renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Teatral ve Suflörik Slogan: "Vatanı Satmak"

Hukukî ve siyâsî terminoloji'nin herhangi bir yerinde kırıntı düzeyinde de olsa "vatanı satmak" gibi bir tanım, terim yoktur. Vatana ihanet vardır; ancak vatana ihanetin içinde vatanı satmak gibi mâlâyani unsurlar sayılmamıştır. Zira böyle bir eylemin maddî boyutunun olamayacağı, böyle bir suçlama için gerekli olan hukuki sınırların belirlenemeyeceği ve terimleşme sürecinin hiçbir şekilde başlayamayacağı ve tamamlanamayacağı aşikârdır. Böyle bir "şey", hukukî ve siyâsî anlamda suç oluşturamaz ve kişi ya da kişiler bu neviden suçlamalarla zan altında bırakılamaz ve suçlanamazlar. Yani; vatanın satılması mümkün değildir, mümkün olmayanın suç fiili olması da mümkün değildir. Bu sebeple 'vatanı satmak' siyâsî bir dedikodu aracı/terimi olmaktan öteye gidemez. O ancak ve yalnızca teatral ve suflörik bir slogandır.
...

Teatraldir; kişisel yahut örgütsel husûmetlerin öyküleştirilmesi ve senaryolaştırılması, bu türden kavramlarla realize edilebilmekte ve iki sözcük bir arada kullanılarak 'kolay kullanılabilir' bir oyun repliği hâlinde duygulara ve dolayısıyla hamâsete hizmet edebilmektedir. Provakatif yükseltilebilirliği belirgindir. Suflöriktir; kulaklara fısıldanır ve kulaktan kulağa hızla yayılır; türdeş diğer kavramlar ve deyimler gibi, söyleyenin anlamını bilmediği, içeriğine dair bir fikrinin bulunmadığı,ancak büyüsüne kolayca kapılıp sürüklenebildiği bir söz dizinidir. ‘Vatanı kurtarmak’ ikilisiyle aynı kan grubundandır. Kolayca alınıp satılabilmekte ve uzun vadeli beklentiler gözetilerek pazarlanabilmektedir.

...

Vatanı satmak, eylemsel yoksunluğa sahipse bu suçlamayla, suçlayan neler kazanabilir? Düşünelim-ki; teatral kısım bu kısımdır-;

Oluşturulmak istenen ilk şey zemindir; vatanın satılması vârid olansa, vatanın satılmasına mâni olmak gerektir; bu da vatanı kurtarmaktır. Vatanı satan varsa, bir de vatanı kurtaran olacaktır; olmalıdır. Vatanı satmak zemini,s ağlam bir yapılanma olasılığına sahip olmasa da geçici coşku dönemleri oluşmasında ve kitlesel etki gücünün katlanarak büyümesinde etkilidir. 'Grup olarak gaza gelme' türünden bir yakıcı ve yıkıcı zemin oluşturmada en önemli faktörlerden biri 'vatan'dır.

...

Eğer; senaryoyu hazırlar, oynanacak rolleri, diyalogları ve oyuncuları belirler, gerekli düzenekleri kurar, sahnelenen yerleri özenle seçerseniz; kullanacağınız temel suçlayıcı sloganlar birer 'hukukî ve siyâsî terim olmak zorunluluğu' ndan kurtulur ve dilediğiniz kişi ya da kişileri vatanı satmakla suçlayabilir; hatta onları yargılamadan cezalandırabilirsiniz-linçte buna dahildir-. Gaza gelmiş olan topluluklar da grup psikolojisi ile dilediğiniz sonuçlara ulaşmanızı sağlar.

...

Fakat; yakın ve uzak tarihin verdiği donelere göre, oluşturduğunuz zeminde- vatanı satmak zemini-asla uzun süreli bir başarı grafiği elde edemezsiniz. Heyecan ve hamâset yalazı geçip gittikten sonra geriye kalan tortular, derin bir sosyolojik düşünme ve sorgulama zamanını gerekli kılar. Kişisel vicdanların -baskı ortamı dağılır dağılmaz- ortaya çıkmasını ve kişileri etkilemesini engelleyemezsiniz. Kişisel vicdanların dönüp size yönelik suçlamalar oluşturması evresi, çok sık görülen bir 'sonraki evre'dir. Ve bu kez o suçlamaların birer hukukî ve siyâsî terim olma özellikleri bulunduğunu da siz fark edeceksiniz. İnsanları aldatıp suça teşvik ederek çiğnediğiniz yasaların sizi tavsıf edeceği 'şey' doğrudan vatan hainliği olacaktır. Yaptığınız şey,'Meşru egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsayan' bir suç türü olacaktır. Bu suç türü de tarih boyunca birçok hukuk sisteminde tüm suçların en büyüğü olarak değerlendirilmiş ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır.

