renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Düşünce ve Tavır Ekseninde Şahin Filiz

Şahin Filiz

İnsanları adam, sözü delikanlı yapan düşüncelerin uluorta sarf edilmesi değil ortaya koyduğu tavır ve bu tavrın neye kime hizmet ettiğidir. Konuşurken, yazarken insanlar her şeyi söyler her aklına geleni dillendirebilir yada başkalarının ne düşünmesini istiyorsa kendisi yada başkaları adına kurgulamalar yapabilir. Düşüncenin söze dökümü bir anlamda insanın çok fazla adamlığını ele vermez. Böyle olmamış olsaydı hepimiz doğru dürüst adam gibi adam olur, kandırılmak denen şey de hiçbirimizin hayat tecrübeleri arasında yer almazdı.

Yaşar Nuri Öztürk ve Zekeriya Beyaz gibi medyatik aydınlar yıllarca söylediler: Mezarlardan yardım dilenmek, şeyhleri aracı yapmak, tekke ve türbelere bez bağlanması dine aykırıdır. Hangi ilahiyatçıya sorulsa yanlış olduğunu söyleyeceği halde ısrarla bu insanların din adına konuşmalarla medyada gündem oluşturmaları söyledikleri gerçeklerle değil sistemin içindeki duruşlarıyla ilgilidir. Yani ortada öyle bir aydın vardır ki bu aydın çaresize saldırırken kendisini irşatçı gösterecek ve söyledikleriyle de güçlü olanın yanında olacak...

Bu zamanda insanlar savaştıklarıyla vardır ve politik duruşlarını belirleyen de sözlerindeki doğrularından daha çok nefretle karşısında olduklarıdır. Karşı olma sonrasında yakınlaşmalara neden olur ve toplumsal zorlamalara karşı toplumsal karşı çıkışlar oluşur. Bütün toplumsal yapılar kendi içinde bu çatışmalarla var olurlar hatta var olmanın nedenini de bu şekilde gerçekleştirirler.

Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz gibi insanların bu anlamda toplumdaki mütedeyyin insanlar için olumlu olarak karşılanacak doğruları toplumsal duruşlarından dolayı takdir değil antipati toplamıştır. Bu insanların savaştıkları yanlış uygulamalar değil bir inanç olmuştur. İnançlı bir insanın sorgulamalarındaki yüreklilik zayıf olana yöneltildiği için saldırılar halk karşısında değer değil hizmet ettiği düşünülen zihniyetten dolayı samimiyetsiz ve değersiz görülmüştür. Çünkü savaşlarını güçlünün adına mağdur olanların üzerinden yapmaktadırlar. Halbuki bu insanlar sözlerinden önce kendilerinin öngördüğü dindarlığın adamı olsalar; inançlarının kendilerinden ilk planda yapmalarını istediği şey halkın yanlışlarıyla değil Peygamberler gibi güçlü olanların putlarıyla savaşmaları olurdu.

Şahin Filiz de yukarıdaki isimler gibi yeni bir şey söylememektedir. Ne olduğunu söyledikleriyle değil karşı olduğuyla göstermektedir. “Hımar” kelimesine yüklediği anlam Yaşar Nuri Öztürk ve Edip Yüksel'in yüklediği anlamdır. Ayetleri de onların anladığı şekilde anlamaktadır. Dilediği gibi de anlayabilir, sorun yok. Ancak neden savaştığı anlayış yanlış anlaşılıyor dediği başörtüsü olmaktadır? Yanlış anlaşılmanın, siyasallaşmanın kötümserliğini yaparken bir aydın olarak muhalif olmayı ve eleştiriyi mağdur olanlara karşı yapmaktadır? Özgürlük savunucusu olarak bilinen ve demokratik söylemleriyle çevresinde tanınan bu insanın savaşırken kazandırmayı düşündüğü şey mağdur olduklarını yaşayarak gösterenlere yarar bir şey midir?

Müslümanların Yahudi geleneğinden etkilendiğini iddia etmiştir. Etkilenme denen şey varsa yada yoksa hangi kültürde etkilenme denen şey yoktur yada vardır? Her iddia ortaya atılırken etkilenmeden uzak mıdır? Şu var ki şovenist düşünme biçimlerinin en nefret ettiği doğulu etkilenmedir? Çünkü bu bilinç Şaman etkilenmesine gösterdiği töleransı doğunun kültürüne göstermez. Batının materyalizmine gösterdiği hatta farkında olmadan onunla düşündüğü kafa yapısını etkilenmeden saymaz.

