renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yörükler

Sarikiçili Yörükler- Peki mutlu musun?
- Ne var ki olmayacak...

Arabanın turbo denilen herzesi -ne demekse- Konya-Antalya yolunun 250.KM de su koyuverince eşimle ben yolda kaldık. İyi ki kaldık yoksa bu yazıyı yazamayacak yukarda yazının başında yaptığım hayatımın en felsefi diyalogunu gerçekleştiremeyecektim.

- Peki mutlu musun?
- Ne var ki olmayacak...

Uzun iş gezilerimden bunaldığımdan mıdır yoksa gece yolculuğunda muhabbettin en koyusuna dalabildiğim eşimi yanımda görmek istediğimden midir tesadüf müdür bilemem sen de gel dedim. Peki ya çocuklar serzenişine mahal bırakmayan annem hadi gidin ben bakarım açıklamasıyla 5 dakika içinde hazırlanıp geceyarısına yakın yola koyulduk. Türk Sanat Müziğinin asil duruşuyla gecenin koynunda büyüyen ayışığı yolculuğu gerçek dünyanın dışında bir masal halısına çevirmişti. İlk iki saat muhabbet arkadaşlık üzerine gelişti çok entrasandır. Yol arkadaşım arkadaşlığın önemine vurgu yaparken bu payenin aslında taşınması çok zor bir yük olduğundan dem vuruyor zaman zaman modernizmin bu kavramıda değiştirdiği klasik dostluk ile postmodern birlikteliklerin aynı şey olmadığı yönünde derin sosyolojik tahliller yapıyor ama çıkış bulamadığımız yerlerde o büyüleyici kelime ile rahatlıyorduk.

- Hayırlısı olsun.

2. saatin sonunda yol arkadaşımın bünyesi kaldırmadı ve uyursam zararı yok değilmi sorusunun cevabı bilinen bir soru olduğuna aldırmadan vicdanını susturmak için sordu:

- Uyursam zararı olmaz değil mi?
- Olmaz.

ve uyudu...

gece uçan halıdan tekrar dizel araca döndü müziğin sesi kısıldı ayışığı saklandı ve tabelalardaki kalan kmler sayılmaya başlandı yalnızlık sözleri kafada uçuşurken çok iyi hatırlıyorum Avni Anılın nihavend eserini Mediha Şen Sancakoğlu terennüm ediyordu dilşad edecek diye kaç yıl avuttu felek

Antalya ya 100 km kalmıştı sanırım sabah olmuştu bu araba bozuldu bir çok detayı geçeceğim burda çünki uçan halı romantizminden uzak bu detayların okuyucuyu sıkacağı kanaatini sıkmaktan öte yazar hakkında derin bir acıma duygusu oluşturacağı endişesiyle pas geçilmesi hakkımı kullanıyorum.

- Abi getir o zaman yavaş yavaş gelirsin.
- Bişey olmaz di mi?
- Yok abi ne olacak 2. vitesde yavaş yavaş gel çekiciye o kadar para vermiyelim.
- İyi o zaman.

Araba konusunda guru olan kardeşimin yönlendirdiği Konya esnafının tipik örneği tamirci ile dialoğumuzdur bu.

- Kardeş, bu arabadan duman çıkıyor.
- Abi gelmez bu araba sen bekle, ben geliyorum.
- Ee hani gelirdi?
- Abi tamam ben geliyorum, 3-4 saate ordayım.

Opsiyonu ve iyiniyet gösterisi sonucu söylenmiş bu yuvarlak rakamın 6-7 saat olacak realitesini bilerek bu söylemden sonra fedakar yol arkadaşımın "muz alalım bari" dediği yerde başladı hikaye.

Yol kenarlarında tezgah açıp yerel ürünler satanları bilirsiniz -çoğu yerel değilmiş orda öğrendim- öyle bir yerde durdum.

- Selamün aleyküm
- Aleyküm selam

dedi.

Kelime manasından öte içten bir şeydi farketmiştim ilk dakikada.

- Geçmiş olsun.
- Sağol.

Sigaram yoktu -içerim utanmam ayrı mesele-

- Sigara satıyor musunuz?
- Yok da, bende var alın paketi.

Dakika bir daha, "bende var" deyip paketi verdi, şıklık zerafet, görgü adına değil, mülkiyet hissinin taban yapması değil, irdelenesi değil yani sadece bir daha istemeye yüzün olmaz der gibi tane sigara değil paketi al demesi, dakika bir daha...

3 tezgah vardı hepsi akraba teyze kızı görümce kardeş tezgahları ayrı ama kalpleri sanki bir atıyormuş gibi
Gülcan, Fatma bir Fatma daha ve Muhammed. Muhammed hemen ne olduğunu sordu, gülümsemesinden kalbi gözüküyordu. Anlattım, çekiciden fiat alalım dedi ve kendi telefonundan arayıp benim için 10 dakika pazarlık etti oysa 10 dakika öncesi varlığımdan habersizdi.

