilik olarak mutlak günahsızlık ve mutlak erdemli insan portresi içinde anlamlandırılarak "kutsanır"...

Peygambere saygı, övgü, itaat her zaman günahsız ve mutlak erdem portresi içinde anlamlandırılırken; gerçekte insan, onun şahsında "müslüman"lığı kendi gerçeğine maske kılar.

Mümin olmak insana yeni bir "yüz" geçirmek değildir. İnsanın kendisiyle yüzleşme sürecindeki hallerin toplamındaki "duruş"tur.

Peygamberlere tabi olan en yakın dostlarının süreçleri, peygamber hayatta iken de; değilken de; her zaman "günahlar" üzere ve "erdemler" arayışı içindeki gel-gitler ve dinamik çelişkiler içinde haller içermektedir.

Bu nedenledir ki, erdemler ve günahlar gerçekte insanoğlunun yeryüzündeki özetidir. Bu özet aynı zamanda "sınırlar" hikayesidir: Allah'ın sınırları ile insanın kendi sınırları arasındaki "farktır" müslüman ve müşrik olmak. Sınırları belirsizleştiren onun için "münafık" kabul edilir. Hakikatin sınırlarını örten kafir, sınırlar arası eşitlik arayan müşrik, belirsizleştiren ise münafıktır.

Modernleşme süreci bir "sınır" kırılması ve/veya tartışmasıdır. O nedenle;

a) Allah'ın sınırları ile insanın sınırları hangi alanlarda ve ne ölçüde netleştirilmedikçe,

b) İnsan kendi sınırlarını "din" diye algıladıkça veya dine kendisi sınır çizdikçe,

c) Akidenin, fıkhın, siyerin, aklın, ruhun, tarihin sınırları karıştırıldıkça ve katıştıkça....

devamını siz getirin.....;

İnsan günah ve erdemler sınırında kalamayacaktır. Kalamadıkça da iki şey yapacaktır: Allah'ın sınırlarını tartışmaya açarak sınırlar çizmek için yetki arayışına girecektir veya kendi sınırsızlığını dinin sınırları diye tersten meşrulaştıracaktır. Birini müşrik diğerini müslüman olarak yapacaktır.

Ne demektir şimdi bu?....

İnsan erdemler ve günahlar konusunda evrensel uzlaşı aramadıkça; din, insanın "sınır" tartışmasında bazen tersten okuma biçimiyle tanrı adına sınırlar çizenlerin elinde çarpıklaştırılacaktır.

Vahy, günahlar ve erdemler sınırı içinde ( ki bu sınırları çok kalın çizer...) insan ve tanrı arasındaki sınırlar tartışmasında özgürlük ve sorumluluk denklemi içinde kimsenin vahyi temsil ettiği iddiasına izin vermez. Peygamberleri bile bu konuda aracı sayar.

Müslüman ve/veya Mümin olmak, insanın günahlar ve sınırlar içinde yorumlanma çabasıdır. Değilse bir dinin "temsilcisi" değildir.

Temsilcilik psikolojisi sınır tanımayanlara karşı tanrı adına sınırlar çizme hakkını kendinde gören ve insanlık için erdemler portresinin içini dolduracak mitoloji üreterek kendini insanlığın "lideri" sanrısı içine iter.

Mümin olma duyarlılığı ile psikolojisi bozulmuş kimlik krizi içindeki insan arasındaki kalın çizgi "günahlar" ve "erdemler"dir.

İnsan Allah'ın günahlar sınırına ve erdemler çeperine uyuyorsa; o kişi "iman" üzere süreç içindedir. Değilse siyer, fıkıh, hadis, tefsir, İslamcılık, Selefilik, Sünnilik, Şiilik v.s. bir müslüman ve mümin sınırı arayışında kaynak ve ölçüt değildir. Bunlar İnsan-Allah ilişkisinde sınırlara göre duruş değil; insan-insana ilişkilerde kendine yol arayan "insan" gerçeğinin yüzü dine dönük halleridir, o kadar.

