renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Beklemenin Şaircesi

En fazla ihmal ettiğimiz kişilerdendir belki de. Adını her yerde duyduğumuz şair, adını her yerde andığımız… Anladığımızı sandığımız şair, Necip Fazıl.

Bize fert fert parmak kaldırmayı öğreten şair… Şeyhinin “keşke bu kadar zeki olmasaydın” dediği deha. Kendine sığmayan; taşan, taşan…

Ve bekleyen şair... Nasıl bekleneceğini öğreten…

“Ne hasta bekler sabahı”

Şairin ağladığı gecelerde kimseler yok muydu? Herkes uykuda mıydı, şair kaldırımlara içini dökerken. Bir şair vardı uyuyamayan bir de kaldırımlar. Bir de hastalar var tabi sabahı iple çeken… Öyle bir ip ki ucu meçhulün elinde… Ve taşmak üzere hastanın sabır tası... Öyle bir tas ki suyu karanlık yumağı…

Ama hasta da uyuyor bir süre sonra. İlk önce gözleri vazgeçiyor sabahı beklemekten. Kollarında da derman kalmıyor. Ve sabah uçurtmasının ipi boşluğa kaçıyor. Hasta iniltilerini yankılamıyor artık çıplak duvarlar. Bir inilti varsa, susan bir inilti, şairden yükseliyor:

“Ne hasta bekler sabahı”

Doğru, beklemiyor. Uykuya teslim oluyor bütün ağrılar. Uyku ölümdür denir. Hasta uyuyunca heyecanı artıyor toprağın. Şair bunu da biliyor:

“Ne taze ölüyü mezar”

Hasta yakınlarına doğmuyor güneş. Sabah, geceyi kıskandıran bir karanlıkla saldırıyor uykulu gözlere. Kötü haber tez geliyor. Şimdi ölüsünü bekliyor mezar. En uygun kıvamını hazırlıyor taze ölülere. Günahkâr ölülere ateş oluyor, iyilerine gülistan. Her ikisini de sabırsızlıkla bekliyor. Bu yüzden durayazıyor toprağın kalbi, bir kalp durduğunda. Ve kazmaya bir taş takılırsa ölüye ev yapılırken, bir tek şair anlıyor, toprağın beklemekten taş kesildiğini.

“Ne de şeytan bir günahı”

Belki de şeytan geliyor uyuyanların başucuna. Kısa gecenin karı günah kazanmak için. Sabırsızlıkla bekliyor belki de bıçağa uzanacak bir eli. Şeytan bu, Züleyha’nın arkasından Yusuf’u gözlüyordur. Yusuf’un omzundan boşanan terler heyecanını kamçılıyordur iblisin. Gel diyordur Züleyha’nın diliyle. Gel… Ve beklemekten ateş kesiliyordur.
Kar eder mi hiç bu bekleyiş?

“Seni beklediğim kadar”

Sabaha ulaşamadı hiçbir hasta. Şeytan dört başı mamur günahlarla sevinemedi. Hiçbiri bekleyemedi şair kadar. Ve hiçbir sabahın yüzü ak değildi şairin beklediği kadar. Hiçbir günah da yakmıyordu onun gibi.
Ne çok bekledi şair. Onun beklediği gecelerde kimseler yoktu. Ölür gibi bekledi.

“Geçti istemem gelmeni”

Karıncalar kıskandı bu bekleyişi. Ve kıskandı fe’nin kuyruğunda sabır bileyen hattatlar da. Ve şair, “geçti” dedi onca bekleyişten sonra. Geçti… Geçti seni beklediğim. Geçti yanılmışlığım. Adresini şaşırmışlığım geçti. Ben doğru adresi buldum. Bulunca... Oldum.

Olursun, ölür gibi istersen olursun. Adam olursun. Ateşi de aşarsın toprağı da. Sırrolursun. Kaybolursun beklediğinin yokluğunda.

“Yokluğunda buldum seni”

Hiçbir yerde yoktur beklenen. Ve eğer adam gibi beklersen yokluğunda bulursun aradığını. Yokluğunda… Yani bütün zaman ve mekânlarda... Bekleyen de sen olursun beklenen de. Gölgen olur beklediğin.

“Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar”

Gelme. Gelmeyişin yaradı seni bulmama. Sen yoksun artık. Yokluğun var senden de yüce. Ne isim kaldı ne harf. Gelme. Bekleyen de ben oldum, beklediğim de…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

öyle zati

Beklemenin şaircesi bir şiirce olur biter gelir döner beklemesine.

Eyvallah.

