
Modern hatta post-modern hayatın gereklerinden olan geçirilen vaktin ancak absürd mekânlarda anlam kazanmaya başlamasıyla birlikte kapitalist dünya da modern! insanlara bu tarz mekânlar sunmaya başladı. Daha önce burun kıvrılan semtler popüler dünyada nam salmasıyla birlikte en çok gezilen yerlerden oldu.
Bu kriterlere uyan semtler arasında en çok rağbet göreni belki de Pierre Loti’dir. Tevatür oldur ki 1850-1923 yılları arasında yaşayan ve asıl ismi Louis Marie Julien Viaud olan Pierre Loti nam zat-ı muhterem! ve dahi İstanbul aşığı! deniz subayı bir Fransız romantiğinin –kimilerine göre bir ajan- mıktar-ı kâfi ikâmet eylediği ve insanlığa muhteşem eserler! telif ettiği bu müstesna mekân konumu itibariyle de dikkat çekicidir.
Dikkat çekicidir çekmesine de aldığımız eğitim gereği birkaç süslü ekonomik ve iktisadî kelam etmeden de coğrafî konumuna girmeyelim dedim. Ehl-i okurun dikkatine.
Efendim kapitalist sistemin sınır tanımaz işletmecileri ve hizmet sunucuları ve göbekli amcaları tam da bu nokta da arz-ı endam edip karşımıza çıkıyorlar. Assolistlerin ve kahramanların en son sahneye çıkmaları hasebiyle bu göbekli ve sınır tanımaz amcalarımız şehr-i İstanbul’un her bir yerini olduğu gibi bağrında nice zatları ve ehl-i kabiri -ki bunlar arasında Necip Fazıl ilk akla gelendir ve ismini anmadığımız diger zatlara da üstadla birlikte Allah gani gani rahmet etsin - barındıran Eyüp ilçesi sınırlarında kalan ve Haliç’i tepeden gören manzarasıyla tam bir ibret vesikası olabilecek bu tepeyi “halka hizmet hakla hizmet” düsturuyla haklamak için halkın hizmetine sundular. Bu hizmet evvelâ mihmandar-ı Resullullah’ın ismini o bölgeden silmeye çalışma çabalarıyla başladı. Bu bir bakıma misafirin –tabirimiz caiz görüle yoksa bu Medenî! Fransızın o mübarek zata misafir olacağından değil- ev sahibini evden kovmasına benziyordu. O muhteşem tepeye Pierre Loti adının verilmesi başka türlü nasıl açıklanır. Neden bağrında yatan zatların, ehl-i kabirlerin değil de adı dahi kendisinin olmayan bir Fransız romantiğinin -şöyle ki bu zat-ı muhterem 1867 yılındaki Okyanusya seferi sırasında, Büyük Okyanus'ta yetişen bir çiçeğin adı olan Loti takma adını alır- ismiyle anılır o tepe ve her adres tarif edilişinde, her turist kafilesinin gezisinde merkez olarak alınır.
Tüm bunlardan bize ne, şurada bir cigara yakıp bir iki kelâm edeceğiz diyorsanız meseleye sizin gözünüzle de bakabilirim. Bizim gelişmişliğimizi! –hani ismi bir Fransızın ya! hem yabancı da sayılmazlar bize bir süre Güney’de kendilerinden ağrılanmıştık- o babdan- simgeleyen bu tepede çayınızı yudumlayıp tostunuzu ısırırken hemen ayağınızın altında kalan kabirleri fark etmeyecek kadar modern bir insan olup çalan romantik müzik eşliğinde sevgilinize daha sıkı sarılabiliyorsunuz. Hatta biraz daha ileri gidip ayağınızı uzatıp gelecek planları kurabiliyorsunuz. Geniş bahçeli bir ev, yüzeyi camlarla kaplı plazalarda bir ofis, son model bir araba, iri bir göbek, güzel takım elbiseler, çek defterleri, kabarık banka cüzdanları, günlük repo faizleri ve daha nice hayatî ihtiyaçlarınızı bir çırpıda sıralayıveriyorsunuz. Arada gözünüz mermerler üzerine iri ve siyah harflerle yazılan isimlere ve aynı büyüklükteki uzunlu kısalı tarihlere sonra da sizden isteklerine takılsa da okkalı ve cukkalı ihale tarihlerini ajandanıza not edebiliyorsunuz.
Sonra yazlık mekânlar, sayfiye yerleri, gece kulüpleri, kokteyller, festivaller, bienaller, empresyonist, kübist, sürrealist sergiler, entelektüel birkaç yorum arkadaş toplantılarınız için.
Hangi partiden aday olacağınız, akrabalarınızı nerelere yerleştireceğiniz, mitinglerde yapacağınız konuşmalarınızın metni için ideal bir yerdir Pierre Loti.
İliklerinize kadar post-modernist bir insan olarak ayrılırken Mustafa Kutlu’yu gösterişsiz ve sade masasında İsmail Kara’yla karşılıklı, İsmet Özel’i anlamadığınız mısralarında bırakıp, “Her canlı birgün ölümü tadacaktır”ı da Zincirlikuyu’da kırmızı ışık veya sıkışık trafik metni olarak hatırlayıp saati gelen randevunuza yetişeceksiniz. İsimleri ve tarihleri yazılı olanların da bu merhaleden geçtiklerini aklınızdan dahi geçirmeden.
Yorumlar
Mekanlar, isimler ve de ev sahipleri...
Cts, 16/02/2008 - 16:10 — mehmet akbulutKainat boşluk kabul etmediği için olsa gerek "külli makamın makal" düsturunca isimsiz mekanlar da kendilerinin isimsiz olmasını kabullenemez. O güzel mekanların püfür püfür tarih ve kadim zamanları estirdiği boyutlara maruf namı vermeyenler mi utansın yoksa Pierre Loti mi? Bu cepheden bakıldığı zaman Pierre Loti'nin suçu sadece Nasreddin Hoca meselindeki hırsıza teşbih edilebilir. Kapı açık kalmış azizim! Ev sahibinin hiç mi suçu yok?!
Selam ve dua ile.