Günahlar ve erdemler dışında dinin sınırları yoktur ve çizilemez. Yani Hududullah dışındaki bütün sınırlar insanın kafasındaki sınırlardır.

Modernleşme hem fiziki hem de zihinsel sınırları kaldırma sürecidir. İnsanın özgürleşmesi diye kendini kutsaması bundandır. Modernleşmenin en ciddiye alınacak ve tehlikeli yanı budur.

Müslüman dünya hududullah dışında sınırları hem kendisi için hem de farklı din, kültür ve ideoloji çevreleri için kaldırmadıkça iflah olmayacaktır.

Günahlar ve erdemler dışında sınır koymak dindarların vahyi mitolojiye çevirme gafletleridir.

Erdemler ve günahlar haricinde ortaya konanlar ise "sınır" değil; hallerdir. Haller ise insan sayısınca binbir türlüdür. Peygamberin örnekliği bir haller örnekliği ve rehberliğidir. Sınırlarla karıştırılmamalıdır. Peygamberin günah ve erdemler içinde kalış çabasındaki hallerdir. Salat ve selam ona olsun. Allah bizi bağışlasın.

Allah en kötü hallerimizde bile kendimizin ve İslam'ın münafığı olma durumundan korusun bizi. Amin.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Öncelikle

Öncelikle "sınırlarımız"ı bir kez daha gözden geçirmemize vesile olan bu yazı için kendi adıma teşekkür ederim. Kimin sınırları dahilindeyim? Süfli kaygı ve heveslerle besleyip büyüterek putlaştırdığım "ben"imin mi, yoksa "Gerçekten Allah'ın mı?" sorusu ayrımında nefis muhasebesinin kapılarını işaret ederek tefekküre yönelten bir yazıydı... Sorunun cevabı da önyargıdan uzak, temiz bir akılla okunduğunda, sınır haritamızı önümüze seriveren Kur'an-ı Kerim'de zaten mevcut...

Birkaç gündür yazıya yorum yazılıp yazılmadığına özellikle bakıyorum, ama yok. Bu bile sınırların neresine düştüğümüzü göstermiyor mu? Birçok şeyi "aşmış", birçok şeyi "aşma" telaşında olan bizlerin hayatında ne yazık ki "sınırların" pek bir hükmü kalmamış gibi görünüyor. Halbuki nerde olduğumuzu ve durduğumu belirleyebilmemiz için sınırlara ihtiyacımız var...

Ancak, sınırları ortadan kaldırdığı için büyük bir nimet saydığımız bir ortamda, "sınırlar"ı hatırlatan işaretler ne kadar dikkat celbedebilir o da ayrı bir mevzu...

Günahkar İslamcılar ve Erdemler Devleti

İçinde suç ve/veya günah olmadığı halde neden başkalarını mezhep-meşreb-tarz-düşünce-yorum nedeni ile "sınır" dışında kalmış gibi algılar ve ilişkilerde "öteki" kılarız? Yoksa "erdemler" dışında kaldığı için mi böyle yapma hakkına sahip olduğumuzu düşünürüz?

sadece erdemler ve günahlar bağlamında ve genel fotoğrafın bu tarafını mercek altına aldığımız zaman; İslamcılık günahsızlık ve erdemler hareketi olarak neden algılanmaz da; Devlete ilişkin siyasal sistem modeli içeren dinin ideoljik yorumu olarak algılanır?

Günahlar ve erdemler bağlamındaki "sınır" tartışması içinde İslamcılık güven veren bir "el-emin" hareketi olmayı Türkiyede hiç bir zaman gerçekleştirememiştir de ondan. Birbaşka ifadeyle İslamcılık bağlamında bu toplumda ne tartışılırsa tartışılsın sonuçta toplum İslamcılığı günahsızlık ve erdemler çabası olarak algılayacak bir "el-emin" örenkliğinde ve/veya düzeyinde görmemiştir, görememiştir.O nedenle İslamcılığı "iktidar" arayışı ve dinin siyasallaşmasında "uç hareketler" olarak algılamıştır.

