renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Başörtüsü Özgür Olacak

Başörtüsü

Başörtüsü serbest olacak. Bu bir kehanet değil. Görünen bir gerçek... Hem de sadece üniversitelerde değil, bütün kamu kuruluşlarında ve hatta belki sonradan lise ve ilköğretimlerde de.

Burjuvalar Fransız ihtilaliyle haklarını aldılar. İşçiler de aldılar ve kadınlar. Sosyal olarak güçlenenlere hiçbir kurum haklarını vermemezlik edemez.

Bugün başörtülüler Türkiye’nin bir gerçeğiler ama aynı zamanda bir güçler. Ekonomik olarak varlar. Eğitimde varlar. Sosyal hayatta varlar. Yok görülemezler ve onları yok görmüş kanunların değişimsiz sürmeleri beklenemez.

Sadece sosyal hayata çıkmakla bile bu fark ediliyor. Kendilerini birinci sınıf vatandaş gören ve öyle olan, başörtüleriyle var olup yaşamaya azm etmiş bir kesim, kuvvetlice var. İslamiyet, akıl, sosyal kanunlar, tarih, gerçekler, her şey; bu kesime haklarının verilmesinin elzemiyetini söylüyor. Ve bu gereklilik olacak da. Yalnız insanların bir kusuru var: Izdırapsız, elemsiz ve gönülden hak teslimine yanaşmıyorlar. İlerleme illa ki gönüllere basılarak olacak.

Başörtüsü muhalifi cephe şartları görüp onun dini bir hak da olduğunu göz önüne alarak direnmeyi bıraksaydı ne kadar güzel olurdu. “Ak Parti'nin başörtüsüne serbestiyet ısrarından vazgeçmesi de aynı güzel neticeyi doğurur” şeklinde bazı zihinlere gelebilecek bir düşünce tamamen yanlıştır çünkü iki tavır farklı. Birinde bir hakkın verilmesini engellemeye çalışmaktan vazgeçmek söz konusu, diğerinde bir hakkın ihkak mücadelesinden vazgeçmek... Ve ikisi hiçbir yer ve zamanda aynı olamaz.

Önümüzde devasa bir gereklilik duruyor. O da şu: Devlet İslamiyetle barışmalıdır. Başka çaresi yok. Hem de ciddi şekilde barışmalı. Tahrifi düşünmeden, kabullenerek, kendine göre fetva(cı)lar bulmaya çalışmadan.

Bu topraklara huzurun gelmesinin en güzel yolu bu... Gerginliğin bitmesi buna bağlı.

Bazıları tek parti zihniyetini devam ettirmek istiyor. Değişen şartları, güç dengelerini, dünyayı görmek istemiyor. Onlara göre davranılsa ülkemiz huzuru bulamaz çünkü meşru dini hakların yasaklandığı yerde daima keşmekeş, gerginlik ve huzursuzluk olur.

Sadece sosyal hayat dinlense onun şöyle haykırdığı duyulur: "Başörtülüleri haklarından mahrum tutabilmek imkânsızdır." Bunu on e-muhtıra da sağlayamaz. Bütün biraderlerin ittifakı da sürdüremez. Bu maksat için yargıyı şaibelere duçar etmek de netice vermez.

Başörtülüler son derece nitelikli olarak varlar. Ve varlar yok görülemez.

80 yıllık Cumhuriyet tarihi şunu gösterdi: Millet rızası hilafına dönüştürülmeyi reddediyor.

Bazıları başörtüsüne serbestiyet verilmesini Tayyip Erdoğan’ın bir meselesi olarak görüyor. Bu büyük bir aldanış... Erdoğan olmasa da başörtülülerin güçlü rüzgârları kendilerine bir temsilci bulur.

Başörtüsü konusunda verilen çok kısıtlı hakların bile geri alınmasına çabalanıyor. Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtüsüne serbestiyet veren yasayı bu ay iptal edeceği söyleniliyor. Muhtemelen Ak Parti de bunu sineye çekerse kapanmayacak ama yine hareketlenirse “demoklesin kılıcı” inecek.

Bütün yolları kapatmak, hiç başvurulmaması gereken yol.
Başörtüsü yasası iptal edilirse sorun bitmiş mi olacak?
Üniversitelerde oluşan güzel havayı bozmak; tam bir katliam olur.

Hülasa devlet İslam'la teslimen barışmalıdır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Barış mı? Kim yapacak?

Resul Bey, herhalde iyiniyetli kalmanızı,umud etmenizi tercih ederim,ama maalesef daha çok zaman var,insanın insan olarak değer bulmasına. Bu ülkenin meselesi CHP değildir. CHP daima birilerinin 'aracı' olmuştur. Ve bu araç bu ülkede her zaman halka karşı kullanılmıştır. Dine karşı kullanılmıştır, Recep Peker ile Necip Fazıl'ın diyaloglarını araştırın,okuyun göreceksiniz açıkça mayanın ne olduğunu. Bu ülkede maya, siyonizmin İslam'ı yoketmek üzere kurduğu sistemin temeline atılmıştır. İslam ve temsil ettiği değerler bu topraklarda çökertildi, yenidenleşen her güzel şey gibi çökertilen her güzel şey yine bu topraklarda tekrar ayağa kalkmaya çalışıyor; mesele bu. Barışı ya halk yapar ya da devlet,lakin ve ne yazık ki bu halk henüz neler olup bittiğini tam olarak görebilmiş değil. O dantelli entellerin,çok istediği şey, bu açıdan halkı tepkisizlikle suçladığı şey gerçekleşmedikçe de çok zor değişecek gibi görünüyor. Çavuşesku nasıl tarihe gömüldüyse, türü ne olursa olsun faşizm bu ülkede aynı şekilde sona ermedikçe birşey değişmez. Güzel halkım hala oyuyla değiştirmeye çalışıyor. Onun büyüklüğünü anlayamayanlar onu kışkırtmaya çalışıyor işte.İttihat terakki ile başlayan darbe ve tepeden inmecilik,kompleksleriyle sürüyor. Hayrola;ne diyelim? Siz yine iyimser olun.

