renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Nesrin Çaylı yazıları

Sessiz Dünyaların Keşfi İçin; Bir İki Üç Tıp!

Konuşa biliyor olmanıza rağmen kaç hafta susabilirsiniz?
Ya da kaç gün hal dili ile konuşarak, susmayı başara bilirsiniz?

Etrafınızda herkes konuşuyorken ve her zaman yaptığınız şeyleri yapmaya devam ederek, dilinize kadar tırmanan kelimelerinize dur diye bilir misiniz?

İşte Türkçe öğretmeni ve yazar Niyazi Sanlı, duyduğu halde konuşamayan fakat huzurla gülümseyen öğrencisi Hümeyra’nın sessiz dünyasını keşfetmek için tam 17 gün susuyor.

Nil Yeşilinde Keşkeler

Şubat ayının yedisi, bir Perşembe sabahı.. Karanlıklara ve sessizliğe sevdalı, suskunluğumu, yalnızlığımı , azlığımı, çokluğumu paylaştığım uzun bir gece sonrası. Yorgun düşüşüm uykusuzluğumdan değil. Yüreğim ile hasbihalimden. Kör bıçakları bileme çabamdan, bilenmemişliklerine aldırmayıp onlarla canımı acıtışımdan!

Şafak sökmüş, kerahat vakti girmiş. Ahşap panjurlardan, çalışma odamın yan duvarına gün ışığı, bir varmış, bir yokmuş gibi çizgiler halinde düşmekte. Bahar renkli; pembeli, yeşilli beyazlı kanepem baharı getirmese de, teselli gibi.

Menekşeli Kutu

Okul çıkışı hep aynı kırtasiyeye uğruyorum. Beni tanıyor artık ve belki de bekliyor Kazım amca. Gel bakalım İnci Kızım diyor.. hoşuma gidiyor bana böyle demesi. Hatta biraz şımarıyorum. İzin veriyor tezgahın arkasındaki raflara bakmak için yanına geçmeme. Sokak çocuklarının yada saçları örülü köylü kızlarının resimlerinin olduğu kartpostalları seviyorum. Birde rengarenk çiçeklerin olduğu defter kaplarını. Eskiden bir sene öncesine kadar defter kapları sadece kırmızı ve lacivertti. İki renk. Kızlar kırmızı erkekler lacivertle kaplardı defter ve kitaplarını.

Çaresizlikte Demokrasi, Yazı-Tura ve Güller

Aksilik bu ya, Beyoğlu’nun arka sokaklarından birinde, yol kenarına park ettiğim aracımı, ön tamponuna çarpılmış bir şekilde buluyorum. Canım sıkılıyor. Tampon, araçtan iki parmak ayrılmış. Kontrol ediyorum. Sorun çıkaracağa benzemiyor. Belli ki biri çarpmış ve kaçmış. Yapılacak bir şey yok. Yeter ki sorun yaşamadan Anadolu yakasında ki toplantıya yetişebileyim.
Yola koyuluyorum. Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken, aracın ön tarafından beni endişelendirecek kadar çok ses geliyor. Sarkan tamponun hızla giden araca çarptığını düşünerek ilerliyorum.

Hayat, Köpük ve Ölüm...

İstanbul koca bir şehir. Bilmediğim, görmediğim ne çok semti var. Tuzla ilçesi de bunlardan biri. İlk kez yolumun düştüğü bu şirin semtte adres arıyorum. Daha önce ki deneyimlerim bana adres sormak için bakkal, sucu ve tüpçüleri hedef gösteriyor. Etrafıma bakınıyorum. İleride mazbut bir mahalle bakkalı çarpıyor gözüme. Yöneliyorum.
Küçük bakkalın kapısında, soracağım adresin özetini çıkarmaya çalışırken içeri göz atıyorum. Gördüğüm şey beni şaşırtıyor.

Sizin Hiç Babanız Öldü mü?

Hava puslu. Aylardan Ocak olmasına rağmen İstanbul karsız… Sinsi bir ayaz çöküyor akşamüstleri bu kente. Ama mevsim kış gibi değil.
Akşamın geç saatlerinde görüyorum onu. Aynı köşede hüzünlü bir dekor gibi duruyor. Bir gün değil, iki gün değil… Son bir haftadır…
Oturuşu değişiyor, ellerini montunun kollarını çekiştirerek saklıyor, bazen kapüşonunu başına geçiriyor ama baktığı yer hemen hemen hiç değişmiyor.

Çığlık Çığlığa Resim Sergisi

Galeride duyduğum çığlıkla önce irkildim. Sonra şaşkın bir tebessüm yerleşti yüzüme. Sergide resimlerden ve renklerden büyülenmeyi hesaplayabilirdim. Ama tuvallerin çığlık atacağını hesaplamam imkânsızdı. Dahası vardı. Bir tuvalin içine görüntüm düşüp resmin bir parçası oluyordu. Ve bu resim üzerinde “Chapter me” (Konu: Ben) yazıyordu. Evimin duvarında düşlediğim birçok tuval oldu. Ama hiç birinde resmin bir parçası olabilmem mümkün değildi. Oysa bu tuvale yerleştirilen koyu renkli cama kendi görüntünüz ve etrafınızda ne varsa yansıyor. Ve karşısına kim geçerse onun hikâyesi oluyor.

İnşirah Düşüyor Dilime..

Çiçek

“Yok karşımda güzeller güzeli Yusuf (a.s) ki keseyim ellerimi..”

Efendim, çocukluğunuzda size anlatılan masallara gözyaşı döker miydiniz bilmiyorum. Ben saklı saklı ağlardım. Ağlarken uyuya kaldığımdan mıdır, yoksa büyükannemin II. Dünya harbinde şehit olan dedeme gözyaşı dökmek için bahanesinden midir bilmiyorum bana anlatılan masalların birçoğu hüzünlü idi.

Her masalın sonunda gökten üç elma düşerdi.

Okuma keyfinizi hüzne bulamaya niyetli değilim.

Bez Bebeğin Gözleri

Yaralıyım. Ne trafik kazası sonucu yaralandım, ne de cüzamdır beni yaralayan.
Kanıyorum. Ne kabuk bağlayamayan yaralarımdan sızıyor kan, ne de tansiyona bağlı tazyikle burnumdan..

Ağlıyorum. Islanmıyor yanaklarım gözyaşlarımla. İçim de bir yerde minik göletler oluşuyor
Boğuluyorum. İçime akan yaşların seline kapılıp beyhude çırpınışlarımla..
Öyleyse gitmeliyim bu şehirden.

Yalan

- Bana yalan söyledin!
- Bana yalan söyledin!

Hırkasının kollarına gözyaşlarını silerken, hıçkırıklarının arasından şimşek hızı ile düşen feryadı, yüreğime dokunuyor. Sadece yüreğime mi? Tüm bedenime sancı olup saplanıyor. Yanakları, içinin yangınından mıdır yoksa havanın ayazından mı al al olmuş.

İçeriği paylaş