
Horasan, Doğu kültüründe merkez konumunda yer alan coğrafyaların başında yer almaktadır. İslam döneminde mevalîliğin üssü, tasavvufun ise vatanıydı. Anadolu erenlerinin kaynağı da burasıdır. Günümüzde Horasan adı, İran’ın kuzey-doğusunda küçük bir ostanı (İran’da eyaletlere “ostan” denilir. Ostan – eski Persçede firavun, yani “piron”-“ev” anlamındadır) içine alacak kadar sınırları daralmış bir coğrafyayı içermektedir. Bu küçük ostanın günümüzde en önemli şehri Meşhed’dir. Meşhed, harifi manasında “şehitlik” demektir. Burası, iddiaya göre, zehirlenerek öldürülen Şii imamı İmam Rıza’nın türbesinin yer aldığı “kutsal bir şehir”dir. Meşhed şehir olarak imamı ziyaret eden hacıların yoğun trafiği sonucunda bir şehir halini almıştır. Bugün Meşhed’i ziyaret edenler “hacı” karşılığında “meşhedi” dini unvanını almaktadırlar. Şii coğrafyasında Meşhed’i ziyaret edip bu unvanı alanlara genelde hep “meşedi” diye hitap edilmektedir. Günümüzde Meşhed’i ziyaret eden “zevvar” sayısı, yıllık 1 milyon civarında olup, İran turizminin de beyni konumundadır. İran’ın hiçbir şehri veya bölgesi Meşhed kadar ziyaretçi akınına uğramamaktadır. Şehrin, bu ziyaretten yıllık kazançı ise 2 milyar dolar civarındadır.
Ziyaret ve ilgi dolayısıyla da İran’da nüfusu hızla artan şehirler arasında olan Meşhed’in nüfusu 1976 sayımına göre 1.2 milyon, 1986 yılında 2 milyon, 2008 yılında 3 milyon civarındadır. İlginçtir, Meşhed şehrinin nüfusu İran’ın diğer yerlerinden bölgeye akın eden göçler dolayısıyla çoğalamaktadır. Bir hacc alanı olmasından dolayı, özellikle ona bağlı ticaret alanları gelişmiştir. Meşhed, Horasan Rezavî ostanının da merkezidir. Başkent Tahran’dan uzaklığı 850 km-dir. Şehrin yapım yılı ise, İmam Rıza’nın şehadet yılı olarak belirtilen 823 yılına denk düşmektedir.
Şii inançlı Müslümanlara göre, “imamın mezarının yer alması dolayısıyla Meşhed ebediyet ve din” alanıdır. Meşhed’de Türk izine dair göreceğiniz en önemli yapı Nadir Şah Avşar’a ait devasa bir top ve arkasında da Nadir Şah’ın at üzerinde yansıtıldığı heykeldir.
İmam Rıza Türbesi dev bir dergahı andırıyor. Sarı altın kubbe, Horasan’da en bol doğal kaynak olan Güneş’in etkisiyle kilometrelerce uzaktan parlamaktadır. Kubbenin altında ise imamın mezarı yer almaktadır. Mezar alanı altın parmaklıklarla duvara alınmıştır. Ziyaretçiler genelde ikişer sıra halinde parmaklıkların devresinde tavaf ederek istek ve dualarını dile getirmektedirler. Amacı ve anlamı ne olursa olsun, parmaklıklara sarılan, ağlayan, hıçkıran, dua eden, adak adayan ve temennide bulunan insanlar bu eylemlerini büyük bir içtenlik ve tutkuyla ifaetmekteler.
Meşhed, İran dini düşüncesinin de merkezi konumundadır. Ancak son 30 yılda bu alandaki üstünlüğünü Kum’a kaptırsa da mevcut rejimin ideolojisinin temelleri burada atılmıştır. Şia fikri düşüncesinde Meşhed ayrı ve kendine özgü yapılarıyla ayrılan bir ekol teşkil ediyor. Meşhed Ekolü ve ya Meşhed Mektebi denilen bu okulun temellerini Ali Şeriatî’nin babası Muhammed Tagi Şeriatî atmıştır. Onun tarafından şekillenen Meşhed okulu, İran’da tüm bir Pehlevi yönetimi boyunca Marksizme karşı dini düşüncenin kalesi hesap edilmiştir. 1920’lerde İran’da sol söylemler Ahmed Kesrevî’den, 1940’lar da ise Tudecilerden gelmekteydi. Bunlardan Ahmed Kesrevi, meşhur bir tarihçi olup, İslam tarihi, özellikle de İran sahasında 100’den fazla eser vermiştir. Kendisi mason olup ve İngiliz hayranıydı. Bir ara, Erdeşirizme ve komunizme de bulaşmış, 1920 Tebriz’de Hiyabanî ayaklanamsında Bolşeviklere karşı İngilizler yanında yer almıştır. Kesrevî, Fars milliyetçiliğinin de tarihsel alt yapısını oluşturan bir isimdir.