Seçkin Deniz

"şeriat gelecekse onu da biz getiririz!"

zamanında bunu da demiş karşı taraftakiler!

burjuvalar haklarını alırken biz de ise padişahlar "bir hak alıp verme durumu varsa siz alamazsınız ancak biz veririz" demişlerdir. azınlıklar yasası, ıslahat fermanı, meşrutiyet, tanzimat...vs. niye çıktı ortaya! ta osmanlıdan beridir bu topraklarda hakkı kim vermiş de kim almış? vermeselerdi alınır mıydı!

zaten şöyle de deniyordu; bir islamcı parti elinden ab'ye girilecek, bir sol parti elinden de başörtüsü sorunu çözülecek! kimse bu topraklarda hak alamaz yani! ancak paşa gönüller isterse verilir.

hem ılımlı islam filan mı dediniz! şeriat gelecekse de onlar getirir! o kadar!

aranızda itirazı olan var mı!
yok mu?

muhabbetle,

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Güçlü olan her zaman haklı değildir.

Güçlü olan her zaman haklı değildir.
Ama haklı olan daima güçlüdür.
Bu mücadele de alınan mesafe bakımından tesbitlere katılıyorum.Lider meselesinde her zaman islamiyetin muhteşem insanlar yetiştirdiğini ve yetiştireceğine inanmışımdır.
Ama hak mücadelesi yaparken de başımıza gelen ve geliyor olan değişimlere(müslümanların halden hale geçmesi,negatif yönden)karşı durmayı bilmemiz lazım.

Güçlü olan her zaman haklıdır

"Güçlü olan haklıdır,
Mazlumun hakkı saklıdır"
(aşık Şadani)

Güçlüyüm, haklıyım, alacaklıyım !...
:)

Güçlü olan her zaman haklıdır, zira hakkın tarifini de O yapar.

"Tedip: Edep merkezli eğitim"

Güçlü olan sonunda

Güçlü olan sonunda haksızlığına yenilecek.
Haklı olan "mazlum" en sonunda muhakkak haklı çıkacak ve galebe çalacak.

Güçlü olan Allah cc 'dur ve 'tarifini' yapmıştır.

Sosyal hayatta var

Sosyal hayatta var olduğunun bilincinde olan hak sahibi kesim duruşuyla vakarını,sabrıyla istikrarını,sakinliğle azmini koruyabildiği sürece ve seferde olduğu bilinciyle hareket ettiği sürece elbet hakkını alacaktır.
Tabiki bunun için bedel ödemek gerektiğni ve zamanla olgunlaşama süreci tamamlandığını zihinlerde taze tutmak gerek her daim.
Zaman her birey,her kesim için işlemekte.Bir taraf sabrederken inançla bir tarafta ona sunulan mesafeyi tamamlama telaşında olacaktır.

üzücü

Sanki meşru yollarla hak talebi ısrarla meşru olmayan mecralara kaydırılmak isteniliyor.

Milletin bütün her şeye rağmen devletiyle bir sorunu yok. Devlet de milletle olan sorunlarında sağduyu elden bırakmamak zorunda.

Ve devlet milletle topyekün barışmalı.

Gerçekten üzücü bir bakış! Bu cümleleri kurarken insan,bir mantık örgüsüne dayanıyordur elbetteki ama kullanılan kelimeler, anlamaları, varılmak istenen yer, verilmek istenen sosyal mesaj bakımından tutarsızlıkları nersine sıkıştırmalıyız yazının yada neyin altına süpürüyoruz?

İyi be! Milletin devletiyle sorunu yoksa, sorunu ne bu milletin? Aslında yanlış yerden girdim, vermek istediğim sosyal mesaj bakımından.''devlet'' kim kardeşim? Hangi anlamı, hangi sıfatı yüklüyorsanız ona, bakın bakalım söylediğiniz şeyin ele avuca gelir akla sığar bi izahı varmı; bir şaman temennisinden öte gitmeyen?

Bu ülkede, Allah'a dair, Allah'tan gelen ''değer'' lere dair duyarlığı ( araya bir lı daha ekleyerek sürekliliği de vurgulayabilirdim ama yapmıyorum, bir sefer olsun bari) olan insan kişileri yada bunların oluşturduğu topluluklar, devlet ile Allah arasındaki farkı bilerek ve bu farkın Allah'tan yana olan kısmına dayanarak cümleler kurmadıkça hiçte iyi birşey yapmış olmayacaklar. Yani, değerleri aşağılananlar olarak müslümanlar, değerlerini aşağılayanlarla barışmak noktasında müdahane seçeneğini işaretleyeceklerse, tek kelimeyle ve en hafif tabiriyle ayıp edeceklerdir. Bu kadar aşağılanmanın üstüne 'devletle sorumun yok' diyen kafaya şu denir kanaatimce: '' boşver birader, senin kimseyle sorunun kalmamış, değerin yok çünkü, aşağılana aşağılana aşağılık olmayı kabul etmiş kelimelerin, yıpratma kendini , barışmışsın sen...''

21. (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.

22. Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!

23. Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!

