Yeni Şafak gazetesi editörlerinden Nusret Özcan, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Nusret Özcan gazeteciliğinin yanı sıra usta bir edebiyat kalemi ve değerli bir gönül adamıydı.
Kuruluşundan bu yana Yeni Şafak’ta çeşitli görevlerde bulunan Özcan, 1958′de İstanbul Eyüp’te dünyaya geldi. Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi’ni bitirdikten sonra İzlenim, Kayıtlar, Dergibi ve Kafdağı gibi dergilerde edebi çalışmalarını yayınladı.
Bizim Mahalle çocuk romanı, Sokak Sesleri, Leyla ve Mecnun, Kemal Aykut’la birlikte Mustafa Kutlu Kitabı, Beşir Ayvazoğlu Kitabı ve Kar Kelebekleri adlı kitapların yazarı olan Özcan, evli ve üç çocuk babasıydı.
Cemaat.com Ailesi adına Allah'tan rahmet, ailesi ve tüm sevenlerine de sabr-ı cemil niyaz ederiz.
Yorumlar
Nusret Abimizi Eyüp'ten Uğurlayacağız
Cum, 22/06/2007 - 18:47 — Jerfi QAZAQNusret Abimizin cenazesi yarın öğlen namazını müteakiben Eyüp Sultan Camii'nden kaldırılacaktır.
Allah'tan geldik ve dönüşümüz O'nadır!
Beyaz Sakallı adam Beyaz Ata Bindi/Gitti.
Cum, 22/06/2007 - 19:10 — Mustafa Burak SezerMerheba
Abimizin ismini hiç bilmiyordum, ya da unutmuşum fakat kendisini ilk 20'li yaşların başlarında Fatih'te bir çay ocağında, ulusal bir maçı izlerken görmüştüm/tanımıştım. Arkadan bir ses, enteresan şeylerden bahsediyordu, maçı bırakıp, adamı dinlemeye başlamıştım. Meğer Nusret Abiymiş.
Pakistan'a ilk kez gelmeden bir gün önce görmüştüm en son. Yeni Şafak binasında çay içmiştik, tavsiyelerini dinlemiş, muhabbetinden istifade etmiştik. Resmini görünce tanıdım şimdi. Daha dün gibi her şey. Şaşırdım.
Çok dinç, konuşurken kendisini dinleten bir abimizdi.
Mevla rahmet eylesin.
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Yazdıkları da sureti gibiydi..
Cts, 23/06/2007 - 00:49 — Selim SevkiogluHassasiyetleri, ilgilendiği konular ve hal dilinin bende karşılık bulduğu eletriği ile yakın ve sıcak bulduğum birisiydi. Fotograflarında yüzünü görmenin dahi bir kıymeti vardı. Daha yazacak çok şeyleri olduğu geldi aklıma vefatını duyunca.. tabi, bizim hesabımızla. Sanki daha yeni yeni tanıyor gibiydik. Akraba ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Rabbim taksiratını affetsin.
Mevlâna İdris
Cts, 23/06/2007 - 13:15 — Selman Maltaş“Azizim” derdi. Bunu o kadar güzel ve içten söylerdi ki neredeyse aziz olduğuma inanasım gelirdi.
Çok güzel çay içerdi.
Bazen bariton perdeden bir tirad geçerdi.
Sigara dumanlarının, nargile ateşlerinin ve gençliğimizin arasından geçen bu pırıltılı, bazen hırçın ve kızgın, bazen hiç kimseden duyamayacağınız kadar yumuşak ve sonuna kadar delikanlı sesin sahibi Nusret abimizdi.
Nusret, abimizdi.
Saçları yavaş yavaş beyazlaşırken çay içiyorduk medresede.
Binlerce akşam medreseden çıkıp Karagümrük'e doğru gitti.
Birkaç defa da beraber gittik.
“İlahi ilahi” diye başlayan İranlı kadının söylediği o müthiş şarkıyı ne çok sevmişti.
Sonra nasıl da uzamış ve yakışmıştı o beyaz sakalı.
Bu beyaz sakala çok şaşırmıştım, birden olmuştu.