Tude ise siyasi bir parti olup, Taşnaksütyun kökenli Ermeni sosyalistler tarafından kurulmuş ve Sovyetler Birliğince desteklenmiştir. Partinin finans kaynağı Bakü’deki KGB bürosu hesap ediliyordu. Parti kendi içinde bir dizi anlaşmazlıklar yaşamış, son dönemlerde Bolşevizim ile Mao düşünceleri arasında gidip gelmiştir. 1980’lerden sonra partinin SSCB’ye kaçan üyeleri, bir süre Moskova tarafından desteklenmiş, ancak daha sonra parti kendisini kapatmıştır. İran’daki yandaşları ise Homeyni reji tarafından imha edilmişlerdir.
İşte, Meşhed’de Muhammed Tagi Şeriati tarafından temelleri atılan okul, uzantıları Kesrevilik ve Tudecilik olan bir Anglo-Sakson ve Komunist dünyaya karşı mücadele merkeziydi. Muhammed Tagi, Meşhed’e 1928 yılında gelmiştir. Aslen Sebzevar’ın Mezinan denilen köyünde bir ulema ailesindedir. Kendisi bilgili bir zat olup, dini bilgiler yanında Batılı siyasi akımların bilimsel temelelrine de vakıftı. Meşhed’e gelen baba Şeriatî, burada 30 yıllık öğretim kariyerine başlamıştır. Kur’an tefsirini hazırlamak için, zamanla öğretmenlikten uzaklaşmıştır. Meşhed dışında da sevilen bir kimse olan Tagi, hoşgörü sahibi ve uzlaşmacı bir tipti. Ağır ve sabırlı bir tabiatı vardı. Bu yapısından dolayı da İran’da entelektüreller ile ulema arasında köprü konumu hep korudu. Onun bu ılımlı yaklaşımları sonucunda İran’ın en ünlü aydınlarından ve meşhur “Garbzedegi” (Batılılşama Hastalığı) kitabının müellifi Celal Al-i Ahmed İran’da “aydın-ulema ittifakı”nın nazariyesini oluşturmuştu.
Meşhed okulu resmi olarak 1944 yılında kurulmuştur. Resmi adı Kanun-i Neşr-i Hakayik-i İslamî (İslamî Hareketleri Yayma Merkezi) idi. Kısa adıyla hep Merkez olarak tanımlanıyordu. Baba Şeriatî’nin en büyük başarısı İran’da ulema ile tüccar arasında Homeynî’nin devrimiyle sonuçlanacak bir temelin atılmasıydı. Muhammed Tagi’nin görüşleri Meşhed’de lise ve üniversite öğrencileri dışında en fazla baazar erbabını (Pazar, tüccar kesimini) etkilemiştir. Bunun da gereçesi, Pehleviler döneminde İran yerli tüccarılarının yabancı yatırımcılar karşısında sıkıştırılmasıydı.
Kısa zaman Muhammed Tagi Şeriatî çevresine geleceğin İran’ının en ünlü isimlerini topladı. Bunlar arasında en fazla dikkat çeken isimler Seyyid Ali Hamaney (bugün İran’ın dini lideri, ayetullah); Tahir Ahmed-zade (devrimden sonra Horasan valisi, aynı zamanda sol örgüt Fedaiyan-i Halk (Halkın Fedaileri) liderleri Mes’ud ve Mesture kardeşlerinin babası); Ebu’l-Fazl ve Mahmud Hakimî (Nehzat-i Azadî liderlik kadrosunun üyeleri), Emir Perviz Puyan (Halkın Fedaileri örgütünün ideologu), Rıza Puyan (mühendis), Kazım Recavî (ünlü hukukçu, professör, Halkın Mücahidleri örgütü lideri Mes’ud Recavî’nin ağabeyi), Ni’met Mirza-zade (dönemin en ünlü şairi), Muhammed Şanehçi (gerek şaha, gerekse de Humeyni’ye karşı mücadele etmiş ve bu davada dört çocuğunu da kaybetmişdir; ulema ile yakın bağları bulunuyordu) ve en önemlisi Tagi’nin oğlu Ali Şeriatî.