Öneri bu mu? İyi barışalım, anıtkabre çıkıp atanın huzurunda bayrak öpüp, defterine, vatan sana canım feda yazalım, bırakmayalım putlarımızı, nede olsa yüce devletimizin kutsal sembolleri bunlar, bir başörtüsü uğruna vazgeçilmez değilmi bunlardan, barışalım bakalım, yargıtay muhtıralarıyla, postal öpelim, devletimizi sevelim, ebediyen var olacak çünkü o, ahirette de olacak cümlenin gelişinden bakınca,ebedi ya. bakacağız bakalım kazın ayağı nasılmış.

SELAMÜNALEYKÜM

Devletim bana küsmüş!!!

Tesettüre girmeyi, ilahi bir emir bilincinde kabul edip, yerine getirmek isteyen kadınlar. Bu emrin altında çok çile çeken, kendini kötü nazarlardan korumaya, toplumun temel yapı taşı olan aileyi iffetiyle muhafaza etmeye çalışan cinsi latifler. Eğitilmek isteyen ama modernleşme kalelerinden içeriye modernleşmeden(?) girmeye çalışan tesettürlü kadınlar… Cumhuriyetin ilanından sonra kadınlar, modernleşme kapısının anahtarı olarak konumlandırıldı! Modernleşmek için önce kadınların peçesini açtırma teklifinde bulunan zamanın chpsi, şimdilerde bununla da yetinmeyip daha da öteleri görmek derdinde. Zamanında çarşaftan çıkıp başörtüsüne ve pardösüye geçtiği için bile çağ atlamış olarak görülen kadınlar şimdi gittikçe renklenen halleriyle neden hala kabul edilmiyorlar acaba? Kadın, anne modeliyle, toplumun uygarlaşmasında(?) çocuk eğitimi öncelikli alınarak, değiştirilecekler arasında ilk hedefti ve hala hedef. Bu hedefi belirleyen ise chp…Batılılar gibi çağ zıplamak için kadının bu vahşi(?)(bu vahşi kelimesi zamanın reisicumhur tarafından zikredilmiştir) halden çıkması gerekmekteydi. Çünkü onların gözünde batılaşmanın önünde en büyük engel bu haldi! Chp tekliflerini sözde hak vermek adına, kadının namusuna el uzatarak, bunu demokratik sistemin baskıcı rejimiyle yapmıştır. Bu düşüncelerden yola çıkarak chpnin inançlı insanların, inancı gereği yaşamasına saygı gösterecek erdemi yakalayacağını hiç sanmıyorum. Eğitimli, bilinçli, kültürlü, konuşabilen ama bu arada sekiz kusurlu(?)hareketin en büyüğüyle, İslamiyet düsturuyla yaşayan kadınları hazmedemeyen bir aydın(?) kesim var. Bunun için önce bu düşünceyle barışık bir sol düşünce gerekmektedir. Bu ise yıllardır mümkün olmadığına göre beyhude bir ümitle beyhude yere seviniliyor diye düşünüyorum. Evet, başörtülü kadın sayısı artıyor- bilinçli ya da bilinçsiz- ama sessiz bir kalabalık… Eğitim bu sessizliği bozamadı ne yazık ki! Sadece şapka, bere modellerinin çeşitliliği arttı o kadar! Yıllardır sinelere basılan taşların yükü gittikçe ağırlaşıyor. Ne yazık ki bu düşünceyle yaşayan kesim de ve onları destekleyen bizler de ümitsizleşiyoruz. Okumuş olması hala hazmedilemeyen tesettürlü bayanların, çalışması ise hiç kabul görmemektedir. Bence yalnız başörtüsünü çıkartılmasıyla yetinmiyor bu kesim, modernleşen kadının İslamiyet’i de üstünden çıkartmasını istiyor ve bunun için belden aşağı bir siyaset izliyor. Her defasında yumuşak karnına darbe alan, ring de tek bir chp ile değil birden fazla armalı postaldan da darbe alan inançlı halk, kafasını korumaktan bu gerçeği görmeme aczi yetine düşüyor. Gardı düşen halk, son darbesini sandıkta veriyor ama… Chp iktidarda olmadığı halde ve çoğunlukla muhalefette olmasına rağmen neden bu kadar baskın bir siyaset uyguluyor? Arkasında ki güçlerin gücüyle, kendi sesinden bile fazla ses çıkarıyor. Öyle ki; o kadar açık hatalar yapmasına rağmen yine de diskalifiye edilemiyor. Bu kadar sessizlikle tevekkül erdemi, haksızlığa karşı susan herkesin şeytanlığını kanıtlamaz mı?

direniş

En popüler alanı inancından taviz vermemek.
Cümlenin bu kadar 'laylaylom' oluşunun kusuruna bakmayın, tamda taviz verme anlamında örnek teşkil edebileceği için güzel de oldu.
Bu cümlede meramı anlatmaya çalışan kelimler, kabul edilmiş bazı tavizlere işaret etmiyor mu? Konuşma-yazma dilimizde bile bu kadar kendi olmamızın dışına çıkmış-çıkarılmışsak,nerden başlıyacağımızı bile bilemiyoruz demektir.
Değişim-yenileşme,modern-medeni oluşun yeni adları herhalde.
Tüm inanç ve duyguların yönlendirilerek yönetildiği bir ortamın kurbanı, bir millet.
Hani birisi demişmiş 'kesilir ama eğilmez boynum',O millet.

hiç beğenmedim hem de hiç!

Esselamualeykum;
Yeni yazın hayrlara vesile olsun Resul Kardeşim;
Yazını iki kere okudum.Senin ismini ikiden de fazla kez kontrol ettim.Acaba harf benzerliği mi diye ama değil, bildiğimiz Resul Davutoğlu işte...
Hayret ettim... Her heybe kendisinden verir ama benim diğer yazılarından çok iyi tanıdığımı sandığım Resul nasıl böyle bir yazı kaleme alabilir diye düşündüm...
Kariyere nazarlık mı yapayım dedin Resul? :)
Bilmiyorum ...Hayırdır inşaallah...