Sosyolojiyle ilgili hiçbir çalışması olmadığı halde 28 Şubat sürecinde başkanı olduğu bölümdeki duruşuyla kime karşı ve kimden yana olduğunu ortaya koyan Şahin Filiz, son iddialarıyla hangi jenerasyona ait olduğunu daha da göstermiştir.

Demokratik toplum inançların tartışıldığı bir siyasi anlayış olmasından öte inançların kabul gördüğü bir yönetim şeklidir. İktidarın, toplumsal yapının her alanına yayıldığı ve iktidar elitlerinin halkın beklentilerine göre el değiştirdiği bir düzendir. Bu düzende aydına düşen görev güçlüye göz kırpmak değil mağdurların sesi olmaktır. Şahin Filiz üniversitedeki kariyerini düşündüğü kadar ahlakını kitaplaştırdığı dinin peygamberlerini ve mücadelelerini düşünmüş ve dert etmiş olsaydı, Kur’an üzerinden başka tartışmalar başlatabilirdi.

Başörtüsü ile oluşan "Mahalle Baskısı"nın Şahin Filiz’deki karşılığı “Mikro Faşizm”dir. Faşizm bu topraklarda Şahin Filiz’in en iyi bildiği bir uygulamadır. Bir entelektüel olarak mikro olandan daha fazla "Makro Faşizm"e karşı olması ve bunu gündeme taşımasını beklemek bizlerin de hakkıdır. Ayrıca yükselen dini duyarlılığın baskılara yol açacağı düşüncesi modern tasavvurların yanlışlanmış kehanet ve yanılgılarındandır. Kehanet ve yanılgılar üzerinden bir inancı baskı altına almak; Şahin Filiz’in arada bir, canı istediği zaman orucunu tuttuğu dinin vurgu yaptığı tarihselliğinden bakarsak Firavunların ve Nemrutun uygulamalarıdır.

Başörtüsüne Yahudi Geleneği demesi Şahin Filiz’in düşüncesidir.

Bu düşüncesiyle oluşan tavrını çok iyi bildiği Kur’an’dan ve Yahudi geleneğinden çıkarabilecek kadar da zekidir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Medyatik Olmak

Yani olacağı zaten belliydi ve beklenen de oldu. bu isim şu anda Türkiye semalarında dalgalanmaya başladı bile. Cumhuriyet Gazetesi sayın bayana sahip bile çıktı. Hem de üzerine düşeni geciktirmeden yaparak.
yahudi geleneğine bu kadar vakıfsa yol açık. zaten bu sıralar memleketi terketmek isteyenlerler varken, o da katılabilir kervana.

düzeltme

(sayın) bay demek daha uygun olur hatta en doğru olur.

Sayenizde hafızamın

Sayenizde hafızamın mahkumlar bölümüne bir isim daha eklendi.
Yıpranmış yalama olmuş eski isimler yerine, sanki yeni bir şey söylüyor gibi, yeni'sini ikame etmişler. Şimdi biz bununla uğraşacağız. Yolladığı gülleleri savuşturmaya çalışacağız.
Siz gereken cevabı vermişsiniz demeden önce, yayılmaya çalışılan "İslam korkusu"nun en büyük destek unsuru olabilecekken, bir anda bu korkuyu yıkabilecek, muhteşem görsel delildir aynı zaman da Başörtüsü. Başörtüsünün serbestliği konusunda atılacak her adım bu projeye birer darbedir.

Muhalif Duruş

Günümüz de kavram kargaşası yaşayan insanların bir türlü doğru yere oturtamadığı kavramlardan biridir muhalif olmak. Ben şuna karşıyım buna karşıyım diyerek muhalif olunabileceğini zan (!) ediyor bazıları. Hatta bir çoğu. Oysa insan yanında olduğu şeyin yanında sağlam bir duruş sergilerse zaten otomatik olarak bir şeyleri karşısına almış demektir. Sahiden muhalif olmanın hakkını verenler zaten ben şuna karşıyım buna karşıyım diyerek ortalıkta yaygara koparmamışlardır hiç bir zaman.
Kaleminize sağlık Okan Bey.

Nokta Atışı

Yazar, nokta atışı yapmış.
Atılası bir zihniyeti teşhir ederek konuyu noktalamış.
YNÖ ve Edip Yüksel'i değişik perspektiflerden de incelediğini anladığımız satırlarını okurken konuya dair de düşünmeden edemedim.

Ya hu!...
Acaba Resulullah'ın eşlerinden ve ashabın eşlerinden ve hatta tabiinin eşlerinden yani o onbinlerce kadının hiç mi birinden bir itiraz yükselmemiştir?
"Ya Muhammed!Bu yahudi geleneğini bu Allah'ın sıcağında sen kendinden mi kafamıza geçiriyorsun yoksa bu emr Allah'tan mıdır?" diye.