Pehlevilerden oğul Muhammed Rıza Şah zamanında siyasi örgütlerin faaliyeti yasak olduğundan Meşhed okulu İran’da siyasi bir misyonu da icraa etmekteydi. Bu vesileyle merkez, Tahir Ahmed-zade ve Muhammed Şanehçi aracılığıyla 1951-1953 yılları arasında iktidarda olan ve İran petrollerini millileştiren ünlü lider Doktor Muhammed Musaddık ile bağlatı halindeydi. Ancak, CIA’nın Musaddık’a karşı düzenlediği darbede onlar da ulemanın diğer ileri gelenlerin gibi sessiz kalmış ve bu defa iktidardaki Mehdi Bezergan ve İzzetullah Sahabi aracılığıyla yönetimle anlaşarak İran Şia-milliyetçiliğinin oluşumunda yer almışlardır.
Muhammed Tagi’den sonra merkezin lideri Ni’met Mirza-zade olmuştur. Bu dönemde merkezin gerçekleştirdiği en önemli proje 1969 yılında Celal Al-i Ahmed tarafından sunumu yapılan “ulema-aydın ittifakı” projesi olmuştur. Projenin arkasındaki isimler Muhammed Tagi, Seyyid Ali Hamaney ve Ali Şeriatî idi.
Öte yandan Meşhed’de “militan, modern ve dinamik bir İslam” tezini savunan diğer bir ulema zümresi de örgütlenmişti. Bunların adı Meşhed Hovzesi idi. Çok ileri derecede etkili isimlerin yer aldığı “hovze”de şah karşısında dahi söz sahibi beş ayetullah (Ayetullah Ahmed Kafa’i, Ayetullah Muhammed Hadi Milanî, Ayetullah Hasan Kumî, Ayetullah Muhsin Hakim, Ayetullah Mahmud Halebi) bulunuyordu. Bunun dışında çok sayıda ilahiyatçı da hovzede yerini almıştır. Hovze, özellikle Ayetullah Ahmed Kafa’i aracılığıyla Pehlevi iktidarıyla sıkı-fıkıydı. Ancak hovze, Govherşer Camii hadiseleri ve birçok ilahiyatçının ölümü üzerine meydana çıkan olaylar sonucunda ciddi bir yara almıştır.
Meşhed’deki her iki gurup arasında da ciddi çatışmalar bulunuyordu. Hovzeciler, Şeriatileri “İslamî öğretilerin nassa dayanmayan pedagojik yaklaşımlarını sunmakla” eleştiriyorlardı. Buna karşılık Ali Şeriatî de hovzecileri hedef alarak Ayetullah Milanî’ni bir eleştiride feci yamultmuştur. Ali Şeriatî’nin ironik süslemesiyle “şapka ve kravat giyme, ses yükselticilerle ders verme, hatta Pehlevi isimli sokakta yürüme” gibi zorunluklara ses çıkartmayan bu kesim, “zelzele (deprem) ve kasırgalar gibi doğal feleketler için Kur’an dışında sebep arayanlara” kafir gözüyle de bakmaktan vazgeçmezlerdi.
Meşhed okulunun parasal ayağı ve tüccarlar arasındaki destekcisi ise Abid-zade idi. Hacı Ali-Asker namıyla maruf bu zat, tatlı bir avaza ve üsluba sahipti. Adeta insanı hoplata-zıplata kıvama getirir ve söylediklerini kabul ettirirdi. Rastgele okulun bir vaazına katılmış ve söylenenlere göre duydukları karşısında ter üstüne ter akıtmıştır. Meslek itibariyle kendisi hakkak ve cam taciri idi. Yerel bir alimin kızıyla evlendikten sonra paranın da sağladığı belli bir statü ile yarı-bilgin geçinirdi. 1940’lardan itibaren Abid-zade’nin adı İran’da halk arasında şahdan daha çok konuşulan isimdi. Her biri bir imamın adını taşıyan (Mehdi’ye atıfla Mehdiyye, Asker’e atıfla Askeriyye, Naki’ye atıfla Nakiyye ved.) Abid-zade’nin hayır kurumları başvuranlara parasız eğitim, dini öğretim ve sağlık olanakları sağlıyordu. Abid-zade gibi olmak isteyen ve onun çevresinde bulunan çok sayıda tüccar da ulemanın başlattığı bu akıma yakından katıldılar. Meşhed okulunun neredeyse tüm masrafları bu tüccar kesimce sağlanılıyordu. Özellikle de, oğul Rıza Şah’ın diktatör görünümünü kazandığı İran’ın ağır dönemlerinde. Abid-zade’nin faaliyetleri Meşhed’in kültürel yönünü tamamlıyordu. Cemiyet-i Peşrovan-i Kur’an ve Heyet-i Ali Ekberiha gibi önemli derneklerin öncüsü oydu. Abid-zade için, Musaddık ile birlikte “yerel bir güç-kırıcı” tanımı yapılmaktaydı. İran’da Musaddık devrilmiş ama Abid-zade unutulmuştur.