"Başörtüsü muhalifi cephe şartları görüp onun bir hak da olduğunu göz önüne alarak direnmeyi bıraksaydı ne kadar güzel olurdu. Mesela CHP "evet biz bu hakkın verilmesini tercih ediyoruz. Karşı çıkmıyoruz. İnsani, doğal ve tarihi bir haktır, verilmesinden yanayız" deseydi bu tavır ülkede ne kadar özlenilen bir hava estirirdi.
...
Böyle bir tavırdan CHP küçülür müydü? Hayır, aksine büyürdü ve asli kulvarına girerdi. Yani gerçek bir sosyal demokrat parti olur ve tepeden inmeci jakoben baskıcılıktan kurtulurdu.
...
Tabanından şikâyet gelir miydi? Yok kadar az. Çünkü sebep yok. Söz konusu olan meşru bir hakkı verilmesi...
"

"Milletin bütün her şeye rağmen devletiyle bir sorunu yok. Devlet de milletle olan sorunlarında sağduyu elden bırakmamak zorunda.

Ve devlet milletle topyekün barışmalı."

net söylüyorum. bu tavizler ve saire tartışmaları işin ruhuna aykırıdır ve daha daönemlisi zararlıdır.özünde defoludur, hatalıdır.

bir sonuca götürmez.

hiç uğraşmayacağım ve iyimser davranarak iyimserlik olarak adlandırmaya çalıştığım ama esasında köklü bir bakış farkı olan, özü itibariyle fahiş hata olan mevzuyu açıkça yazacağım.

Bu topraklarda bir süreden beri yaşananlar Lozan'daki Nahum vaadlerinin pratiğinden başka bir şey değildir.

Başörtüsü falan bunlar çerez konulardır. Başörtüsü resmen fürudur.
Hiç kusura bakmayın evet zamanında hocaefendinin birisinin dediği gibi resmen fürudur.

La İlahe İllallah'ın yanında herşey fürudur!

Mevzu Tevhid ise gerisi teferruattır!

E şimdi sanki yurdum insanının itikadı tastamam yerinde de sanki Anadolu insanı o bizim vıcık vıcık populizm kokan ifadelerimizle "dünyanın en güzel islamını yaşıyor" da...
başörtüsü...
özgür...
kalacak...
chp...
izin...
verse...
ne...
olurki?...

bu ne resul?
olmamış bence...

sonra?...

"Milletin bütün her şeye rağmen devletiyle bir sorunu yok."

Anam babam !
bu cümlenin içinde olduğu bir başörtüsü yazısı olabilir mi ne olur bir düşünür müsün?
eğer dediğini doğru kabul edersek -ki maalesef öyle- zaten iş akaididir!
bu bağlamda ehlince malumdur ki tesettür gibi ameli bir füruattan bahs abesle iştigaldir.

nasıl sorunu yok milletin yahu? bu resmen inanılmaz büyük bir gaf!
yada zımni bir tekfir!

eğer bir "millet", peygamber kabul ettiği şahsa "cemiyetini cahillikten kurtarmak için mağaraya girip ayet uydurup kitap yazan devrimci opurtunist Muhammet" diyen adamın ürünüyle/sistemiyle barışıksa...

eğer bir "millet", kutsal ve İlahi kabul ettiği kitaba "Muhammet'in koyduğu kanunların toplu halde bulunduğu kitap" diyen sesle barışıksa...

eğer bir "millet", var ve bir kabul edip tapındığı Allah'ı için "insanlık önce atalara tapıyordu, sonra allahlara taptı, sonra siyaseten allahları birleştirerek tek Allah ismini uygun bulup buna tapmaya başladı" diyen kurucusuyla beraber o yapıyla barışıksa...

nasıl millet diyebiliriz bu kalabalığa?
ne örtüsünden ne barışından ne hoşgörüsünden ne dininden bahsedebilirizki sayın yazar Allah aşkına yahu?

füru demişti o zat da vay tavizkar hain denilmişti.

bak yeri gelmişken söyliyeyim ki ben bildiğim hiçbir eylemden ve sorumluluktan bir adım geri durmadım bu zulme karşı duruş sürecinde.en zor günümde 20. kişi olacağımı bildiğim eyleme dahi katıldım fisebilillah diyerek...
daha da varsa daha da varım.
hep de olacağım.
hiçbirşeyden de pişman değilim, asla!
ama neticeye dönüp baktığımda vallahi de füruymuş billahi de füruymuş!
mesele de örtü falan değilmiş!
senin karşında aslan gibi boylu poslu ingilizce maaşallahı boynunda asılı bir kafirizm var arkadaşım!
sen karının kızının başına örtüyü serbest ettirsen neeeeeeeeeee ettirmesen ne?

ha diyeceksin ki bu mudur? bu kadar mı üstüme geliyorsunuz bir yazı için?
hakkını helal et.
ama bu dil bize on seneler kaybettirdi.
gün döndü!sabah olmakta...iş bitti sayılır..kuyruğuna geldik...herkes bunu fısıldamakta...
görmüyor musun okumuyor musun resmi kardeş?
inanamıyor musun yoksa sabahı haber veren şafak kuşlarının cıvıltılarına?
artık barış marış yok!
demek değil ki bu savaş var.
hayır o da olmasın inşaallah.hücrelerim adedince aminle beraber...
ama ben şapka takmıyor diye kızının karısının çocuklarının çığlıkları ve gözyaşları arasında asılanları yok sayacam da canım peygamberime "allah namına konuşuyorum diyen sahtekar" diyenle barışıcam falan he mi?
bu kafadan örtüye serbestiyet dilenicem he mi?
"hadi devlet hadi milletle barış" dicem de devletin "tamam tamam hadi olsun bakalım hadi tamam allah var sayalım eee" demesini beklicem de "heeey yaşasın artık türkiye islam cumhuriyeti oluyoruz" falan dicem he mi?

