renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

fikir

Çığlık -2-

Ah tahammül! Nereye kadar hırpalayacaksın kalbimi…

Bütün hitap noktalarımda sen olmalıyken,
Olmaklığına kendimi inandırdığım bütün hayallerim henüz diri iken,
Gökteki yıldızlarla birbirimize selam söylediğimiz günleri anarken,
Sokakta yürürken eşlik ettiğin bir sürü acıma atfen,
Hepsi için, içimden büyük bir haykırış isteği uyanmışken,
Çılgınca susup, acılarımı örtbas ederken,
Çöküş seanslarından, kurtuluş travmasına bulanmışken,
Cennet ve cehennem gerçeği ile yüzleşiyorken,
Seni özlediğimi kime söyleyebilirim ki?

Aşk, Bıraktığım Yerde misin?

İlk cezasını yirmi üç yaşında almıştı. Ufak tefek yaralamalarla karakolda geçen günlük hapisler sona ermiş, hayatın içinden hayatın dışına bir sürgün kapısı açılmıştı. Savunmasını yaparken kendinden emin, suçunun farkında ama suçsuz bir tavırla hâkimin vereceği hükmü bekliyordu. Kendisini ve arkasında bırakacağı gençliğini, hiç umursamaz bir tavırla ahşap sanık kürsüsünden izliyordu. Söylenenler ne kadar kıymetsizdi onun gözünde. Koca salonda sadece O vardı. Ceza yedi gençliği, sevgisi ve ümitleri… Yine aynı hükümden, daha aradan bir gün dahi geçmeden yargılanacağını nerden bilebilirdi ki? Dışarıda aldığı nefes bir güne ancak sığdı. İçindeki idam sehpasını devireli çok olmamıştı. Söyleyecek son sözü içerde değil, dışarıda hayatın tam içinde söyleyecekti. Olmadı! Söylediği söz değil, cebinden çıkardığı aynı sebepten, aynı hükmü yemiş bıçağı söyledi. Yine bir hâkimin karşısındaydı, bu defa bir cami imamını öldürmekten yargılanıyordu.

Acıyı Efendice Yaşamak

Kainat kurulduğu günden bu yana yaşanan, basma entarili, lastik ayakkabılı kadınların yüzlerinde okuduğum -nedendir bilmem- hep onlara yakıştırıp yafta ettiğim acının modernize olmuş halindeyim. Acı da nasıl modernize oluyorsa ayrıdır gerçi...

Anacığımın 'be çocuk! insan gibi yürüsen olmaz mı?'

ikazlarına rağmen sek sek sekerek dolaştığım, göğün göbeğinden topladığım yıldızları ceplerimde sakladığım, çiçeklere dokunduğum, çimenler de yalnayak dolaştığım, çamurlara bulaştığım o mutlu çocukluk günlerimde, dost, akraba ziyaretlerin de, büyüklerin dizinin dibinde oyun oynamanın ekmel olduğu günlerde -o zamanlar yoktu böyle çocuk odaları ve yoktu 'hadi odanızda oynayın da bizi rahat bırakın diyen anneler-

İslami Camiaya Karşı Kedi Nankörlüğü

“Kedi nimeti Hak’tan bilir ve yiyeceğini önüne koyanı önemsemez; ondan dolayı nankördür. Köpek ise nimeti sahibinden bilir; bu sebeple sahibine karşı çok vefakârdır..."

İçinde bulunduğumuz çağın pek çok noktadan üzerinde durulması gerekiyor. Fakat bununla beraber, karşılaştığımız olayları yorumlamadan evvel bir anlayışı yani bir referans noktasını kabul etmek zorunlu. Zira aksi oldukda yorumlamaya çalıştıklarımız anlamsızlaşmaktan öteye geçemeyecek.

Son günlerde kafamı oldukça kurcalayan bir mesele üzerinde durmak gayem: Davranış ve tutumlarımızdaki rahatsız edici çelişki.

Michel Foucault - Büyük Kapatılma, Dünya Tımarhane mi?

George Orwell'in 1949'da yayınlanan '1984'ü ve Franz Kafka'nın ölümünden sonra 1924'te yayınlanan 'Dava'da gelecekteki devleti oluşturan görünmez ama varlığı herkes tarafından teneffüs edilen bir güçten bahsedilir. 1984'teki Okyanusya'da her sesi dinleyen, hareketleri takip eden,insanları sürekli gözetim altında tutan, aynı zamanda yayınlar yapan telescreenler vardır. İnsanlar bu gözetlenmeye göre davranırlar ve davranışlar zamnla içgüdü haline gelir. Bu içgüdünün yaptığı duyguları örtbas etmek, yüz ifadelerine hakim olmak ve herkes gibi davranmayı sağlamaktır. "Büyük Birader" sizi her hakim köşeye asılmış resminden gözetlemektedir. Paralarda, pullarda, sigara paketlerinde, kitaplarda. Daima sizi gözetleyen gözler, kuşatan ses. Uyurken, uyanıkken, çalışırken, yemek yerken, açık havada, evde, banyoda,kurtuluş yok! Kafatasınızın içindeki birkaç santimetreküpten başka bir şeye sahip değilsiniz.