Edebiyatın yeni baharı: Filbahar

çok güzel

yirmi yıl evvel bir nurlu sohbetin ardından dinlediğim, dinlediğim gün ezberlediğim bu güzel şiir; yirmi yıl ne hastalar, ne ölüler geçmiş ya da biz geçmişiz onların hayatından, ve ne çok sabahı beklediğim geceler olmuş hayatımda...

eline gönlüne sağlık kardeşim...

Çıbanımız çok derin, işlemez yakılar
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar

Beklemek

Beklemek Türk Şiirinde; dramatik, romantik ve trajik bir durumu ifade eder genelde. Beklenen şeyin özelliğine göre bekleme sürecinin sonundaki resim az çok netleşmiştir. Bazen romantizm ve dram aynı fotoğraf karesinin içinde yer alabilir. Selim Erdoğan’ın “ay doğdu, ay battı, sen gelmedin/ mevsimler devrildi birbiri ardınca/ nevruzu söküldü dağların, sen gelmedin/ aklıma korkunç şeyler takıldı/ gökyüzünü görmeden öldü kuşlar/ dayanılmaz bir yaraya döndü göğsüme bastırdığım yaşamak/ denizi çakıl taşlarından tanıdım, mızıka sesleri büyüttüm içimde hep/ tutup haberin aldım, hasret yapışıp kaldı garlara/ sen gelmedin…” mısraları bekleme sürecindeki romantizmi ve bekleme sürecinin sonundaki dramı anlatıyor sanırım. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Rıhtımda Uyuyan Gemi” şiirinin son dörtlüğünde ise;
“ Rıhtımda uyuyan gemi/ Hatırladın mı engini/ Gidip de gelmeyenleri/ Beyhude bekleyenleri” mısralarında “beklenmedik anda” gelen ölümü bilinçaltına öteleyen insanların hatıra fotoğrafı gizlidir.
Şiir hayattır, hayatın parçasıdır ve bu bağlamda dönemin ruhunu yansıtan bir aynadır.
Her şair bütüne ulaşmak için beklemek zorundadır. Hem de herkesin harcı olmayan bir bekleme… Beklemenin dışında şiirde bizzat beklenen bir şey vardır.
Bu iki şiir Türk Şiirindeki “bekleyişin” sadece iki örneği; yüzlerce binlerce örnek sıralanabilir. Artı unutulmamalıdır ki her şiir başlı başına sabırlı bir bekleyişin ürünüdür. Şiir hayattan besleniyorsa da tersini söylemek her zaman mümkün olmuyor. Şiirdeki bekleyiş/beklemek şair tarafından estetize edilirken toplum hayatındaki bekleyiş; umutsuzluğun, çaresizliğin timsali ancak “ölme eşeğim ölme yonca bitecek” atasözü ile formüle edilebiliniyor.
Beklenmek güzelse de beklemek –her halükarda– gerek Türk Şiirinde gerek toplum hayatında acıyı, dramı, trajediyi, çaresizliği, umudu, umutsuzluğu içinde barındıran nadir kavramlardan biridir.
Ah ne kadar zor değil mi beklediğinin ve beklenen şeyin farkında olmak... Şairler bu zorluğun farkındalardı. Belki de bu yüzden şairler beklemek imgesini şiirin arka fonuna sakladılar. Bir şiire dikkatli bakılmazsa farkedilmez "beklemek" imgesi. Ama bizim dikkatimizi nedense hep başkalarının acıyı, aşkı, ölümü beklemesi çekmiştir. Bir türlü cesaret edip kendimize ve kendi geleceğimize bakamamışızdır..
Birkaç örnek vermek gerekirse;
Yakup, Yusuf’una kavuşmak için yıllar yılı beklediyse ve bu bekleyiş Hz. Yakup’tan gözlerini alıp götürdüyse; Yusuf ise kuyusunda bir kervan zindanında bir aydınlık beklediyse
Mecnun Leylasını, Leyla Mecnununu; Kerem Aslısını, Aslı Keremini bir ömür boyu beklediyse…
Beklemek bir cümle noktası ölümse…

Yaşlılar gençlerden biraz anlayış, anneler çocuklarından biraz hürmet beklerken…
Şairin dediği gibi “Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul/ Dokuz kişiye bir pul bir kişiye tam dokuz pul” iken…
Bu kadar çok problem çözülmeyi bu kadar çok soru cevaplanmayı beklerken…
Ne hasta bekler sabahı/ Ne taze ölüyü mezar/ Ne de şeytan bir günahı/ Seni beklediğim kadar....