Hal bu ki: "Biz Muhammed'in dediklerini değil Kur'an'ın emirlerini tatbikle mükellefiz" diyen sadece Ömer veya sadece Ali değildir.Her ikisinden de defaten sadır olan sözlerdir bunlar.
Teheccüde gelen Resul'u kapıda terslemeye kalkan da uyku sersemi olsa da Ali'dir,
Resul'un sav vefa't'ından sonraki dönemde Resul'un bir eğilip kalkmasını hatta def-i hacet'ini aynen yapmaya çalışan sahabeyi "sünneti usvetün hasene değil teşebbüh ile anlamak" ve tatbike yeltenmekten dolayı dövmekle tehdit eden de Ömer'dir.r.a.ecmain.
eee?
Ömer r.anh mı bir yahudi geleneğine Kur'an'danmış gibi sahip çıkacaktı?
İlmin kapısı Hazreti Ali mi bunu bilmeyecekti?
Komik...Müddeinin geldiği yer itibariyle traji-komik...
Bununla alakalı sahih ilm ehlinin ilmi cevaplarını yakında burada yayımlamayı düşünürüm.
Nasib.İnşaallah.
Ama şu kadarını görebiliyorum ki teknik olarak bu konuyla recm bab'ı arasında bir çağrışım bir bağlantı yapılmaya çalışılıyor sanki...
Recm'i hatırlatı bana bu konu...
Değinmek gerekirse, Recm Kur'an'da yok ve Resul'un recm emri tarihsel ve lokal kabul edilebilir.Ama başörtüsü öyle değil ve bu adam sadece yahudi geleneğini tatbik ederek kelimeleri eğip büküyor...
İsnat ettiği şeyi aslında kendi sözleriyle tatbik etmekte olduğunu ispat ediyor!...
Recm ve başörtüsü konusunda kısaca diyebileceğim o ki :
Kur'an'ın aslını emrettiği ama detayına girmediği bir konuda bir muhayyerlik hakkımız olduğu muhakkaktır ve recm'den başka bir adalet yolu kullanılabilir tabiki ama başörtüsünün farziyeti muhkem ayetle sabittir.Mesele de Kur'an'a sadakattir.Kur'an'da az yerde geçiyor diye mevzuyu küçümsemek bizden uzaktır ve bu hangi alimin işidir hatırlayınız 28 şubat dönemlerini.

(Üstteki cümleye Ahzab 36 ile karşı gelmeye kalkacakların önce istikrai bir Kur'an okuması yapmalarını rica ederim.Kısaca malum, Resul'un yaşadığı dönemde kendisine vahiy gelmesi itibariyle önemi netken vefat'ından sonra kalanın misyonu yani Kur'an ve bunu pratize etmiş örnekliği olan sünnet olduğunu tesbit etmeliyiz.
Resul'u nebe(postacı) yerine koyarak Resul'un önemi kalmadı demek değildir bu bir takım kelime eğici bükücülerin üzerimize attığı iftiralarda olduğu gibi!.
İşin birazcık olsun ne idüğüne vakıf kimseler bilirler ki en ama en en en sahih hadis ve en en en sahih sünnet dahi zanni'dir yani zanna dayanır ama en en en en müteşabih ayet olsa dahi kat'i'dir ve hele ki ne ki muhkem ayettir onun hükmünü hiçbir sahih sünnet veya lafı olmaz ama yazayım hiçbir içtihad ve hatta ve hatta "bir müteşabih ayetin tevil u tefsiri" kaldıramaz!bu bağlamda değerlendiriniz bu sözü lütfen...)

Vel hasıl-ı kelam:
Hayırlı bir Şahin hayırsız bir Şahin'i deşifre etmiştir.
Allah razı olsun...

politik aydın(!)lar

bir kaç yıl önce bayanların cenaze namazında erkekler arasında saf tutup tutamayacağı tartışma konusu olmuştu. halbuki hemen herkesin evinde bulunan ömer nasuhi bilmen rahmetlinin büyük islam ilmihalinde bu konu açıkça belirtilmiş durumdaydı; kadınlar cenaze namazında erkeklerle beraber saf tutabilir. bunu aslî kaynaklardan bakarak söylemek de kimseyi aydın yapmazdı ama.

yukarıdaki yazıda isimleri geçen ve aydın olarak tanıtılan kişilerin de zaten çoğu islam kaynağında hurafe olarak geçen bazı şeyleri söylemesi onları aydın yapmaz bana kalırsa. okan şahinin de belirttiği gibi asıl olan peygamberî bir tebliğ metodu sunabilmek, tağuti düzenle ve yaşayan/yaşatılan putlaştırılmışlarla mücadele etmektir.