...

Az sonraki zamanda, kullandığınız zemin, sizinde suçlanabileceğiniz bir süreci hazırlayabilecek ve bu süreç sonunda bir 'meydan' olarak kullanılabilecektir. Mâlâyani nitelikte oluşturduğunuz kargaşada vatanı satanları cezalandırmış olmanız, sizi vatanı satmakla yahut vatan hainliği ile suçlanmaktan kurtaramayacaktır. Senaryonuz, sahnede başladığı gibi sahnede son bulacaktır.

...

Vatanı kurtarmak, kahraman bir millete hâs ve sürekli tekrarlanabilir bir özellik olarak tedavülde tutulduğu sürece, vatanın satılması sürecini engellemek ve bu süreci yöneten unsurları teatral bir altyapı ile temellendirilmiş ayaklanma türü karşı çıkışlarla saf dışı etmek 'vatanı kurtarmak' demek olacaktır. Vatanın satılmadığı, böyle bir suç düzleminin oluşmadığı gibi gerekçeler vatanı kurtarmak dürtüleriyle donanmış toplulukları engelleyemeyecektir.

...

O halde ayaklanma türlerinde en sık görülen iç hesaplaşma sürecinde fertlerin fark ettikleri ve yaşadıkları aldatılmışlık, kullanılmışlık duygusu, ortaya çıkan suçtaki kişisel payın ağırlığını arttıracaktır. Suça iştirak eden, kendilerine biçilen rolleri sorgusuz-hesapsız oynayan kişiler bu süreci nasıl değerlendireceklerdir? Düşünelim -ki; suflörik kısım bu kısımdır-;

İnsan doğası, birlikte davranmak ve birlikte iş yapmak alışkanlıklarını süreklileştirmeyi gerektiren bir yapıdadır. Bu yapının birliktelik(özelde bireysel) kısmı, kuralları, kanunları, gelenekleri, görenekleri ve esasında dini temel alır. Buna sistem konsepti denebilir. İşte bu konseptin oluşmasında etkin süreçler vardır. Bu süreçler, örgün veya yaygın eğitim şeklinde ardışık ve kurumsal faaliyetlerle sürdürülebildiği gibi, görsel ve işitsel düzenekler kullanılarak da realize edilmektedir. Bu süreçler iç içe yaşandığı için ayrıştırılamaz, ayrıştırılamadığı içindir ki; insan, bir yetişkin olma serüvenine her türlü etkiye açık bir halde, masum-temiz bir sayfa olarak başlar. Bu başlangıç etkilenme sürecinde edindikleriyle toplum kapasitesine artı-eksi değerler yüklemektedir. İnsanın artı değer özellikleri toplumun döngüsel yapısında olumlu/yapıcı etkiler ve izler oluştururken, eksi değer özellikleri de olumsuz/yıkıcı etkiler ve izler bırakmaktadır. Doğal olarak da bireylerin 'özgün kişilik katsayıları' toplumsal olayların gerçekleşmesinde belirleyicidirler. Bu çerçeveye göre kişiler, düşünceleri ve davranışları itibariyle çok değerlidir. Bu değere binâen, bir toplum ya bilinçli eylemler bileşiği ile normal aktiftir ya da bilinçsiz güdüler retoriğinde dalgalı proaktiftir.

...

'Vatanı satma' repliği/sloganı normal aktif bir toplum için herhangi bir sinek vızıltısı etkisindedir, toplum etik değerlere ve insanî-evrensel formlara ait nesnel önermeleri kaynak olarak kabul eder; ancak bilinçsiz güdüler retoriğine kapılmış bir toplum için şiddet içeren provokatif bir proaktivitasyon başlangıcı olacak kadar önemli bir etkendir. Bilinçsiz güdüler retoriği ise işitsel ve görsel etkiler dışında herhangi bir kaynak kullanmaz. Yani; insanlar duydukları ve gördükleriyle eyleme hazır hâle getirilirler. Ve herkes bir diğerini aynı etki rüzgârıyla etkilemeye çalışır. Bu süreçte belirlenen roller hızla uygulamaya konulur. Her görev bileşeni, kendi sınır aralığında karşısındakini baskı altına alarak yayılmacı bir kimlik yansıtır; baskındır, aşağılayıcıdır, suçlayıcıdır, bölücüdür, kategorize edicidir, etkendir. Demografik unsurları, demagojik yöntemlerle etkileyen provakatörlerin en çok kullandıkları yöntemde bu yöntemdir. Ve uygun toplum yapılarında hedefe uygun büyük başarılar elde edilmiştir.

...