Sanki gözümüzün önünde medresenin arka bölümünde bir odaya gidip gelmiş ve artık yaşlı bir delikanlı rolünü üstlenmişti.
Sigarası, çayı, kelimeleri, kitapları, üstadı, tevekkülü, tefekkürü, zarafeti, celadeti, hayreti ve...Ve her şey gerçekten bir masal mı Yusuf abi?
Dün 21 Haziran'dı. Dünyanın en uzun günü...
Bugün 22 Haziran, dünden biraz daha uzun gibi geliyor bana.
Sonra...
Sonrası kaldı işte.
Haziran'da ölmek kolay derlerdi.
Öyleymiş.
Haziran'da kalmak zormuş be Nusret abi.
Cennete selam cennete selam cennete selam.
Allahu ekber ahir kelam.
Sokak Sessiz Kaldı...
Cts, 23/06/2007 - 16:17 — meryem karagözBizatihi kendisini tanımasamda ,sokak sesleri kitabıyla,beraber bizi istanbul sokaklarında ,özellikle eyüpte yürüten yazarımızdı.
Onun sokaklarında,yemekler yerde yenilirdi,çocuklar ucuz elbiseler giyer,içinden çarşafçının,kalaycının,eskicilerin geçtiği,akşamüstleri evlerin önünde,serin taşlıklarında kadınların oturduğu,geceleri büyüklerin küçüklere Peygamber kıssalarını, Hz. Ali cenklerini,keloğlunu,köroğlunu anlattığı,aşure günleri kandil ve Ramazan geceleri bütün mahallede görülmedik hareketliğin olduğu,tahta perdeli bahçe kapıların biri kapanırken,diğerinin açıldığı sokaklardı.
kendisine Allahtan rahmet dileyerek...
"Evet henüz elektrik ve su gelmemişti evlerimize.Henüz gaz lambalarıyla aydınlatıyorduk evlerimizi ama içimiz ışıl ışıldı...Ve suyu sakalar taşırdı çeşmelerden,annelerimiz ,ablalarımız tahta fırçasıyla ayda bir ağardı tahta döşemelerimizi.Evlerimizde koltuk,kanepe ve çekyat gibi garabetler,radyo ve televizyon yoktu.Ördek sobalar ve kuzinelerde ısınırdık soğuk kış geceleri ama,bir başka sıcaklık vardı içimizde.İnsanlar birbirine yakındı o zamanlar..
Böyle yalnızlıklar çekmezdik ve yanık bir türkü gibi hatırlamazdık geçmişi... (sokak sesleri kitabı NUSRET ÖZCAN) meryem karagöz
yazara amca deme destursuzluğu
Pzt, 25/06/2007 - 03:28 — e. zeynep ozhiç "abi" demedim ona, diyemedim, çünkü babamın yaşındaydı. bizde böyledir, yamacında büyüdüğümüz, babamız yaşındaki büyüklere "amca" deriz. evet, bir yazardan "amca" diye bahsetmenin münasip olmayışını bilirim. cahit koytak'a cahit abi demek bile garip gelir bana, hele ulusa açık seslenişlerde pek tercih etmem bunu. ama bu kez ayıbı yok. böyle sakallı, böyle yazar, böyle pak, böyle hayret uyandıran, ve uzağımda kalan/özlediğim bir babamın beni emanet ettiği üstadın, nasıl da bembeyaz, hayret dolu, içten olduğuna hep şaştım.
gidişine; daha çok.
Ölüm Yine Seni Hatırladım
Pzt, 25/06/2007 - 14:39 — zeynep kuşHiç unutmamıştım ki...
Hayat ne kadar açık bir hakikat ise hayatın zıddı ölüm de o kadar bir gerçek. Zor olan, insanoğlunun bu gerçeği nefsine kabullendirmesi.