Bana ve eşime en güzel sandalyelerini getirdiler, meyva ikram ettiler, çay verdiler. Yörük olup olmadıklarını sordum, "Sarıkeçili" olduklarını tahmin ettiğimi ve bu boy ile alakalı bilglerimi sunduğumda şaşırdılar. Bu kültürü iyi tanıyordum, mesala kilim dokuyan bir kızın tüm hayatının şifrelerini bu kilime işlediğini ve bunu okuyabilen kilim alimlerinin kilimden dokuyanın hayatını okuyabildiklerini biliyordum.

- Öyle dokuyan kalmadı abi.

dedi Muhammed.

Sonra hayatları hakkında ipuçları almak için sorular sormaya başladım. Eşim de merakla dinledi ve sohbetin bir parçası oldu kırk yılın yörükleri gibiydik güldük konuştuk insanlaştık . Sonra her tazgahta bulunan çadırdan bir kaç parça yiyecek çıktı şipşak bir sofra hazırlandı akdenizi tam karşıdan gören bir kamelyanın üstünde dometes çorbası makarna yoğurt patetes kızartması ve keçiboynuzu pekmezi bulunan menü ile;

- E hadi buyrun, dediler
- Zahmet...
- Ne zahmeti, beğenirseniz kusura bakmayın.

Ne beğenmesi şaşırdık bile. Şimdi okuyucu "ne var bunda" dediğini görür gibiyim, bizde de var bu gelenek serzenişleri yapıyorlar muhtemelen ama bu yörükler pazar ekonomisini çoktan kabullenmişler yerli yabancı turistlere "yerel ürün!" satıyorlar yol kenarlarında ekmek kavgası içindeler. Bir "Fikret Oytam" tadında belgesel değil bu, Buram Buram Anadolu değil anlayacağınız. Bu durumdan kolaylıkla nakit çıkarabilirler ama bizle vakit çıkarıyorlar şaşırtan bu beni.

- Neden manavın adı "TARKAN MANAVI" Muhammed?
- Turistler öyle diyor bana, Tarkan'a benziyormuşum öyle oldu.

Bu defa yengesi Fatma karışıyor lafa:

- Adı çok güzel ama her kullandığımızda salavat getirmemiz gerekiyor.

Aman Allahım bu ne saf bu ne temiz bir inanış. Yok öyle bir şey demedim, diyemedim ama, Tarkan'dan daha güzel bir adam olduğunu anlatmaya çalıştım Muhammed'e .

İşlerden bahsettik kazandıkları üç kuruş kelime manasıyla değil hakiki anlamıyla. Kadınların eşleri hep başka işlerde, çocuklar babaannede anneannede. Yüzlerinde bir hüzün var bu aşikar Ama tarifsiz bir tebessüme sığdırılmış şükrün hakiki manası da var. Mesala bir araç yanaştığında 3 tezgahta kimse aracı karşılamıyor. Araç durmadan kimse ayağa kalkmıyor.Sebebini soruyorum:

- Kimsenin rızkına engel olmamak için O rızkı Allah gönderiyor.

Ne diyelim ki bunca yıl boşuna okumuşum. Ben kuramadım bu cümleyi reklama ram olmuş profesyonel satıcıların 5 yıldızlı hizmetlerine karşı Pazar kültüründe yanlış bir şeyler olduğunu bilmeme rağmen bu cümleyi kuramadım ben .
Evlerini düğünlerini cenaze törenlerini yemek kültürlerini konuştuk hepsi küreselleşmeye kurban ediliyordu ama bana efsunlu bir ümit verdi bu Yörükler. Belki kültürleri ezip geçiyordu yeni dünya düzeni ama bu cümleyi kurabiliyordu bu tezgahta bu kadın üstelik örgün eğitimi 3 ten terkti ilk mektepten.

Sözü çok uzatabilirim son olarak bir ricam olacak okuyucudan eğer yolunuz Antalya'ya düşerse Konya üzerinden Manavgat'a gelmeden 15 km önce Tarkan Manavı'nı sorun oradan 7.5 ytleye el yapımı keçiboynuzu alın bir de 2.5 ytlye muz. Tebessümlerini görün bir de selam söyleyin benden, emin olun değecektir.

- Peki mutlu musun?
- Ne var ki olmayacak...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bir zamanlar cenneti

bir zamanlar cenneti dünyada yaşar idik
tencerede pişirip kapağında yer idik
biz dost ve arkadaşı delice sever idik
arkadaşın yoluna can feda eder idik
tek bir yürekle toplu halde koşardık
tek bir mutluluğa toplu halde coşardık
tek birdi herşeyimiz böler paydaş yapardık
ayrı ayrı renklere tek bir gözle bakardık

Mutluyum tabi ki.

Mutluyum tabi ki.

Emin Belde'nin yansımalarında yaşıyorum.

Bazen hayatı

Bazen hayatı fazla mı ciddiye alıyoruz ne,bazı şeyleri beylik lacivert cümlelerle ifade etmek boyumuzu da uzatmıyor halbuki.Aslında(istisnalara göz kırparak tabi)mutlu olmayacak ne var ki hakikaten.Dua ile...

- Kimsenin rızkına engel olmamak için O rızkı Allah gönderiyor.

Bu tavır, bu söz ne muhteşem bir iman örneğidir...

Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen...........