bazen elbette haklı olarak hurafelerden laf açılır. muhatabım, "filanca şahıs der ki türbelere gitmek, oralarda şöyle böyle yapmak islam'da yokmuş." diye çıkışır. tamam, doğru. fakat, derim o şahıs şunu da diyor mu acaba, "filanca günlerde filanca yere ya da filanca heykelin önüne gidip el pençe divan durmak neyin nesidir; bir ölüye şikayette bulunmak islamda var mıdır yok mudur" bunu da diyorlar mı acaba!

beyaz'ı, -yanılmıyorsam refahyol hükümetinin işbaşına geldiği seçimler öncesinde- çıktığı açıkoturumlardan tanıyorum. mhpli olarak refaha kinini kusarken yer etmiş aklımda. o zaman da güldürüyordu insanları kendine. ama bu kadar tanınmıyordu. birilerinin hoşuna gitmiş olmalı ki onu da allayıp pulladılar. sonra magazinlere kadar düştü. hatta otel odasında p.rno filim dahi seyrettiğini inkar etmediği günler oldu. ve bu politik, ahlaki zafiyetleri olan insan bir anda aydın oluverdi.

ya öztürk! hadisleri inkara kadar uzandı bazen. çıplak uyarıcı sıfatı ile chpde yer edindi. hani yasakların merkezi, derinlerin zaman zaman sözcüsü olan parti... sonra olmadı kendisi parti kurdu. bu daha anlaşılır bir şey elbet. ve o da aydınlarımızdan oldu.

mhp-chp demişken aklıma son seçimler öncesindeki tuncay özkanın sloganını düşürdü Mevla; "ya chp ya mhp"... aman, diyorum; aydın filan deyip de insanları şimdi de "ya öztürk ya beyaz" düşüncesine kaptırmayalım:)

ne olursa olsun ahlakı kendi bünyesinde yaşamayan yarı aydın olur. bakın, batının feylesofları bile ahlakı ve erdemi savunmuşlar, o doğrultuda yaşamaya çalışmışlardır. o sebebtendir aydın oluşları. yoksa dedikleri farklı yaşantıları farklı insanlar ancak insanlara maskara olurlar ki oluyorlar da!

yani yazının tek göze batan kısmı bence bu iki şahsa aydın payesinin verilmesidir.

teşekkürler sevgili okan şahin
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

IV. Beyaz

halk arasında bayat esprilerden biri oldu artık dört beyazdan uzak durun; un, tuz, şeker ve zekeriya... bayat ama bir o kadar da gerekli bir uyarı!

zekeriye beyaz'ın son açıklaması bu sütunlarda hararetli tartışmalara da konu olan peygambersiz Kur'an okumalarından bir pasaj sunuyor. haber şöyle, lütfen dikkat buyurun;

KURAN'DA TÜRBAN YOK

Beyaz Hoca kitabında, "Türban Kur'an'da yok. İncil'de var..." iddiasını ortaya atıyor ve şöyle devam ediyor: "Kur'an'ı Kerim'de türban anlamında açık hüküm ifade eden bir ayet bulunmadığı için bazı ayetlerin anlamlarını çarpıtarak ve manalarını değiştirerek iddialarına delil olarak ileri sürürler. Kur'an'da saç saklama örtüsü yani türban da yoktur. Aşırı bir tesettür taassubu da yoktur. Ayetlerin, anlamlarını saptırarak verilen hükümler dinen ve ilmen geçersizdir. Diyanetin tesettür kararında da maalesef ileriden beri yaygın biçimde tekrarlanan ayetlerin anlamları çarpıtma ve manalarını saptırma cinayeti aynen tekrarlanmış ve böylece diledikleri gibi tesettür taassubu gerektiren sakat hükümler elde edilmiştir..."

prof. beyaz, kelime oyunu filan yapmıyor. "e, zaten türban Kur'an'da yok; adam doğru söylüyor" demeyin lütfen. şimdiye kadar peygamber ailesi, ashab ve diğer islam toplumlarının uyguladığı bir ibadet hakkında ayet ve hadise dayanılarak verilen umum ulemanın kararları için çaptırma, saptırma, cinayet, ilmen ve dinen geçersiz, taassub gibi kelimeler kullanıyor, tesettürü yerin dibine sokuyor nerdeyse.

