renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sahte Medeniyet

Garb medeniyeti sakat. Kurbanları bunu söylüyor. Ardında kan ve gözyaşı bırakıyor. Hayatları doğruyor.
Garb medeniyeti cellât. Beni âdemin iç dünyasını tarumar etmiş. Sessiz figanlar var derunlarda.
Bu medeniyet hayata kıyıyor. Kurbanı hayat.
Onun tek dişi kalmamış hayır. Bütün dişleri var. Sırtlan dişlerine sahip. Biçarelere acımıyor.
Aldatıcı bir medeniyet... Cennet vadediyor yalnız aldananları cehenneme sürüklüyor.
Garb medeniyeti bu kürenin bahtsızlığı.
Katı yürekli, merhamet bilmez, kindar ve gözü kanlanmış karanlık ruhlu bu medeniyetin saltanatı, yeryüzünden saadeti kovdu.
Garb medeniyeti ruhsuz. Tamamen madde. Ruhu görmüyor. O yokmuş gibi hareket ediyor.
Ruh, bu medeniyetin saltanatında, zincirli... Onun dünyası alt üst edildi ve yıkıldı. Kendisine yaşayacak bir ortam bulamıyor. Vatansızlaşmış ruh. Mekânsızlaştı. Mesken arıyor. Sürgünlü gibi.
Madde tam diktatör olmuş. Her yerde o var. Ona aşinalığı olmayan hiç mesabesinde.
Madde mihenk olmuş. Değerleri o dağıtıyor. Onun beğenmediği münzevilikten kurtulamıyor.
Bu medeniyet topal... Tek bacaklı. Yalpalıyor.
Kurbanlarının kanları; derya… Figanları; kulakları sağırlaştırmış.
Bu sahte medeniyet hayat biçiyor. İstikbal öldürüyor. Tek şansı heder ettiriyor. Bir zalim.
İşin garibi insanın o meftuniyeti. Ona âşık olmuş Beni Âdem. Onun bendesi olmaktan zevk duyuyor. Ondan aldıklarına bakmıyor. Gasp ettiklerine ve çaldıklarına…
Elimi ondan aldıklarına karşılık ona hiçbir şey vermiyor bu acuzevari makyajlı medeniyet.
Maddeyi mi veriyor. Hayır. O kadar pahalı lütuf ediyor ki maddiyatı, kendinden haberli biri, kesinlikle o mutayı kabul etmez. Madde karşılığında hayatımızı alıyor ve ruhumuzu en kötü prangalarla zindanlandırıyor.
Deccal insanları meshur edecekmiş. Yalanlarla onları kendine meftun edecekmiş. Olmayan şeylerle Beni Âdemin büyük bir kısmını kendine bende edecekmiş.
Bu sahte medeniyet deccalvari. Bendeleri sayısız. Meshur ve meftunları da.
İnsan, yalana inanmaya, doğruya göre daha meyyal.
Putlara âlemler tapmış. Taş putlar, nesillerin kanlarını içmiş.
Hakka davet içinse, seçilmiş nebiler gönderilmiş. O insanların bütün üstün vasıflarına rağmen işleri istedikleri gibi yürümemiş. Canlarından olanlar olmuş.
Doğruyu peygamberler sevdirmekte zorlanmış. Samiri ise bir kaç kelimeyle Beni İsrail'i altın bir buzağıya secde ettirmiş.
İnsan yalana inanmaya daha yatkın. Ona neredeyse aşkla koşar ama doğrular onda sayısız şüphe doğurur.
Garbın medeniyetine olan aşkımızda da bu var. Ona sevgimiz onun doğruluğunun alameti değil. Hükmü, haklılığından gelmiyor.
Beni Âdem şanssız... Ruhu tanımayan bir medeniyet sultan oldu. Çirkef bir medeniyet her yerde hüküm ferma… Binlerce ruh temsilcisi, bu ucubenin karşısında dayanamadı, boynunu büktü, neredeyse savaşsız ve yassız yok oldu gitti.
Bu medeniyet kudretini süfliyetten alıyor. Cazibesi, hayvani hisleri tatmin etmekten geliyor.
Hak, tarihin her döneminde boynu bükük olmuş. Ezilmiş, zindanlanmış. Sesi az çıkmış hakkın.
Güç hiçbir zaman meşrutiyet demek değil.
İnsanoğlu tahta çıkardığının maktulu… Güçlendirdiği tarafından eziyete uğruyor.
İşin kötüsü; bu sahte medeniyetin alternatifsizliği… Bu cadıvari tarzın, mahza insaniyet addedilmesi. Ona itirazın, insaniyete baş kaldırıyla eş görülmesi.
Bu sahte medeniyet bir fırtına gibi yayıldı. Boran ve tufan gibi... Önüne çıkanı yerle bir etti. Sildi ve süpürdü. Sahiplerinin büyük kudreti, ona haklılık da veriyordu.
Bu yalan medeniyet bizi bizden çaldı. Bir yarımız boş şimdi. Ve onu dolduramıyoruz. İnsanlar bu sahte medeniyetle kaybettiklerinin peşine düşmeliler. Dünyanın her tarafında onu aramalılar.
Bu zalim her yerde var. Ondan korunmak çok zor...
Bu zalimden halasın tek çaresi var. İslamlar. Bu hırsızın tek alternatifi İslamlar'da var. Ama bunun için Akif'in şu mısralarla tarif ettiği halden kurtulmaları gerekiyor İslamların.

“Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? ” diyorlar. Gördüğüm yer yer
Harap iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler,

Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar,
Buruşmuş çehreler, tersiz alınlar, işlemez kollar;

Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar.
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar;

Tegallüpler, esâretler, tahakkümler, mezelletler;
Riyâlar; türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler;

Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar;

Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar;
“Gazâ” nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar;

Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrûmu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar!...

Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perîşan yurda başvurdum. "

Hem bu hal Akif'in zamanına has bir şey sanılmamalı. Günümüzde de durum pek değişmemiş. cemaat.com'da Şarkın bugününden haber veren Seyhan Sevinç'in yazıları mevcut... İsviçre Gezi Notları'ndan sonra Kahire Notları'nı okurken hüzünlenmemek mümkün değil. Garp Akif'den bu yana değişmemiş. Veya Ziya Paşa'dan. Ziya Paşa meşhur bir beyti var:

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm

Zamanımızın Şark ve Garbını yazan Seyhan Sevinç'in yazılarında da aynı durum var. Garp, hala kaşaneler diyarı, Şark'ta hala fukaralık var. Şu cümleler Sevinç'in: "Nil'e kavuşan küçük bir ırmağın üzerinden geçerek tali yolda ilerlemeye başlıyoruz. Geçtiğimiz yerlerdeki manzaraları merak ve şaşkınlık arasında duygularla izliyoruz. İnsanlar olabildiğine fakir ve etraf olabildiğine temizlikten nasibini almamış."

Bir de İsviçre için yazdığı cümlelerine bakalım: "Beyaz bulutların arasından yeryüzüne baktığımda belleğime kazınan ilk imaj şu oldu: Kıvrıla kıvrıla giden bir nehir, suyun hemen kenarına kurulmuş düzenli köyler ve o köylerdeki yüksek çatılı evler. Ve tabii ki o evlerde yaşayan mutlu insanlar!

Tasvir etmekte asla başarılı olamayacağım kadar güzel evler vardı, Alp'lerin kenarına ilişiveren. İlişi veren diyorum çünkü, baktığınızda o kadar estetik bir bütünlük içerisinde ki bütün tablo, ister istemez kendi kendinize, "Bir ressam bu müthiş tabloyu oluşturan bu figürleri tek tek yapmış, sonra da buraya iliştirmiş!" diyorsunuz."

Fazla uzatmaya gerek yok. İki kutbun halleri çok uzun zamandır böyle. Peki bu derece haraplaşmış Şarktan, âleme can verecek bir pınarın kaynayıp, etrafını yeşillendirmesi mümkün mü? Çok zor. Hayat için bir nefese muhtaç olan bir beldenin hayat verecek fidanlar yeşertmesi mümkün değil? Şark bugün hasta, bizar… Sıtmalı gibi. Hayat bulutlarını, semasından, çölleşmiş diyarlara gönderemez. O zaten öyle bulutlardan mahrum. Yalnız o cevher Şark'ın genlerinde medfun. Bir silkinse, diriliğinin meşum Batıl(l)ılaşmayla olmayacağını öğrense, asıl sebeb-i hayatının o uğursuz Batı(l) aşkı olduğunu kavrayabilirse, o gün cihan, menfur zalim bir medeniyet olan Garb'ın tek olmadığını, alternatifi olduğunu görecektir.

İnsanlığın bugün farklı bir medeniyete ihtiyacı var. Ruhunu ihmal etmeyen, ona da hitap eden, hayatı yalnız süfli bedeni hazlardan ibaret saymayan, kendi içindeki dengeyi insana da yansıtarak ona böylelikle huzuru verebilecek bir medeniyete bugünün insaniyeti çöl susamışı kadar muhtaç.

İnsaniyet farkında olmadığı bir arayışın içerisinde… Ruhunda fırtınalar var, huzursuzluk ve sükûna varma ihtiyacı. Yalnız bir çare bulamıyor. Çünkü günümüzde tek tarzı hayat var sanılıyor. Batının yaşayış biçimi… Alternatifi mücessem olarak ortada olmadığından yok zannediliyor. İslam'ı öneremiyorsunuz Müslümanların hal-i pür melalinden dolayı. Kendine hayrı olmayana, muhtaçları çağırmak saçma. Deneseniz de zaten başarılı olmanız çok zor.