Nusret Özcan ağabeyi, sıcak bir yaz günü yazılarımı yayınlatmak üzere gittiğim yenişafak gazetesinde ilk görmüştüm. Alışılmışın dışındaki konuşmaları ve dervişane görüntüsü oldukça ilgimi çekmişti. İlerleyen zamanlarda Nusret Özcan ağabeyin editörlüğünü yaptığı sayfada yazılarım yayımlanmaya başlayınca kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Evet yanılmamıştım. Duruşuyla, sarsılmaz inancı ve idealleriyle bambaşka ikimlerin kokusunu muştuluyordu. Gençlere olan inancı ve yol göstericiliği onu, matbuat aleminde farklı bir yerde tutmuştur hep. Yazılacak çok şey var; lakin ölüm hüznünün karşısında kelimeler yetersiz, cümleler ise hep yarım kalıyor. Allah rahmet eylesin...
Ölümün hatırlattığı...
Salı, 26/06/2007 - 12:56 — seyhan sevinçEskiden de her ölümün arkasından, İnna lillahi ve inna ileyhi raciun, ayeti aklıma gelirdi. Kendi ölümümü düşündüğümde bu ayet bende hiç korkuya yol açmazdı.
Fakat şimdi öyle mi?
Yaşım otuz artık... Ve Allah'a dönmek gerçeği beni korkutuyor. Ürküyorum, utanıyorum. Bu kadar günah...
Bir dönem aynı kurumda birlikte mesai harcadığımız Nusret Abimizin ölümüyle birlikte, Allah'a dönmenin bir mümin için ne kadar önemli bir merasim olduğunu daha iyi anlamış oldum.
Eğer yüzünde, görevini hakkıyla yerine getirmiş olmanın ifadesi yoksa; ve kazandığın sevabın, ettiğin iyiliğin güzelliği yansımamışsa yüzüne gitmek ne feci bir şeydir. Ölümden de beter bir gidiştir o...
Nusret Abi'nin yüzü bana hep maneviyatı hatırlatırdı. O ak sakalı, o derin bakışları ve derviş duruşu içindeki güzelliği büsbütün yansıtıyordu.
Allah'a dönerken yüzünüzün ak, alnızın ak, kalbinizin pak olması gerekiyormuş. Bu yaşta bunu öğrendim. Yoksa gerisi yıkımdır. Gerisi ölümden de beter bir gidiştir.
Rabbimize dönerken inşallah bizim de yüzümüzde Nusret Abi'ninkine benzer ak bir ifade olur. Alnımız ak gideriz inşallah!
Rabbim, Nusret Abi'den rahmetini esirgemesin! Amin!
Amin!
Salı, 26/06/2007 - 15:49 — Ali DüzNusret Özcan adına Gerçek Hayat'taki onunla yapılan bir söyleşide rastlamıştım. Nusret Özcan'ın Leyla İle Mecnun kitabı yayımlandıktan sonra yapılan bir söyleşiydi. Söyleşinin konusu aşktı ağırlıklı olarak. Orada okuduklarım hoşuma gitmişti, Leyla İle Mecnun'u edinip okumaya karar vermiştim, ama hâlâ okumadım. Ertelemiş oldum bir şekilde, şimdi vefat haberini okuyunca o da aklıma geldi... Aşkla gitmiştir öbür dünyaya inşallah.
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Amin.
Mehmet Şeker Yani Şafak'taki bugünkü yazısında bahsettiğim söyleşiden bir bölüm aktarmış, ben de ondan aktarayım:
"Bekir Fuat, Nusret Özcan'a soruyor
Doğu'nun en büyük aşk hikâyesi Leyla ile Mecnun'u yazdın. Neden? Bu bir aşk hikâyesi olduğu kadar aşk hikâyeleri içerisinde de aşkın murâdına uygun olan bir hikâye. Zira çok temiz. İnsanın murâdı iyi, güzel ve doğruya ilişkin değerlerle yaşamak. Onlarla birlikte hemhal olmak. Leyla ile Mecnun hikâyesindeki neredeyse hiçbir unsur kötülüğü murâd etmez. Ama yine de, bu hikâyede dahi trajedi dediğimiz bir açmaz vardır. Aşkı güzelleştiren de aslında odur.
Yeniden gündeme getirmen bir 'aşk yoksunluğu'ndan mı?