Duyduklarını ve gördüklerini bilinçli bir kompozisyonla değerlendiremeyen topluluk üyelerinin 'bir lider' öncülüğünde, çıktıkları yolculukların hiçbiri kalıcı bir yapılanmaya dönüşmemiştir. Yapmadan önce düşünmek yerine, yaptıktan sonra düşünmeye alışmış toplulukların/toplumların ödedikleri bedeller de tarihte özgün yerlerini korumaktadırlar. Tarihten kullanıldıklarını anlayan insanların, kendilerinden sonraki nesilleri bu yönde etkiledikleri ve travmadan sonraki nesillerin daha bilinçli bir eylem dönemi yaşadıklarını müşahâde edebiliriz. Ödenen bedellerin hemen hemen tümünde toplumların suflorik sloganlarla eylemlere kalkışmalarının getirdiği kaosların etkili olduğunu da görebiliriz.

...

'Vatanı satmak' sloganıyla teatral bir süreci başlatanlar ve yönetenler neler kazanabilirlerse bu sürece katkıda bulunan ve bir nefer gibi çalışan suflörik kuklaların hepsi, herkes, her özel-resmi kurum aynı şeyi kazanacaktır. Bu kazanç kaybetmenin ilk basamaklarını içereceğinden gerçek bir kazanç olmayacaktır. En büyük bedelleri ise 'fısıltı' kurbanları ödeyecektir. Fısıltılardan etkilenerek yaptıkları 'fısıltılarla bağırmalarına' sebep olacak, evrensel önermelerle düşünen ve davranan toplum unsurları karşısında kızarmış yüzlerle-yok olmak istercesine- ortalıkta kalakalacaklardır. Toplumsal dışlanma, onları yiyip bitirecektir.

...

'Vatanı satmak'la 'vatana ihaneti' aynı kefede tutanlar, vatanlarına verdikleri zararların boyutları ölçüldüğünde, kendilerini gerçek birer vatan haini kabul etmeseler bile, toplumların kalıcı hafıza bezlerine/pankartlarına yazılı olan sıfatlarının 'vatan haini' olmasını engelleyemeyeceklerdir. Ve toplum onları ezecek ve yok edecektir. Bunu en büyük hızla yapacak olanlar da yine suflörik sloganlarla kullanılan ve intikam almayı düşünen insanlardır. Sürecin sonunda satılan bir vatan olmadığı görülecek ve verilmiş 'mücadele'nin vatanı kurtarmadığı, aksine iç ve dış tüm olumsuz etkilere karşı savunmasız bıraktığı ve vatanı kurtarmak hedefinin vatana ihanet realitesine dönüştüğü görülecektir. Olaylar tüm çıplaklıklarıyla daha önceki deneyimlerde olduğu gibi işitsel ve görsel düzlemlerde açıkça fark edilecektir. Halk, etkilendiği unsurları değiştirmeyi pek sevmediği için yeni teatral ve suflörik sloganlarla kendi liderlerini harcayacaktır.

05.05.2008

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

basit örneklerden biri...ünlü şovmene dair bir analiz

Lider Özkan’ın şoklatan satışı
perihan magden

Büyük 'ulusalcı' (bu kelimeyi daha fazla mundar etmeden 'yerelci' hatta 'yerel'e geçsek?) 'solcu' 'muhalif' Kanaltürk Partisi'nin Başkanı, feci etkileyici hatip Tuncay Özkan partisini, pardon kanalını sattı, biliyorsunuz.

Umutlarını, Bu Muhalif Hareket'e bağlayan BizKaçkişiyizKomcular çokçok şoklanmışlar, Liderleri (şimdi satılmış) kanallarına çıkıp kâh ağlayıp kâh bağırarak, kâh küfredip kâh sızlayarak, nasıl mecbur kaldığını satmaya saçıklamadan önce, “Siz de mi bu halka YALAN söylediniz?”

“Lütfen satmadığınızı, YALAN olduğunu söyleyin” yollu mesajlar uçuşmuş Bizkaçözgecanız'da. YALAN ha? Tuncay Özkan ha? Her neyse: sonra Bizkaçkişiyiznok- tafanfinfon'dan bi açıklama yapılmış “Kanaltürk'le âlâkamız yoktur. Olmamıştır. Olmayacaktır” yollu da- ortam (bi nevi) rahatlamış.

Bu Müthiş Muhalif Halk Hareketi Özkan Liderliğinde, kanalsız da devam edecek-miş yani. İlk şoklanmanın ardından çabucak esiveren Teselli Meltemleri!

Biliyorsunuz Doğan Grubu'ndayken Aydın Doğan'a 'baba, babacığım' demekten helak olan Tuncay Özkan, Mesut Yılmaz Askılığı'nın mükâfatı olarak Şov Haber'in başına geçirildiğinde aldığı 3-5 milyon dolar transfer parasını, Milli Rulet Masası'nda doğru noktaya yerleştirerek 25 MİLYON DOLAR değerindeki muhalif mi keskin, kanalını yarattı. 25 milyon dolar'a sattığı söyleniyor kanalını; ama tam belli değil.