Buna rağmen 1950’lerin Meşhed’i “bir türbe, iki lise ve (Abid-zade sayesinde) birkaç güçlü dini müessese” olarak tanımlanıyordu. Merkez ve Hovze’nin alt yapısını hazırladığı görüşlerin yayılması için bir yapı gerekmekteydi. Bu aranan yapı Meşhed Üniversitesinin açılmasıyla amacına ulaştı. Meşhed’de üniversite aslında 1939 yılında Yüksek Sağlık Enstitüsü olarak kurulmuştur. 1949 yılında Tıp Fakültesine dönüştürüldü. 1955 yılında buraya Edebiyat ve Diş Hekimliği fakülteleri de eklendi. 1958’de ise Akli ve Nakli İlimler Fakültesi ile tam bir üniversite içeriğine kavuştu. 1962/63 ders yılında Bilimler Fakültesi ile alanı iyice genişledi, 1973 yılında ise özgün ismine kavuştu: Meşhed Firdevsî (ünlü XI. Yüzyıl şairi) Üniversitesi.
Ülkenin bir çok yerinden çok sayıda öğrenci okumak için Meşhed’e geliyordu. İran’da üniversitelerin azlığı göz önüne alınırsa, içeriği bakımından Meşhed üniversitesi seçkin konumdaydı. Öte yandan bir çok aile, “kutsal şehirde medrese eğitimi” alacağı telakkisiyle çocuklarını buraya gönderiyordu. 1960 yılında üniversitenin 1400 öğrencisi vardı. Bunun 260’ı üniversitenin İlahiyat Fakültesine kayıtlıydı.
Meşhed’de önemli bir aydın, edebiyat yazarı ve eleştirmeni de vardı. Mahmud Ferruh, Bedi’üzzaman Furuzanfer ve Muhammed Pervin-Gunabadî skolastik ve apolitik edebiyatın arta kalan müdavimleri hesap ediliyorlardı. Mehdi Akhavan-Sales, Mahmud Devletabadî, İsmail Hoyî, Ni’met Mirza-zade ve Muhammed Rıza Şafi’i Kadkanî gibi genç kuşak edebiyatçılar ve şairler daha sonra özellikle de devrimle birlikte çağdaş İran’ın yeni üslup ve kompozisyon dönüşümünü başlatan isimler olacaklardır.
Kısacası, her yönüyle İran’daki geleneksel İslam kalesine “dini intelejansiyanın” zorla ve mücadeleyle dahil olması Meşhed’de başlamıştır. Meşhed ekolünün İran ve İslam tefekkürüne damgasını vuran ismi ise Ali Şeriatî idi. Batılılar için Ali Şeriatî “Şia Luther”dir. Ama, Ali Şeriatî’ni ortaya çıkaran yapı ise işte sözünü ettiğimiz Meşhed olmuşdur.
n_marmara
Yorumlar
şehit şeriati
Paz, 01/06/2008 - 17:58 — okan şahincemil meriç in şeriati üzerine yazdığı uzun bir makalesini okumuştum yıllar önce, yazısını "genç şehide sevgilerle" diye bitiriyordu.
şeriatiyi İslamla tanıştığım süreçte her okuduğumda, İslam'ın Marks'ı işte bu adam diyordum. bizde bu adamın bir benzerini eksikliğini çekerkende nurettin topçu ile karşılaştım. nurettin topçu da şeriati düzeyinde bir münevver ancak onun kadar cesur değil ya da şartlar iran'ınkinden daha zor olduğundan eylem yönü sönük bir insan...
şuan da şeriatiyi karşılayacak bir aydın var mı diye düşündüğümde aklıma yine ali şeriati geliyor. islamın savaşçısı bu adama allah rahmet eylesin. bütün şehitler gibi kalbim onunla...
selamlar