bunların aydınlığı mum aydınlığı kadar bile değildir. kendi diplerine ışık vermedikleri gibi başkalarına da aydınlık veremeyecek kadar nânûr/lânûr/bînûr'dur bunlar.

onlar için de duacıyız,
mevla istikamet versin
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

örtüye hımar, filize tımar nokta cemaathaber

prof.dr. orhan çeker'in açıklamalarından bir bölüm;

"Kur`an-ı Kerim’de, Nur suresi 31. ayetinde Allah Teala, “Başörtülerini yakalarının üzerine indirsinler” diye buyurmaktadır. Yakın zamanda başörtüsü münakaşalarında şöyle bir yorum yapılmıştı: Bu yoruma gel de gülme! O yorumu yapan kişi, “ayette başınızı örtün diye bir şey yok. Yakanızı, boynunuzu örtün” diyor. Şimdi eeee bunu duyunca, çok şeyler söylemek gerekiyor da hangi kelimeyi seçeyim diye zorlanıyorum gerçekten. Şimdi bu mantığa göre şöyle sorsam, o adamı görsem soracağım. ‘Pantolonunun paçasını ayakkabının üstüne indir desem, üstünü açabilirsin gibi bir mana mı anlarsın! Şu kafaya bak, mantığa bak. Arapça’da ‘hımar’ başı örten örtü demektir. Başörtüsünün adı Arapça’da noktalı ‘hı’ harfiyle hımar. Yani hımar herhangi birşeyi örten örtü değildir. Şu masayı örten örtüye ‘hımar’ denmez. İlla ki başı örten örtüdür hımar. Ayette de o geçiyor. Ve hatırlıyorsunuz Kur’an-ı Kerim’de içkiye de hamr denir hamr. Aynı kelimeden gelir. İçkiye neden hamr denmiş. Aklı örtüyor da ondan. İçki aklı çalışmaz hale getiriyor. Aklı örttüğü için, sarhoş ettiği için ‘hamr’ denmiştir. O zaman ‘hımar’ başı örten örtüdür. Baş örtme manası o kelimede esasen vardır."

devamı için...

ve bu da hayırlı olsun... cemaat.com'la alakası var? baba bir kardeşler mi? açıklama lütfen:)

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Cemaat.com - Şubemiz yoktur :)

Sevgili Ümit,

Bu yorumu yazdığım tarih itibariyle Cemaat.com sadece bu ismi kullanmaktadır. Başka bir site ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır.

Site yönetimi olarak cemaat.org, cemaat.net, cemaathaber.com ve benzeri sitelerle herhangi bir ilişkimiz yoktur.

Selametle

add'lilerin dahi dayanamadığı filiz

"ADD'nin panelinde ... bir katılımcının, ''Dinimizi öğrenmek için sadece Kur'an-ı Kerim'i kaynak alabilir miyiz'' sorusu üzerine Filiz, ''Kur'an-ı Kerim sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek gerekir'' dedi.

Bunun üzerine bir katılımcının, ''Biz buraya dinimizle ilgili bilgiler edinmeye geldik. Ama siz bizi Peygamberimizden ve dinden soğuttunuz. Kur'an-ı Kerim'in tek başına kaynak olup olmayacağını alkollü bir örnekle açıklayamazsınız'' şeklindeki sözleri üzerine salondaki dinleyiciler arasında tartışma yaşandı. Tartışmanın büyümesi üzerine, konferansa son verildi. AA"

filiz'e ve sahib çıktığı düşünceye addliler dahi dayanamazken bizden dediklerimizin zaman zaman aynı doğrultuda beyanat vermesi ne kadar da acı bir ironi.

bilvesile okan şahin'e acil şifalar diliyorum. geçmiş olsun!
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

çelişki

y.n.öztürk'ün kur'an yeter anlayışını dillendirdiği zamanlarda necef uğurlu, ben yaşar nuri beye katılıyorum bunun içinde kur'anı anlamak için onu okumuyorum diyerek iddialarındaki çelişkiyle dalga geçmişti.

kur'an yetiyorsa o kadar kitabı y.n.ö neden yazıyor değil mi?

selamlar

İlahiyatçılara ne gerek var!

Sadece Kur'an yetiyorsa ilahiyatçı denen insanlar ne işe yarıyor,İlahiyat fakülteleri ne iş görüyor."Sadece Kur'an yeter" diyenlerin derhal ilahiyatçılığı bırakıp başka mesleklere yönelmeleri gerekir.Tıpkı "Herkes kendini tedavi edebilir" diyen doktorun doktorluğu bırakması gerekeceği gibi.Kendi işmizi kendimiz görebiliyorsak size ne ihtiyacımız var ki!

http://www.karakalem.net