Nurun İlk Damlası / Aşkın İlk Tohumu

Ben aşka yürüyorum, ölümsüze. Onlar beni dış şartlarıma hapsetmek istiyorlar. Yüreğimin hasret kaldığı suyun başında set olmuşlar. Bilmiyorlar, sular hep Hüseyin’e doğru akar. Hüseyin ki sudur zaten, suya ne hacet? Sebepler dünyasının ötesini göremeyenler tutuyor beni. İçimde akan ırmaklara kör bakıyorlar. Nil, Fırat, Dicle benim ayrılık ateşiyle döktüğüm yaşlardan beslenmiyor mu? Sakarya ruhuma dökülmüyor mu her gece yarısı? Kün kuvvetini ağyar nerden bilesi?

Simgeler ve Putlar

İbrahimi dinlerin mensuplarının hepsinin üzerinde anlaştığı şeylerin başında “Adem” gelir; ister bir sembol, ister bir kişi olsun, Adem, insanlığın başlangıcının, en saf ve en “çocuk” olduğu zamanını temsil eder. Kur’an başta olmak üzere kutsal metinlerde, Adem’in yaşadığı o en temel, ontolojik ikilem ve tecrübeleri, çocuklarına anlatılır. Ne kadar berrak ve temizdir; zihni hiçbir “varsayılan” olmaksızın çalışır. Kendisine “yaklaşma” denilen ağaca, kötü Şeytan’ın da kandırmasıyla merakına yenik düşüp yaklaşmıştır.

İETT Otobüsünde İsmet Özel'e Yer Vermek veya Waldo Senin Neden Otomobilin Yok?

Hep söylerim, insanın tadabileceği en lezzetli uyku belediye otobüslerinde yavaş yavaş bastıran uykudur. Evvela otobüsün o ritmik zangırdaması vücudu yumuşak yorgan gibi sarıverir, takiben gözler hafiften kapanmaya başlar ve baş, yandaki cama doğru mütemadiyen değişen salınımlarla gayri ihtiyari yönelmeye başlar. Bu, sermest bünyeye öyle haz verir ki, o anda insanın zihninden geçen son şey "Ah şuracıkta bir yumuşak döşek olsaydı!" cümlesi olur ekseriyetle... Bugün de o tatlı uykuya yakalandığım günlerden biri oldu. Taksim'e gidiyorum Yenibosna'dan kalkan İETT otobüsüyle. Hemen kenar kaportasında yazdığına göre 1985 yılında üretilmiş; tam 23 senedir İstanbul'un yollarında hizmet veren (ne hizmet ama!) ve çoktan ıskartaya çıkması gereken bu çirkin aletin oturduğum koltuğu bana döşek olmak üzere...

Döner + Ayran = 2,5 YTL

Döner

Niye garsonun gösterdiği yere oturdum ki şimdi. Bak gerilerde boş bir masa daha var. Bu “cam kenarı” hassasiyeti de sürekli otobüsle seyahat etmemin, algılarımı çimdiklemesinden kaynaklansa gerek. Of ne çok acıktım. Zaten bu kadar acıkmasam, ne işim var burada değil mi? Açım aç… Şu an içimdeki tüm hislerin dibi tutmuş, beynim sağ ve sol lob diye yumurtaya öykünmüş, ruhumsa bir pilav gibi lapalaşmış. İşte geliyor garson.

—Ne alırsınız efendim?
—Döner alayım, lakin iyi dönmüş olsun.

İslamî Düşüncenin Ana-Tommy'sine Kısa Bir Bakış

Eskilerin her işlerine besmeleyle başladıkları gibi ben de yazıma bir besmele ile başlayacak olsam maazallah(!) başkalarının başına gelen benim de başıma geliverir de kimsecikler beni kurtaramaz. Zira, her ne vakit, İslamî (insanî) olan bir şeyden bahsedecek olsak hemen tekmil verecek birilerini bulmamız gerekecek. Aslında bu hiç de zor olmayacak, meraklanmayın. İşte tam da bu sebepten, İslâmi Düşünce diye yazmaya davranacağım bir sırada silkinip kendime geldim ve fark ettim ki, bu yazının gereken tekmilini vermemişim. Sakın ha, yadırgamayın beni, başlıktaki Tommy nereden çıktı, diye. Tommy olmasa İslam dinlenmeyecek de ondandır, tüm bu birliktelik.

İçeriği paylaş