Şimdi bir aşksızlık olduğu gerçek. Aslında modern dünya pek çok kıymetimiz gibi aşkı da alıp götürdü bizden. “Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok, kimseler aşık değil bu şehirde” diyor İsmet Özel. Gerçekten ciddi bir aşksızlık var ve insan bazı şeyleri aşk zannediyor. Ama bu aşkın olmayışından dolayı değil. Belki de modern dünyanın insan hayatını imhâya yönelik dayatmalarından kaynaklanıyor. İşte o yüzden aşkı tekrar gündeme getirmek, insanlarla aşkı yeniden buluşturmak, “Aşk diye bir şey vardı hayatımızda; farkında mısınız?” diyebilmek için yazdım. İnsanlar aşka kayıtsız maalesef.
Evet, İsmet Özel, kayıtsızlık bağlamında, 'İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır' diyor…
Evet, aşk çok ulvi, çok manevi bir şeydir. Ama maddileşen dünyada yeterince duyamıyoruz. Aşk'a kapatıyoruz yüreğimizi.
Leyla ile Mecnun da bizim çok dışımızda, ötede bir yerde duruyor adeta. Aşk'ı hayatımıza katamıyoruz. Ne dersin?
Ama işte hayatımıza getiremeyişimizin sebepleri aşkı yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Ve hayatımızda aşk olmazmış gibi geliyor. Oysa…
Oysa olmaması mümkün değil…
Kesinlikle! İnsanoğlunun olduğu her yerde aşk vardır.
Sahici aşklar artık çok geride kaldı diyorlar…
Hayat Allah'ın sanatıdır. Aşk ise o sanatın şiir bölümünde bence. Aşk yeryüzünde cennet duygusudur. Hepimiz, erkekler biraz Hz. Âdem'den parça taşıyoruz. Hanımlar da Hz. Havva'dan… Ve ilk aşk cennette başladı. Yeryüzünde hayat sürdükçe aşk her zaman var olacaktır. Günümüzde eğer gençler âşık olamıyorsa bu onların bir eksikliğidir ve tabii ki burada dış etkenler, modern dünyanın getirdiği dayatmalar söz konusudur. Ama 'aşk eskide kaldı' gibi bir sözü kabul etmem mümkün değil, hayat sürdüğü sürece aşk sürecektir.
Günümüz insanı aşkın neresinde duruyor?
Ne yazık ki çok uzağında duruyor. İşte biraz önce de konuştuk, aşklar hep geride kaldığını zannettiğimiz sürece âşık olamıyoruz. Oysa aşk ısmarlama olmaz. Aşk Allah'ın vermiş olduğu bir şeydir. Günümüzde aşktan bahsederken hep bir netice bekleniyor. Oysa aşk bir netice beklemez. Yani bir şeyler öğrenmeye, iç âleminin büyümesine sebep olur aşk. İnsanımız değer karmaşası yaşadığı için iyi ve kötü de birbirinden ayırt edilemez oldu. Aşk da bu değer karmaşasının kurbanı oldu. Aşk toplumuyuz aslında biz, bunu fark etmiyoruz.
Modern hayat bunları düşünmemize izin vermiyor. Gençlerimiz ünlü olmak, meşhur olmak, kariyer yapmak istiyor.
İnsanın hem kariyer yapması hem âşık olması birbirini yok eden, tezat teşkil eden şeyler değil ki.
Ne kayboldu ki, aşk gitti hayatımızdan?
Aşkı biz sanki olsa da olur olmasa da olur diye telakki ediyoruz ve sadece bazıları yaşar diye düşünüyoruz. Hâlbuki öyle değil, mutlaka ve mutlaka Allah her insana bir gün dahi olsa, bir an dahi olsa hissettirmiştir. Bunu devam ettirip ettirmemek belki kişinin elindedir.
Nasıl olacak bu?
İşte sebat gösterecek. Aşıkanı sadık dediğimiz şey bu. Aşkı takip etmek lazım.
Konuşurken, çay içerken…
Elbette. Ne güzel söylüyorsun, konuşmayı da aşkla yapmak lazım. İbadet yaparken de aşk olacak, arkadaşlık yaparken de."