Zira ulusal kanal olma hakkını mahkeme kararıyla tekrar kazanırsa bi 5 milyon dolar(cık) daha alacakmış Akanİpek Grubu'ndan. Vatan'dan Mustafa Mutlu'ya “Zaten borçlarının 24 milyon dolar tuttuğunu” söylemiş. Ki, piyasada borçlarının 7 milyon dolar olduğu rivayetleniyormuş Özkan'ın. NE borçlarının TAM ne kadar tuttuğu belil Özkan'ın, ne de bu ballı satıştan cebinde NE kadar kalacağı.

Ama NE kadar kaldığının/kalacağının hiçbir önemi yok. Zira: hay'dan gelen huy'a gidecek. Liderlik Yarışı'nda ipi göğüslemesine ramak kalmış olduğuna inanan Özkan, kasaba kasaba ova yamaç dağ tepe dolaşarak Ne Şirin Anadolu'yu, siyasi mücadelesine Full Front atılacak. En nihayet. Sandviç ve ayran'a, döner-ekmek ve otobüs mazotuna gidecek paraların miktarını TAM öğrenemeyeceğiz yani Özkan'dan.

Aynen: Cumhuriyet Partisi'nden aldığı 13 belgeselin ederi olan miktarın üç buçuk trilyon mu, dört trilyon mu, yoksa beş trilyon mu olduğunu asla öğrenememiş olmamız gibi. “Şırılpırıltı Avize Sanayi A.Ş. Kuruluşu: 1963” filan olan bir aile şirketine Kastamonu'daki videocunun çektiği/çekebileceği bir 'belgesel' niteliğindeymiş bu milyonlarca dolar 'değerindeki' çalışma da. CHP gün yüzüne çıkarmadı. Göstermedi. Utandı. Ama elinde 3 kâğıtla, 'belgeselin' yapımından epey zaman sonra kesilmiş, Tuncay Özkan'ı yine basbas bağırırken izleme zevkine eriştim kendi kanalının anahaberlerinde.

Mesela. “Sor bak, Emre; halkımız bunlar açıklansın istiyor!” diye azarlıyor. Emre (Kanaltürk'teki bahtsız spiker çocuk) elli dokuzuncu kez sorar gibi yapıyor Özkan'ın elinde salladığı YAŞAM Avcılık ve Sigortacılık mıdır nedir, işte Kanaltürk'ün esas sahibi görünen şirketten kesilmiş görünen faturaların ehemmiyetinin önemini.

Ara ara Kanaltürk'te yakalamak belgesel niyetine oluyordu Özkan'ı. Alt dişlerini göstere göstere bir bağırma anları var. Milli Eğitim Bakanı'ndan Başbakan'a sürekli herkese 'KÖPEK! ALÇAK!' diye küfrediyordu.

Hayvanlar Âlemi'nden 1 metafora bunca sardırmış bulunan Özkan, Kemal Kerinçsiz'de de olduğu üzre, alt dişler gözüke gözüke bağırırken, daha ziyade 'sırtlan' tabir edilen bir vahşi doğa yaratığı insanın aklına düşüyor, oysa. Sonra 'delege' olarak sızamadığı CHP Kurultayı'na 'Frigocu Çocuk' kimliğiyle, pardon Kanaltürk Naklen Yayıncısı kimliğiyle sızdığında da- Aynı lafı yüz otuz üç kere çevire evire söyleme huyuyla, hem Baykal'ın 'Yeniden Başkan'lığını çok kutlar edalardaydı; hem de habire 'Süpermen yükselir yerden.

Halka döner ve bir şeyler söyler' lafına bağlamıştı. Süpermen yerden yükseldi. Halka döndü ve NE söyleyecek şimdi? Özkan'ın takıldığı yerden devam edersek, Baykal'ın söyleyecek laga luga'dan başka hiçbir şeyi olmadığını biliyoruz.

Babacı Özkan da bunu 'hissediyor', ve kendinin söyleyecek pek çok şeyi varmış, ağzında ne kadar çok tükrük köpürtürse o kadar duygulanmış, taşmış sabırsızlıktan, isyanlardan sanrısıyla- Özkan, 25 milyon dolarlık yükseldi şimdi. Vergi, sigorta, maaş vs. borçlar temizlenince; yerden NE kadar yükselip Esas Hakiki Süpermen olarak 'EuroKanaltürk' isimli elde kalan kanalından da saydırarak, NE müthiş laflar etmeye devam edecek göreceğiz şimdi.

Halka. Halkına. Halka halka.

Not: Vatanın satıldığını cümlede sık sık kullanan bir şovmenin öyküsüdür bu.
Seçkin Deniz