resul, yapma, bu rejimin ideolojisi deizmdir ve bu böyle devam etmek zorundadır. dua et bu barışma olmasın dua et başörtüsü chp onayıyla serbest falan olmasın!azıcık feraset...herşey burada yazılamıyor...ama bak ürün alıyorsun, 3 sene garanti veriyorlar, sonra üste bilmem ne kadar verirsen garabtiyi uzatıyorlar...sistem kuruldu 3 nesil garantiydi, bitti, şimdi tavizler vererek ne kadar daha gidebilirse ...
son kullanım tarihi uzatılmaya çalışılıyor resul, iyi gör...
ATAİZM" konulu bir kitap çıkacakmış yakında, orada tam da bu konular işlenecekmiş, üstüne konusuruz istersen...

İslam için "arap mehmetin kurduğu din" he...
ve bu kafayla barış he...
bunu tavsiye etmek he...
hem de Resul ismiyle?...
hem de sen onlardan olmadıkça senden razı olmayacaklarını bile bile...
hayrdır inşaallah...
yakıştıramadım...
yine de hayrlı olsun diyelim...

cevaben

wealeykümselam fatih tezcan kardeşim
bir gaf yapmışım. yazının şu bölümü "Milletin bütün her şeye rağmen devletiyle bir sorunu yok. Devlet de milletle olan sorunlarında sağduyu elden bırakmamak zorunda.
Ve devlet milletle topyekün barışmalı."
olmamalıydı. onun yerine şu cümle hitame olmalıydı: "devlet islamla teslimen barışmalıdır."
chp'den bir şeyler dilenmem de söz konusu değil. zaten chp'yle ilgili bölüm farz-ı muhal kabilinden bir şeydi. öyle bir şeyin olmayacağı da aşikar.
chp'ye karşı yeterince sert değilsem bunun bir sebebi de herhalde gündemi son yirmi gündür hiç mi hiç takip etmememdir. ne tv'den ne de gazetelerden.

inşallah "hayr temenninizde bir ima yoktur." çünkü varsa ondan ancak bu cümleyle haberdar oldum.

Kadir-i Zül Celal bizi asıllarda ricatlardan korusun.
şunu da söyleyeyim. kelimeleri çok ölçe tarta yazmadım. sadece şehrimizin sokak ve caddelerinde başörtülülere rastlarken içimde geçen "bu kesimin hakları uzun süre verilmemezlik edilemez" düşüncesini kağıda dökmek istedim.
öyle sanıyorum gördüğüm tepkide ve ona şaşırmamda istanbul'un tartışma ortamından ve onun niteliğinden uzak olmamın etkisi de var.
selam ile.

Şaşkınlık yalnız sizde değil.

Gördüğünüz tepkiye bende şaşıranlardanım. Allah c.c. şaşırtmasın. İstanbulda olmamak ve istanbulu'un tartışma ortamında bulunmamaktan kaynaklıdığıda bir miktar doğru sanırım bu şaşkınlığın. Çünkü sayın abilerim bizim buralarda havalar hiçte oradaki gibi değil.
Her zaman söylerim bu İstanbul başka bir şehir. Ankarayı hiçbir zaman anlamıyor diye.
Anlaşılıyorki İstanbul'un fısıltılarıda cıvıltılarıda çok hoş. Oysa Ankara haarp diyor.

Herşey bir yana Erbakan hocanın yalnız ve çaresiz bir şekilde bırakılarak hapsine gidişini izledikten sonra sevenlerinin hepsine sabır diliyorum. Cenabı Hakkın bu konuda takdirine rıza ve merak göstermekliğimle birlikte onu seven kardeşlerden kendisini yalnız bırakmamalarını istirham ediyorum.

1.5 olmak gerek...

Saffet Engin vardı.
TTK üyesiydi.
1936da Kemalizm'in Prensipleri mi ilkeleri mi ne onu yazdı.
sanırım 2 ciltti.
tamamını taradım.aklımda kaldığınca aktarayım, çok ama çok önemli:)
toplum diyor 3 kesimdir.
1
dehalar
bunlar ufukları görür toplumu taşırlar.
anlatmış adam işte.
bildiğiniz lider önder tanımlaması ama zımnen kemal olmayı anlatıyor
2
aydınlar
bunlar da bu dehaların işaret ettiğini görüp peşinde giden uyanlardır diyor.
çağdaş çizgiyi (!)temsil eden kendisini ve kemalist ideolojinin amaçladığı kitlesini işaret ediyor
3
arızalılar
evet evet yanlış okumadınız arızalılar
bunlar hala geçmişle ve gelecekle olan bağlarını koparamazlar diyor
o kısmı kitaba alacağım inşaallah harika bir bölüm
adam resmen hafif bir imayla "bu çağda hala 5 duyuyla algılayamadığı tanrı diye bişiye inanmayı ve hele hele de bu tanrıdan kitap getirmiş gibi davranan birisinin peşinde gidip onun dediği gibi yaşamayı" arıza bunu realize denleri de arızalılar diye betimlemiş yahu:)
harika bir kısımdı hiç unutmam.
(anekdot:bu 2 cilt içinde hemen herşey kendi bağlamı içinde değerlendirilmek kaydıyla tutarlıydı.tek hakikat vardı tek gerçekten doğru satır vardı o da osmanlı zamanındaki din algılamasının islam bile değil onun neoplatonist bir versiyonu olduğuydu.işte benim kitabımda ele aldığım konu da bu . o ateist miydi kafir miydi deist miydi müslüman mıydı neydinin de içinde olacağı bir çalışma-lar falan...)