Tekel her yerde zulme sebeptir. Tek kültür de insanı bizar etmiş durumda.

İşin ilginci veya elimi insanların bu acuzeye aşkı… Fedailikten zevk almaları… Kendilerini kaptırmaları.

Garp bugüne kadar insanlara iyi bir şey vermemiş. Tarihinde katliamlar var. Zulümler, soymalar, yakıp yıkmalar. Sömürgeler. Kendi menfaati için dünyayı ateşe atmalar.

İnsanların zenginliklerini çaldı ve onlara pespayeliğini akıtıyor. Güzellikleri gasp ediyor. İğrençlikleri dağıtıyor.
Tarih böyle zalim, bencil ve hep kendine alan başka bir fatih görmedi.

İnsaniyet bir limana muhtaç… Fırtınadan perişan. Sığınak arıyor. Ona aradığını da sadece İslam sunabilir. Ne yazık ki Müslümanların bugünkü halleri İslam’a menfi olarak yansıyor. İslam mahfuz kalacağı vaat edilmiş bir elmas ve öylece de kalmış. Yalnız Müslümanların kendilerine bir çeki düzen vermeleri gerekiyor. Onları bu hale getiren dini lakaytlikten, cehaletten ve esareti beraberinde getiren Batı(l) aşkından uzaklaşmaları lazım. Özlerine dönmeleri, kaybettikleri cevheri orda aramalı ve bulmalılar. Buna mecburlar. Hem kendileri, hem de dünyadaki diğer mazlumlar için.

İnsanların bir alternatife ihtiyaçları var. O hem ayna olacak. Hem de başka bir şık, durumlarını daha sağlıklı değerlendirmelerini sağlayacaktır.

İnsanları bu süfli medeniyetten kurtulmaları elzem. Bu her şeyi tahrip eden muzırdan her şeyi halas etmek gerek.
Tüm dünyanın huzuru için bu geciktirilemez bir zaruret.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

savunmacı refleks

selamun aleyküm

yazınızı savunmacı refleks üzere inşa etmiş olduğunuzu yazmak istedim. islam'ın üstünlüğünü batının kötülüğüne bağlamak ne derece doğrudur. her çıkmaz sokağın başına batının bir durak inşa ettiğini söylemek batıyı doğru anlamamızıda engelliyor. birilerini topyekün düşmanlaştırmak ve şeytanlaştırmaktan sonra alternatifsizleştirmek tarihin sonunun geldiğini iddia edenlerin iddialarına boyun eymektir.

akifin yazdıkları yerini muhafaza ediyorsa bunu batının kötülüklerine bağlamak savunmacı refleksin devam ettiriliyor olması demektir. bundan vazgeçilmediği takdirde 100 yıl sonrada aynı şeyler yazılacak. tıpkı 100 yıl önce aynı şeylerin yazılıp söylendiği gibi.

batıya yüklediğimiz tüm kötülüklerin karşılıkları bizde yok mu? ve bu biz bir batı oluşmamışken varlık alanında boy gösteren değil midir?

o halde put ve putçu zihniyet, ruhsuz insan bedenleri, madde tapıcıları, altından olmayıpta diğer buzağılara tapıcılık, diktatörler, zalimler, ademin toprağında ademsiz kalmalar...

batı yokken bizi ademin evinden ve kalbinden sürgüne gönderen şeyi görelim.

tarihi ve kişileri putlaştırarak ümmeti çıkmaz sokaklara götürenleri es geçip müslüman zihni yanlış odaklara yönlendirmek sorunları çözmek değil sorunları çoğaltarak derinleşmesine, kök salmasına sebebiyet vermektir.

durumu yazmak istedim

aslında bir durumu, görüp rahatsız eden bir hali yazmak istedim. tabi insan her zaman hislerinin farkında olmuyor. ama savunmacı bir refleksle yazılmışsa, galiba o da halden etkilenmiş. bugün İslam medeniyetinin saldırı ve hücuma mecali pek yok gibi. hücumu geçelim, savunmayı bile görmek sevindirecek çünkü o da bir direnme azmine işaret. ama ne yazık ki o da umumen görülmüyor.
aslında akif'in yazdıkları bugün onun zamanındaki kadar olmasa da devam ediyor ve bunda batının kötülüklerinin etkisi fazla. hiçbir medeniyet batı kadar müdahaleci olmamış. bunu ortadoğuda her an ve yerde varlıklarını müşahade ettiğimiz elleri bize ispatlıyor. yüzyıl sonra aynı şeyleri görmemenin çaresi sadece savunmacı refleksten kurtulmak değil, kendinin farkına varmak ve bazı şeylere azmetmektir.
şüphesiz biz de per u pak değiliz ama batı kadar -şükür ki- kirlenmemişiz. dinimiz buna engel.
batı zincirlerinden kurtulmuş bir vahşi hayvan gibi. ve bu uzun süredir devam ediyor.