İslamcılığın konumuzla sınırlı penceresinden bakılırsa eğer; geliştire bildiği en ciddi "iddia": karşı tarafı "erdemsizler" ve "günahkarlar" yaftası içinde dinen aşağılamak olmuştur. Oysa dindarlığın ve özelde İslamcılığın her aşamasında her zamanki günlük ilişkilerde kendi içinde "günahlar" ve "erdemler" açısından kendi sicili toplumun sicilinden farksız gelişmiştir.

Hani müdessir suresinde efendimize "kalk uyar; ( ama )ruhunu ve elbiseni temiz kılarak yap bunu..." deniliyordu ya; ruhu ve elbisesi temiz olmadığı halde "öncü" ve "lider" psikozunda hareket eden "bireyci" tipler o kadar çoğaldı ki; insan gerçeği bir kez daha İslamcılık kılıfı altında toplumun kıyısına vurmuş oluyordu.

Oysa erdemler ve günahlar sınırı içinde kalabilmiş toplumun her kesimi "erdemler" ve "günahlar" için efor sarfetseydi; bugün din toplumsal mutabakatın kaynağı olurdu.

"El-emin" olmayan hangi el olursa olsun toplumdan eli çekilmesi gerekendir!....

"El-emi olmayan elin kurduğu veya el atacağı devlet ancak günahkarların iktidarı olur.

İslamcılığın tarihine günah ve erdem açısından bakılmamasına hep şaşırmışımdır.

Devlet modeli, sanat, siyaset, kültür, ekonomi v.b alanlardaki düşünsel katkılar İslami referanslı çabalar ancak "el-emin" kalemlerden çıkarsa "hayat" olur. Üstelik bu çabaların hiçbirinin sınırları "din sınırları" olarak takdim edilemez.

Bugün kendi sınırlarını İslami referanslarla topluma anlatan ve/veya dayatan yazar, şair, entellektüel, aydın,lider ,şeyh... "el-emin" değilse eğer; gerçekte kendi günah ve erdem sicilini silme gayretindedir.

Toplum günah ve erdem sicili bozuk herkese itibar etmediğini göstermedikçe bizim kulluklarımız bile magazin ve top one listesi oluşturan sektörlerden kurtulamayacaktır.

İnsanları dindar kılan "erdemler" ve günahlar" içindeki yeridir. Değilse İslami ilimlerdeki, İslami söylem ve yorumlardaki döktürmeleri değildir.

Ağzından sırf İslami ilimler dökülüyor diye insana itibar etmek; "el-emin" kültürüne dayalı erdemler toplumunu günahkar İslamcılığa teslim etmek olur!....

Günahkar olan ve erdemlerde problemleri olan ağzına İslamı almaktan ve/veya onun adına temsilci psikolojisi ile söylemler geliştirmekten vazgeçmedikçe ne dünya teleşlarında iş ehline kalmış olur ne de din esenlik kaynağı olarak işlev görür.

Cümlelerim kendime dönük

Cümlelerim kendime dönük sorgulayıcı bir bakışın paylaşımıydı... Birilerini ötekileştirmek yahut İslami söylem, ilim ve yorumlardaki döktürmelere bir katkım olsun gibi bir düşüncem olmadı... Ha, öyle bir yansıma söz konusuysa yorum yazma hususunda ki deneyimsizliğime verilebilir... Eğer böyle bir düşünceyle yola çıkmış olsaydım daha şumullü bir araştırma içerisine girer, beylik laflar üretirdim... Ayrıca İslamı her yönüyle temsil gücü bulunan ve bunu söylemleştirebilenlere de ne mutlu!.. Nasıl bilirsiniz? Kendim gibi... Selamlar...

Cümlelerim kendime dönük-2-

Benim de cümlelerim kendime dönüktü... Sizin yazınıza ilişkin hiç aklıma gelmedi... Sadece yorumunuza eşlik etmek için kaleme aldım... Ayrıca katkınız için teşekkür ederim; şahsınıza dönük en ufak çağrışım için de özür dilerim. Kalbime dahi gelmedi... Saygılarımla