peki ben bu aktarmayı neden yaptım...
1.5 ne ?
ayrıca bir yazı konusu biliyorum ama olsun.bu adamın yazısının altına gider mi gider. hele de bu konuya:)

hacı 1.5 olmak lazım hatta belki de 1 bu adamın tasnifine göre
ufuklara bakarak konuşmak lazım.
tayyibin bu memlekete hiçbir ama hiçbir katkısı yoksa en en en kötü olasılıkla hiçbir şey bilmeyen anlamayan ve düşünmeyen adama dahi "bak ben senin halk parti bunlar adam asarlar" deyip titrediğin adamları ne hale getirdim mesajını vermesi, elitist jakoben rejime kasımpaşa kabadayılığının dahi yetebileceğini en azından ne durumlara sokabileceğini göstermesi olmuştur.
yalnız değil ve fethullah gülenden aldığı destek işin hilesi evet ama olsun...
bir istanbul lafı dolaşıyor ama hayırdır?
ben ankaradayım beyler? :)
daha doğrusu istanbul ankara mekik dokuyorum.
son 3 ayda 4.gelişim.dün geldim ankaradayım.
muhammed ikbal kardeşim ankaradan öle görünmüyor burası harp diyor demiş ama biz istanbuldayız da farkında değil miyiz sanıyorsun.
ah keşke bir sohbet imkanı bulsak...

tepeden inme her devrimin son kullanım tarihi 3 nesildir.
aynıyle vaki yaşanacaktır.
sanki arkasında ulusal istenç varmış gibi gösterilen kemalist doktrinin ilelebet payidarlığı falan zaten söz konusu değildir zira 1 nisan 1923 darbesiyle gelen 2.meclisin kabul ettiği bir muvazaa yani lozan üstüne kuruludur ve şartlıdır.
beni bu siyasi tarafından ziyade sosyal tarafı alakadar ediyor.
sokaktaki hiçbişi bilmeyen saf insana dahi kalkıp osmanlıdaki hurafelerin ve saçmalıkların bazılarını anlatsan aaa evet bunları kaldıran adama sayı duyulur tabi der.
e sen bir de bu adamı tamam o zaman gel beriye işte bu adamın kurduğu yapı bu ister namaz kıl ister zina yap serbest ikincisi daha çağdaş der bir de bu su üstü resmi anlatımın yanısıra su altında da işi çözenleri boğarsan tabi kandırırsın insanları...

tanıştırayım: Türk halkı:)

Bu memlekete hedonizm/zevketaparcılık ulusçuluk/milliyetçilik truvasının içinde sokuldu.

konu uzun ve dağınık.
istanbulla alakası yok yahu ama yüzde yüz eminim ve herşey de şunu gösteriyor ki iş bitiyor.
nasıl?
insanlar yavaş yavaş sahih islamla tanısıyor.
ruslarla anlaşma yapılacak ve fakat rusların gececeği yol ustune toprak altına ayetler dualar konuluyor neden rusların ustunden gecince konusamasın hakkını savunamaz olsun imza atamasın diye .
böyle bir devlet yönetimi olabilir.
ama pürislami falan diyemezsiniz.
evlat yeğen katlini islama sokamazsınız.
ben detaylarını okudum o mevzunun.
bebek kesilirken çıkan çığlıklar ayrıntılar ve saire yavuzdan soğudum komple ilk okuduğumda.
fatihe inanamadım bunu yaptığına.
şöle şöle olursa Allah ve resulu razı olmaz bu yapılandan der osmanlı fermanları ve genelgeleri..
resul canlı da razı olmayacak ya da işler mahşerde Resul a.s'a sunulacak gibidir resmi osmanlı zihniyetinde herşey.
padişahın allahın gölgesi (zilalullah) olduğu şeyhülislam fetvası altında sabittir mesela.
islami olarak çıldırtıcıdır bu ama yine hadislere ayetlere falan dayandırılır yani...
bunlar ne ki paşam bunlar ne ki...
neyse...

bir misalcik vereyim yeterli olsun o zaman için.
çok net çok flaş bir misal.
zekeriya sertel.
hatıratını okudum.
inanamadım.
herif resmen benim ailem çok müslümandı falan diyor.
eywallah.
ben yahudi biliyordum:)
neyse...
orada anlatıyor da babası okula verdiğinde et kemik muhabbeti yapmış hocayla...
diyorki hoca beni her bulduğunda döverdi şiştim artık falakadan diye...
bu adam kim biliyor musunuz?
bu memleketin ilk ansiklopedisinin müellifi ve transfercisi.
bunlar hep kitapta olacak olmalı nasip ettiyse allah dua edin...
hayat ansiklopedisi.
kuran muhammedin koyduğu kuralların toplu halde bulunduğu kitaptır falan...
muhammet kısmını yazamıyorum bile ellerim titriyor...
18 sene okutuldu...
hesab edin ki saffet arıkan geldiğinde tashih ettirdi!
inönü dönemindeki maarif bakanıdır...
tapılacak bişi varsa o da güneştir diyen bir ansiklopedi ...
amerikalı compton muydu neydi onun aslında...

ufuk olmak gerek!
onun için de içinden cıktıgımız geceyi iyi yaşamış olmak gerek...

sabahı müjdelemek için gecenin sancısını yasamıs olmak gerek.
ama eğer gece akşamın karanlığını beğenmedi de gece yaptıysa ortalığı ise o zaman akşamı da iyi tahlil etmek gerek...
ve öyle bir sabah oldurmak gerek ki bi daha kimse gelip de yoğurdun ekşi at çöpe bak bu kezzap daha iyi diyemesin...

"sadece şehrimizin sokak ve caddelerinde başörtülülere rastlarken içimde geçen "bu kesimin hakları uzun süre verilmemezlik edilemez" düşüncesini kağıda dökmek istedim."
nasıl güldüm ... ah dedim kardeşim kimsin sen yahu ne kadar iyi kalpli birisisin...keşke muhabbet edeydik dedim...ben de istanbuldaki başörtülüleri görünce bunlar için bu giyinik çıplaklık için mi yoksa o mücadele diyorum bazen...

sorsan örtülü mü diye vallahi örtülü.
desen ki örtüsüz mü vallahi örtüsüz.
bacılara ablalara anlatamadık.
anlatamamıslar!
kardeş!
bacı!
neysen!
sen çıplak olsan da benim için bir şey değilsin ben yine kafamı çekerim biiznillah!
ama mesele ben değilim demin tarif ettiğim toplum!
kural şu :
en ahlaksız ve sapkın aç herif dahi sana baksa bir şey hissetmeyecek yani sorsalar seni sexuel: f diye görmeyecek anlatmayacak!
şimdi bunu şiar edindin mi tamamdır. hadise budur.
nerdeeee...
başta örtü ama dize kadar etek.
yahu o bacağı dize kadar acacaksın yani otobuste o da kalmayacak da o baştaki örtü ne be kardeşim neden o örtü?
yok mu ailesinde bir erkek de anlatmıyor işin iç yüzünü anlamıyorum ki ben!!!

içten dua ediyorum diyorum ki inşaallah bu gecici bir fırlamalıktır.
böyle okumaya calısıyorum.
yani ne demek bu?
inşaallah millet başörtüsünün serbest olduğunu olacağını anladı da artık moda bile getiriyor falan diyorum son olaylara...
yani bir aşk durumu...
örtünmeye aşıktılar... örtünemiyordular... sonra ulaştılar serbestliğe ve aşk bitti... artık örtünmüyorlar...
böyle okumaya çalışıyorum...
böle psikanaliz falan yapmazsan ulaştığın sonuclar berbat...
bişicik daha diyim mi?
son bak...
sır...
herşeyi düşünüyorum...
herkese bakıyorum da...
bu konuda en son diyorum ki...
hani şu bildiğimiz topuğa kadar pardesülü ve örtüsü "içinde hatun var bak" diye bağırmayan renkte hanımlar var ya...
vallahi de billahi de sadece ve sadece tebrik ediyor arkalarından dua ediyorum.
çunku örtü namuslu ve haramda gözü olmayan insanlar ayırd edilsin diye indi adeta.
ve kadının çocuk emzirme işlevini haiz yerlerini eşinden başkasına belli etmesi HARAMdır davettir .
işte kimki burdan başlayan bir hassasiyet gösteriyordur o gerçek anlamda örtülüdür.
ben bir bayanın bekar diye bazı yerlerini göstermesini anlamıyorum.
ben de bekarım ama sırılsıklam aşık da olsam değil bir ömür bin ömür beraber olacağımı da bilsem o şekilde örtünen birisini vallahi de almam billahi de almam.
arkadaş yeni namaza başlamıştı ve hayatında bir örtülü insanla oturup bir çift laf bile konusmamıstı ve öyle bir evlilik isteği oluşuyordu kafasında yavas yavas da sordu bana vaktiyle kanka bazı türbanlılar görüyorum da her yanı belli oluyo olm onlar ne iş dedi...bişiler daha sordu...kalmıstım...anlattım bişiler ama içim burkuldu...
o an nasıl kızardığımı bilirim...
ağzına kadar dolu sarıyer beşiktaş otobusunde oturan türbanlıyla yanındakinin durumları ve seküler bakışların aha işte bu da türbanlı kokan nazarlarını...bu çiftin hemen arkasında oturan ama bişi de diyemeyen örtülü ablanın içindeki sancılarının ayaklarına yansımasını farketmemi...
bu sitede de yayınlanan bir resmi...
parktaki çift...
sultanahmette ördüğüm mini etekli örtülüyü...
ama Allah şahit ona nasıl beddua edip bağırdığıma!
dua etsin bizim mehmet kardeşe rast gelmemişti Resul.
bir mehmet kankam var, bir gün çemberlitaşta yürüyor.
başı örtülü birisini görüyor.
ama başı örtülü yani.
o kadar!
yırtmaçlı falan...sigara ağzında...
bi dakka diyor yanındakine.
yanına gidiyor.
zaten 1.90 simsiyah kemiksiz 120 kilo bişidir...
bakar mısınız diyor hatuna.
ya diyor başınızdakini çıkarın ya da altınızı kapatın!
dedin mi dedim oğlum bunu...
dedim dedi daha da demiş.
ne dedi diyorum sanane be falan demeye kalkmıs ama durum vahimleşmiş kız uzaklaşmış :)

neyse
örtü serbest olacak inşaallah evet.
onu da baskaları değil yine müslümanlar serbest yapacaklar inşaallah ama yine...
her türlü tavizizm'den kurtacaklar örtüyü...
inşaallah...
not: özenmeden konusma diliyle yazdım yordumsa özür dilerim :)

Haarp

Agabey ben harp demedim öyle birşey değil. Ben haarp dedim.
Umarım birgün sohbet imkanımız olur.
Umarım başörtüsüde tavizsiz serbest olur umarım.

kusura bakma kardeşim

aslında çok fark olmamakla beraber haarp'i harp okumuşum.
kusura bakma kardeşim.

Kınıyoruz!

Satanistler, ayin yapmak için "cami"lere girmek isteseler, muhtemelen; laik devlet, kolluk kuvetlerini de harekete geçirerek engelleyecektir! Yine muhtemelen, kendi inançlarına özgü kıyafetleri ile "cami" lere girmeleri yasaklanacaktır! Keşke deneseler!

Başka örnekler de verebiliriz. Azınlık statüsü dışında kalıp, farklı inançlara sahip olan kesimler, devletin resmi "tapınakların"da ayin yapamazlar mı? Neden? Keşke hepsi deneseler!

Devletin resmi "tapınak"larından, bu ülkenin vatandaşı olan, ve vatandaş olarak görev ve
sorumluluklarını yerine getiren her insanın yararlanabilmesi gerekmez mi? Giderleri GENEL bütçeden karşılanan "tapınak" ları, bir inanç grubuna TAHSİS edilip imtiyaz sağlamak, ahlaki midir? Hukuki midir?

Giderleri, GENEL bütçeden karşılanan, devlet üniversitelerinden bu ülkenin vatandaşı olan, ve vatandaş olarak görev ve sorumluluklarını yerine getiren her insanın yararlanabilmesi gerekmez mi?

Yararlandırmamak, ahlaki midir? Hukuki midir? Daha vahim olanı!!!

Kendi çıkarına olan hukuksuzluklara, bırakın itirazı, sözünü bile etmeden YUMULUP, bir başka hukuksuzluğa, kendi aleyhine olduğu için veryansın etmek AHLAKİ midir?

* * *

Kabe'ye, müslümanları sokmayan müşrikler de haklı olduklarını iddia ediyordu! Haklı mıydılar?

'HAK' nedir? Tercihlerin, taleplerin HAK olabilmesi için ahlaki ve hukuki meşruiyet sartı yok mudur? Meşruiyet nedir? Kaynağı nedir?

Haklılık, bir İDDİADIR! HAK olabilmesi için ahlaki ve hukuki meşruiyet gerekir?

Hangi hukuk? Hangi AHLAK?

* * *

Vesayet rejiminin "laik ahlakı"; "cami" leri "kültürel islama" "üniversite"leri "kamusal alan"a dahil ederek "laikliğe" tahsis etmiş! Kamusal alan laik devletin, "cami"ler müslümanların tapınağıdır (mabedidir) diyor! Üniversiteler laik devlete "militan" yetiştirir. İLİM İRFAN yuvası değildir demiyor mu?

"Camiler" arınma yeridir! Hayatın merkezine oturan sosyal yaşam alanı, İLİM İRFAN yuvası değildir demiyor mu? Açıkça, dürüstçe söylüyor! Açıkça söylüyor! "angut"luğa vurup anlamamazlıktan geliniyorsa onlara ne?

"Cami" ye gidip tapınmayı da, "kamusal alan" da yer almayı da kurallara bağlamış! Kurallara uymayan "cami"ye de giremez! "Kamusal alan"a da. Kuralları koyan laik devlet! Ve laik devlet yine açıkça, dürüstçe bu kuralları D-E-Ğ-İ-Ş-T-İ-R-E-M-E-Z-S-İ-N-İ-Z demiyor mu?!

Ne diyeceksiniz? Ne yapacaksınız?

* * *

Müslüman halkların yaşadığı ülkelerde vesayet rejimlerini kurduran da KOLLAYAN da, yaltaklanılan BATI dır! Hani şu, "İnsan hakları, hukuk, ve demokrasi" savunucusu olan batı!

İki dünya savaşının ve halen süren üçüncüsünün amacının, müslüman halkların yaşadığı ülkelerde vesayet rejimlerini kurup, yerleştirip, vasi'ler üzerinden onları yönetmek olduğunu daha açık, seçik nasıl anlatmalarını bekliyorsunuz?

Ambalajına hayran kaldığınız demokrasinin, torbanın içinden neler çıkarttığına da baksanız ya arada bir! Her şey bu kadar açık ve berrak iken, ne söylemek ne yapmak gerekir?

Profesyonel "mücahid"lerin peşine takılıp Saraçhane de fotoğraf çektirin! Hele bir iki kamera da gelirse! Belki dikkat çekip tv programlarına bile çağrılırsınız! Dadından yenmez valla!

Hem müslümanım hem demokratım, hem modernim! Koltuk kapmak tek emelim! Hazır yakalamışken, çağın nimetlerinden yararlanmak isterim. Faiz alırım, veririm! Diyanet rüşvetini yerim. Kamusal alan yasağını....YEMEM! Yersiniz...yersiniz!

Bakın yasak kesinleşti, katmerleşti! Peki 20 yıldır sonuç alınamıyacağı bilindiği halde "göstermelik" olarak sürdürülen tavırda bir değişiklik var mı? Farklı yollar yöntemler aramaya dönük bir irade var mı?

Bugün yapılan ÖSS ye binlerce hanım başlarını açarak katılmıyor mu? Yine başlarını açıp diploma peşinde koşmayacak mı? Hazır diploma almışken yine başlarını açıp, mesleklerini icra etmeyecekler mi? Bütün bu soruların cevabını bilenlerin neden yasakda ısrar ettikleri açıkça belli değil mi?

"Dönüşmeye" bu kadar meyilli bir kitleyi bir kaç profesyonel "mücahit" yaygara yapıyor diye kendi haline neden bıraksınlar?

Esas yemiyen onlar! Ne "müslüman"lığımızı" ne "mücahit"liğimizi! Bu toplumun "müslüman"lığının da "mücahit"liğinin de, çapını da biliyor hepsi, ağırlığını da!

NOT: Fatih Alytaylının kim olduğunu, amacının ne olduğunu bilmeyen!!!! "masum!!" iki hanıma tuzak kuran teke tekçi Altaylıyı kınıyoruz!

MUM- DER